Yapay Zekâ Çağında Okumak Hayatımızın Neresinde? (Türkiye'de Kitap Okuma Oranlarının Düşüşü ve Bu Düşüşün Çözüm Yolları Yazı Dizisi 19)

Fikir Yazıları - Prof. Dr. Faik Kanatlı

Anadili eğitimi ve/veya yabancı dil eğitimi alanında çalışan veya bunlara kafa yoran herkesin yolu mutlaka okuma sorunuyla kesişir. Hele uzun yıllar hem anadili eğitiminde hem de yabancı dil eğitiminde aktif görev yapan biri olarak benim okuma sorununa kafa yormama şansım ve hakkım yok. Böylesi bitimsiz ve dolayısıyla çözümsüz sorunları her irdeleyişimde yaptığım ilk şey, tekrara düşmemek için daha önce yaptıklarıma göz atmaktır. Böylece söylenmiş olandan söylenmemiş olana geçiş olanağı buluyorum. Bu da alansal kesintisizliğe ve aşamalılığa hizmet ediyor. Bu yazının oluşum sürecinde de bu alanda önceki yaptıklarımı ve yapılanları gözden geçirdim. Okuma alanında yazılıp çizilenler genelde okuma kültürünün nasıl kazandırılabileceği ve geliştirilebileceğine yönelikti. Özellikle her şeyin anahtarı olarak görülen okuma yetisinin nasıl geliştirileceği, okumaya ilişkin çalışmaların odağındaydı. Bu bağlamda, metin türlerine göre okuma stratejileri geliştirmek ve okunana mesafe koyarak eleştirel okumak gerektiği vurgulanıyordu. Ben de benzer konularda yazılar yazdım ve konferanslar verdim. Bunlardan biri, hem makale olarak yazdığım hem de konferans olarak sunduğum “Eleştirel Okumak hayatımızın Neresinde?” başlığını taşıyordu. Ancak özellikle 2020’den sonra yapay zekâ hayatımızda daha belirgin bir rol oynamaya başladıktan sonra hayatın her alanında savrulmalar yaşanmaya başladı. Belki de ilk kez okuma kültüründeki yitime ilişkin kafa yormaya başladı sosyal bilimciler. Acaba söz konusu savrulmalar okuma kültürünü ve okumanın hayatımızdaki yerini nasıl etkiledi, etkiliyor veya etkileyecek? Sanırım günümüzde okuma alanında en çok sorulan sorulardan biri bu, çünkü eğitimin geleceği de bu sorunun yanıtlarında saklı. Yazı, sözü edilen soruya yanıt bulma arayışına davet ediyor.

Teknoloji ve yapay zekâ alanındaki tüm gelişmelere karşın okuma halen eğitimin odağındadır. Başka bir anlatımla, okuma yetisi halen eğitim süreçlerinde belirleyicidir. Hurrelmann’a (2002) göre okuma yetisi; bilişsel temel yeteneklerden, çözümleme yeteneğinden, öğrenme stratejilerine ilişkin bilgilerden ve okumaya ilgiden oluşur. Okuma, okuma kültürü ve okuma yetisine ilişkin olası tehditleri belirleyebilmek için okumanın işlevlerini belirginleştirmek gerekir. Önceki okumalarımdan ve kaynakçada sunduğum kaynaklardan yararlanarak okumanın bütüncül resmini sunan çıkarımlar yapmaya çalışacağım. Böylece her okur, yapay zekânın okumanın hangi işlevlerini tehdit edebileceğine ilişkin kendi çıkarımlarını yapabilecektir:

-Okumak, dilsel doku/örgü olarak metnin insana dokunmasına izin vermektir.

- Okumak; duyusal, ruhsal ve zihinsel bir dokunuştur. Dokunmanın işteşliği, dokunmayı ve dokunulmayı, yani etkileşimi kapsar.

- Bir karşılaşma olanağı olarak okumak, buluşmaya ve bulaşmaya erişebildiği oranda kalıcılaşır ve okuru değiştirir.

- Bir özgürleşme ve özgürleştirme alanı olarak okumaya, zamanın özgürce biçimlendirilmesi de dahildir.

- Okumak; kendini, çevreni ve dünyayı anlamaya dönük kapı açmak ve bunlar arasında köprü kurmaktır.

- Okumak, tarihsel-kültürel değişimlerin deneyimlendiği bir eylemdir.

- Anlamak olarak okumak, ufukların kaynaşmasını gerektirir. Anlamanın devredilemezliği, anlamak olarak okumayı sürekli kılar.

- Okumak başkasının beyniyle düşünmektir (Jorge Juis Borges), başkasının beynini ödünç almaktır.

- Okuma, duygu ve düşünceleri onarma ve kendini aşma sürecidir.

-Okuma, okuma süresiyle sınırlı değildir. Anlam arayışı okuma ediminden sonra da devam eder. Bu etkinin ne kadar süreceği okura, okunana ve okuma iklimine bağlıdır.

