Para Felsefesinin Temeli Olarak Stan Husi’nin Toplumsal İlişki Yaklaşımı

Felsefe-Mantık - Prof. Dr. Muhammet Özdemir

Dünyanın gelişmiş bölgelerinde ve ülkemizde felsefenin uygulamalı alanlarından birisi de etik veya ahlak felsefesidir. Bu alanda uzmanlaşmış olan ve Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi Felsefe Bölümünde görev yapmakta olan orta yaştan filozoflardan Stan Husi’nin 2019 yılında yayınlanmış olan “Para ve Ahlak: Bir Yanlış Anlama Meselesi” başlıklı makalesi etik veya ahlakın esas itibariyle pratiğin ve 21. yüzyıl gelişmeleri gözetildiğinde toplumsal deneyimlerin baz alınarak içeriklendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Husi, makalesinde “toplumsal tez” dediği bir yaklaşımdan söz etmekte ve etiğin doğru ve pratik sonuç almaya yönelik içeriklendirilmesinin bu tezle gerçekleştirilebileceğini ifade etmektedir. Ona göre felsefenin ahlak ile ilgili olarak yapması gereken toplum bilimin (sosyoloji) verilerini göz önünde bulundurmak ve yorumlamaktır. Çünkü ahlaki ilkeler ve idealler aslında toplumsal alışverişlerin açığa çıkardığı normlar ve kurallar olup söz konusu kuralların kendileri belirleyici olmayıp burada asıl belirleyici olan toplumsal alışverişlerdir. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi modern zamanlarda bazen ola geldiği gibi teorinin pratiğin çok arkasından gelmesine ve ortak/gerçek yaşamı ıskalamasına yol açabilmektedir. İnsanlar kendi gereksinimlerini zamanında, doğru ve yeterli gideremeyen bir bilgi veya disipline yaşamlarında neden yer vermek istesinler?

Husi’nin argümanı sosyolojinin felsefe haline getirilmesi demek olmayıp burada ona ait verilerin felsefenin pratik ve pragmatik işlevi üzerinden analiz edilmesi demektir. Felsefe kavramlar ile deneyimler arasındaki anlam ilişkilerinin değerlendirilmesi olup kamusal nitelikte ve toplumdan takdir karşılığı beklenen felsefe yapmak ile pratik varlıkların anlaşılabilmesi kastedilmektedir. Bu bağlamda Husi, etik kuralların aslında sosyal ilişkilerin bir bağlamı, içeriği ve neticesi olduğunu; söz konusu sosyal ilişkilerin de kavrandığı veya özdeşleştiği kavramın para olduğunu ve dolayısıyla ahlak felsefesi veya etiğin geçerli, doğru, pratik, verimli ve tutarlı yapılabilmesi için felsefenin paraya yoğunlaşması gerektiğini saptamaktadır. O, paranın hep bir meta olarak yanlış anlaşıla geldiğini, oysa paranın toplumsal bir kurgu, bir iletişim ve ilişki içeriği, bir çalışma ve üretim dolayımı ve aslında toplumsal yaşamın bir izleği olduğunu saptamaktadır. Paradan kastedilen aslında ceplerimizde taşıdğımız banknotlar veya banka hesaplarımızda tuttuğumuz rakamlar ya da altın vs. değildir. İnsanlar arasındaki karşılıklı bütün ilişkilerin meydana getirdiği kurallılık ve tutarlılığa pratikte para ile işarette bulunulmaktadır. Ahlaki kurallar insanların birbirleriyle oluşturdukları karşılıklı borçlanma ve beklentilerin kapsayıcı bir neticesi olduğu için toplumsal pratiklerin incelenmesi ahlaki bağlamların incelenmesi olmakta ve söz konusu pratikler de aslında parayı meydana getirdiği için paraya yoğunlaşılması gerekmektedir. Muhtemelen Husi’nin demek istediği günümüzde bir insanın banka kartıyla yaptığı harcamaların onun kişisel ve kamusal dünyası hakkında çok fazla fikir verebileceği, ama esas olanın da bu olmayıp insanlar arasındaki karşılıklı ilişkilerin doğasının insanların düşünceleri veya tekrarladıkları genellemeler (kavramlar) yerine emekler, borçlanmalar ve beklentiler olduğu; bütün bu emeklerin, borçlanmaların ve beklentilerin para demek olduğudur. Günümüzde ve çok uzunca bir süredir insanlar arası ilişkilerin anlaşılabileceği en pratik kavram paradır.

