ÖZ TERAPİ’DEN ZAMANSIZ AŞK GÜNLÜKLÜKLERİ’NE VE İÇİMİZDEKİ YUVA’YA-1

Fikir Yazıları - RASİM BAKIRCIOĞLU

GİRİŞ

Bu üçlemenin yazarı Yeşilyaprak, yoğun akademik çalışma sürecinde, yaşam enerjisinin (libidosunun) cinselliğe yönelik yanını neredeyse yok saymışa benziyor. Kendisine aşkla bağlı bir “Arkadaş”ı var; ama kendisi ona, benzer bir duyguyla bağlı değil. Buna karşın onunla birlikteliğini sürdürüyor. Arkadaş’ı, onu yitirmemek, dahası mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Her fırsatta onu armağanlara boğuyor; ama Yeşilyaprak, ona içten bağlanamıyor. Yazar, bu nitelikteki birlikteliğini sürdürmesinin nedenlerine tam bir açıklama getirmese de belli ki bu yolla kimi gereksinimlerine doyum sağlıyor.

Yeşilyaprak’ın uzunca bir süre yok saydığı yaşam enerjisi, yoğun mesleksel etkinliklerinin son bulduğu emeklilik yıllarında, “Ben, bütün gücümle buradayım ve doyum bekliyorum.” diye sesini yükseltiyor. Bu sesin etkisiyle yazar, pandemi dönemindeki eve kapanma olgusunun sağladığı zaman aralığından yararlanarak yetkin meslek (psikolojik danışmanlık) bilgi ve becerilerini bu kez “kendi kendine ruh çözümleme”de kullanmaya girişiyor.

Tam bir kararlılıkla sürdürdüğü bu zorlu sağaltımın sonuçlarını büyük bir cesaret örneği göstererek Öz Terapi-İçsel Bir Kazı- adlı yapıtı ile gözler önüne seriyor. Bu yapıtıyla yazar, sağlıklı yaşamamız için doğal yazılımımızla toplumsal yazılımlarımız arasındaki uyuşmazlıkları gidererek bize, özgür bir yaşama nasıl kavuşabileceğimizi gösteriyor. Kimsenin ele alma cesaretini gösteremediği konulara neşter vurmanın öncülüğünü yaparak ortaya çıkardığı bulgularla, kendini özgürleştirdiği gibi bizim de kendimizi ve başkalarını tanımamız konusunda bilinçlenmemize yardımcı oluyor.

Kişisel yazılımlarına aykırı toplumsal yazılımlarını deşelediği çalışma sürecini ve vardığı sonuçları içeren bu kitabını bin türlü kişisel, yasal engeli, sakıncayı, yaşadığı türlü kaygıları sollayarak yayımlamış olmasına karşın yazar, anlattıklarına ilişkin duyduğu kaygılardan tümüyle kurtulamıyor. Bu kaygılarını, onun üçlemesinin ikinci kitabı olan Zamansız Aşk Günlükleri’nin birinci kısmındaki günlüklerinden öğreniyoruz.

Bilmenin en kestirme ve sağlam yolu kuşkusuz, onları deneyimlemekten geçiyor. Yaşam, bizim de içinde bulunduğumuz canlı ve cansız tüm varlıkların yer aldığı bütünsel öyküler toplamı. Bu bütünsel öyküler içinde bize dayatılan, doğal yazılımımıza ters yazılımlarımızın oluşturduğu prangalarımızdan kurtulabilmek için bizim de en azından Yeşilyaprak’ın yaşadıklarının benzeri bir süreçten geçerek acılı yaşantılarımızın özneleriyle yüzleşmemiz ve onları bağışlamamız gerekiyor.

Ne ki prangalarımızı oluşturan bilinçdışımızın derinlerindeki acılı yaşantılarımıza, değil bir başımıza, en başarılı uzman yardımıyla bile ulaşamıyoruz. Ruh çözümleme çabalarımızla ancak bilincimizin yakınındakileri bilinir kılabiliyoruz. Yazarımızın da bu gerçeğe parmak bastığına tanık oluyoruz. Yazar, prangalarına kaynaklık eden yaşantılarının tümünü bilince çıkararak tam anlamıyla özgürleştiğinden emin olamıyor. Bu kuşkularını ortaya koyduğu tümcelerinden birkaçını şunlar oluşturuyor:

“Şimdi anlamaya çalışıyorum; o yargıların kalıpları kırıldı mı acaba? Yoksa sadece yumuşadı ve esnedi mi?