- Okumadan sonra, başka bir mekândan döner gibi kendine döner insan, hem aynı kişi olarak kalır hem de tam olarak aynı kişi değildir (Schmid 2019).

- Dinginlik alanı olarak okumak; hızdan kaçınmaya, uzak dünyalara dalmaya, ufkunu genişletmeye ve kendine zaman ayırmaya olanak sunar.

- Okumak; kültürler, zamanlar ve mekânlar arasında serbest dolaşım hakkı elde etmektir.

- Ödev odaklı okumalar eğlenceli olmadıkları için hem kalıcı olamaz hem de bireysel gelişime katkı sunamazlar, bu yüzden ödev ya da görev olarak yapılan, dıştan belirlenen okumalarla sınırlı kalan hiç kimse aydın olamaz.

- Karakter inşa etme süreci olarak okumak, okurdan başkasını gözetmeyi ve başkasının onunla eşit haklara sahip olduğunu içine sindirmesini talep eder.

Yazının kapsamı gereği 15 maddeyle sınırlı tutuğum saptamalarda okumanın; metinle etkileşim, zihinsel dokunuş, başkayla buluşma, başkaya açılma, başkasının penceresinden kendine bakma, özgürleş(tir)me, farklı kapılar açma, değişimi ve gelişimi deneyimleme, empati kurma, eleştirel düşünme, duygu ve düşünceleri onarma, dinginleşme, ufuk çeşitliliği sunma, kültürlerarası dolaşım, karakter inşa etme, boş zamanı değerlendirme gibi işlevleri ön plana çıktı.

Artık Engemann’ın (2025) “Okumanın Geleceği” ve Riethmüller’in (2019) “Okuma Kültürü Değişmekte” makalelerinden esinlenip günümüzün resmini çekerek herkesin kendi çıkarımını yapmasını umabiliriz:

• Boş zamanı değerlendirme olarak okuma, neredeyse artık yok, yani okumanın eğlendirici işlevi zayıflıyor.

• Uzun zaman ve yoğun düşünme gerektiren yazınsal, bilimsel ve felsefi metinlerden uzak duruluyor.

• Artık metinleri başkaları seslendiriyor, hatta yorumluyor, bu kişiye zaman ve hareketlilik kazandırıyor, ama okuma bir tür dinlemeye dönüşüyor.

• Soyutlama düzeyi düşük metinler tercih ediliyor, bu da zihinsel tembelliğe sürükleyebiliyor.

• Hızlı yaşam hızlı katılımı gerektirdiği için yoğunlaşmayı ve derinleşmeyi gerektiren kitaplar yerine, daha az çaba gerektiren diziler tercih ediliyor.

• Artık okumamak sosyal-kültürel bir statü kaybına neden olmuyor. Kitap okumamak bir eksiklik olarak görülmüyor, ama hala kitaplara bir sempati var.

• Okuma süresinden çok, okumanın niteliğinde düşüş var. Nitelikli okuma ve okur sayısındaki sürekli düşüş, zamanla farklı fikirlerin üretilmesini kısıtlayabilir.

• Kitaplar halen hızdan kaçınma anları, uzak dünyalara dalmak, ufkunu genişletmek ve kendine zaman ayırmak olarak özleniyor.

• Her şeye rağmen halen derinlemesine okumak, güvenilir bilgi ediniminin en önemli biçimidir.

• İnsan sürekli sosyal medyada hızlı etkilere maruz kalıyor ve ona hemen bu etkileri işlemesi gerektiği dikte ediliyor. Bu insanın doğasına aykırıdır, çünkü insan neyi, ne zaman, hangi hızda okuyacağını belirleyebilecek yetkinliktedir.

Okuma kültüründe köklü bir deyişimin olduğu hemen herkesçe görülüyor, hızlı değişimin sancısı çekiliyor. Başkasının söylediğini anlamak da bir tür okuma olduğuna göre, okuma kültürünün bütünüyle yitirilmesi söz konusu olamaz, çünkü hiç kimse başkasının yerine anlamaz. Öyleyse okumanın yarattığı ve yaratabileceği farkındalık, kamusal yaşamın her alanında daha görünür kılınmalı ve özendirilmelidir. Unutmayalım ki hız, dinginleşmeye erişmeyi hedefleyen bir eylemdir.

Kaynakça

Engemann, Ch. (2025): Die Zukunft des Lesens. Matthes&Seitz Verlag, Berlin

Hurrelmann, B. (2002): Leseleistung-Lesekompetenz. In: Praxis Deutsch 176, S. 6-18, Friedrich Verlag, Seelze

Riethmüller, H. 2019: Lesekultur im Wandel-Essay. In: www.bpb.de › shop › zeitschriften

Schmid, W. (2019) Dokunmanın Gücü Üzerine. Çeviren Tanıl Bora, İletişim Yayınları, İstanbul