Stan Husi’nin söyledikleri doğru anlaşılmadığında yadırganabilir. Çünkü bir taraftan teorinin pratiğin gerisinde kalmasından söz etmekte, bir taraftan felsefenin pratik olmakta gecikmesinden söz etmekte, bir taraftan “sosyal tez” ve toplumsal ilişki yaklaşımını anlatmakta, bir taraftan paranın sosyal ilişkilerin bütün kurgusal içeriği olduğunu saptamakta, bir taraftan etiğin sosyal ilişkilerin bir neticesi olduğunu dile getirmekte ve diğer bir taraftan da ahlaki doğruların geçerlilik ve tutarlılıklarının anlaşılabilmesi için –metaetik bağlamda- paraya yoğunlaşmak gerektiğini savunmaktadır. Burada insanın kendisinin parayı var ettiği ve dolayısıyla paradan üstün ve ondan önemli olduğu söylenerek bir eleştiride bulunulabilir. Ama Husi muhtemelen buna bu eleştirideki cümlede gerçek insanın değil sadece insan kelimesinin üstün ve önemli olduğunun söylendiğini, bunun pratikte gösterilerek başka insanların da ikna edilebileceğini ve bu türden argümanları öne sürenlerin hem maaşlarından veya kazançlarından şikâyet etmemeleri gerekebileceğini ve bütün insanlara güvenirken şart koşmamalarının gerekeceğini dile getirerek cevap verebilir. Başka insanlara güvenirken ve ilişki kurarken kendini önemseyen ve emeğine karşılık isteyen bütün insanlar toplumsal ilişkinin doğasını para üzerinden kavramış olmaktadırlar. Bu kadar hayatın içinde ve her yerinde olan bir kavramı konuşmayı ve onunla ilgilenmeyi reddetmek hayatın kendisini reddetmek demek olmayacak mıdır? O zaman bir şeyi bir başka şeyden ayırt etmenin ölçüsü sadece kelimeler ve tek taraflı iddialar olmayacak mıdır? Eğer bir insan hayatın içeriğini konuşmayı bilinçli olarak reddediyorsa onun amacı veya yönelimi ahlaki olabilir mi? Hangi insan kendi istedikleri olduğu halde başkalarının istediklerinin üzerini örterek sadece olumlu imajlara sahip kelimeleri tekrarlamakla yetinebilir? Husi’nin cümleleri ve değerlendirmelerindeki bileşenler bunları akla getirmektedir.

Kuşkusuz Stan Husi’nin analizleri tartışılabilir görünmektedir. Çünkü CTRL+F ile tarandığında makalede “money” (para) kelimesi tam 152 kez geçmektedir. Günümüzde bu yaklaşımı benimsemek çok zordur. Husi makalesinde paranın doğası ile ahlakın doğası arasında aşağıdaki paragrafta görünen şekilde bir benzeşim kurmaktadır:

“Paradan ahlaka geçerken; işleyen bir toplumsal pratik olarak ahlak ile ona dair felsefi açıdan yaygın yorumlar arasında benzer bir uyumsuzluk bulduğumuzu iddia ediyorum. Sosyal tez, ahlakın doğasına dair yaygın kanaatlerle oldukça derin bir biçimde çatışmaktadır. Pek çok felsefecinin bakış açısına göre bu çatışma, bizi ‘farklı türden bir ahlaka dair pratik temelli bir açıklama’ ile ‘ahlaka dair farklı türden bir açıklama’ arasında seçim yapmaya zorlar. Felsefi terminolojiyle ifade edecek olursak; ya ‘asıl gerçeklik’ yerine yalnızca bir toplumsal pratik olduğunu keşfettiğimiz varsayımıyla ahlak hakkında hata kuramcısı olmalıyız ya da ahlakın bir toplumsal pratik olamayacağını kabul ederek ‘asıl gerçekliği’ onaylamalıyız. Ancak böyle bir seçim yapmak zorunda olduğumuzu varsaymak bir hatadır. Özellikle İspanyolların paraya dair o zararlı yanılgısının, bizim ahlaka dair mevcut yanılgımızla benzer olduğuna inanıyorum. Bizler de tıpkı onlar gibi, sistematik olarak yanlış yorumladığımız bir toplumsal pratiğe az çok başarılı bir şekilde katılım gösteriyoruz. Bu yanlış yorumu düzelttiğimizde ve ahlakı bir toplumsal pratik olarak görmeye başladığımızda varmamız gereken sonuç; ahlak diye bir şeyin olmadığını keşfettiğimiz değil, aksine ahlakın gerçekte ne olduğunu tam olarak takdir edememiş olduğumuzdur.”

Eğer Husi’ye bir cevap verilecekse bunun pratik felsefe içerisinden yapılması ve toplumsal deneyimler ile bu deneyimlerin gerçekçi ve işleyen mantığı arasındaki ilişkiye en az Husi kadar mesai ve vakit ayrılması gerekmektedir. Aslında böyle bir eleştiri mümkündür ve Husi’nin analizi geliştirilebilir görünmektedir.