“Özgürleştim mi?

“Şimdi özgür müyüm?

“Özgürce yürürsem yanlışlıkla basabileceğim “mayınlar” kaldı mı acaba içimde? Henüz tam olarak özgürleşemedim mi?

“66 yılın ısrarla dokuduğu prangalar tam olarak çözülmedi mi? Hâlâ beni tutuyor mu o prangalar, yoksa ben mi korkuyorum tamamen çıkmaktan?”

Yaşadığınız 66 yılın içinde, insanın benlik, kimlik, kişilik gelişimine ilişkin kuramların ışığında kendinizi ve başkalarını tanıyabilmenin eğitimini almış olmakla kalmamış; bunların öğretimini meslek edinmişsiniz. Doruklarına tırmandığınız mesleğinizi icra ederken yüzlerce genç insan, sizi hayranlıkla dinlemiş. Bu süreçte pek çok öğrencinizin yüreğine dokunarak onları kendi düzeyinizde başarılı birer akademisyen düzeyine çıkarmışsınız. Gerek yüz yüze iletişiminizle gerekse yapıtlarınız aracılığı ile kim bilir kaç kişinin daha prangalarından, kendilerini olabildiğince kurtarmalarına ve gerçek kendilerini yaşamalarına yardımcı olmuşsunuz.

Bu süreçten sonra bu kez, sıkıntılar, bunalımlar, gözyaşları, hıçkırıklar eşliğindeki seanslarınızla sürdürdüğünüz zorlu sağaltım sürecinizin öyküsünü, değme babayiğidin cesaret edemediği bir kararlılıkla, üçlemenizin 595 sayfa tutarındaki görkemli ve eşsiz yapıtınız Öz Terapi- İçsel Bir Kazı- ile okurlarınıza sunmuşsunuz.

Güçlü bir ses getiren bu kitabınızın 4. özel basımına dek 12 kişi, bu yapıtınıza ilişkin tanıtım ve değerlendirme yazısı yazmış. O yazarlardan biri olan Dr. Erdal Atabek, kitap için “Çok yönlü öğretici, düşündürücü bir yapıt; açık, içten, cesur yanı ile fazlasıyla irdelenmeyi hak ediyor.” değerlendirmesini yapmış. 4. basıma dek You Tube’ta izlenebilen 5 de söyleşi yapılmış, sizinle.

Bütün bu geri bildirimlere karşın yukarıdaki tümceleriniz vb. ile ortaya koyduğunuz kaygı ve duraksamalarınızı, belirtmeye çalıştığım nedenlerle hiç yadırgamadığımı belirtmek istiyorum.

Sonra şu soruları sormuşsunuz kendinize:

“Kendi özgürlüğümü kanıtlamak ve bunca yıl beni tutsak eden prangalarımdan gerçekten kurtulmak için mi yayınlamak istiyorum bu kitabı?

“Kendime, aileme, herkese ve geçmişe meydan okuma mı? Göstermek istediğim bu mu?

Okurların tanıklığını mı istiyorum sürecin gerçekliğini kanıtlamak için?”

Bu sorularınızdan birkaçını: belki de tümünü duraksamaksızın “Evet!” diye yanıtlayabiliriz. Çünkü günümüzde bedensel sorunlarımızın birçoğunun nedeni bir kan tahlili, film çekimleri ile kolayca anlaşılabildiği halde ruhsal sorunlarımızın nedenlerini belirlemek için henüz böyle bir yöntem bulunmuş değil.

Öz Terapi-İçsel Bir Kazı-‘yı okurken yaptığım gibi Zamansız Aşk Günlükleri’ni ve İçimizdeki Yuva’yı okurken de bir yandan yazarı; bir yandan da yazarın ortaya koyduğu düşüncelerin ışığında kendimi ve başkalarını tanımaya nasıl çaba gösterdiğimi bundan sonraki iki, belki de üç yazımla açıklamaya çalışacağım.