Ayıp, Günah ve Hukuk: Türkiye’de Skandalların Siyasal İşlevi
Türkiye’nin kamusal gündemi son dönemde, Mehmet Akif Ersoy dosyası etrafında dönen iddialar ve Ela Rumeysa Cebeci hakkında dolaşıma sokulan imalar gibi, mahremiyetin sınırlarını ihlal eden bir “rezalet” silsilesiyle meşgul edilmektedir. Zeynep Duygu Ağbayır’ın (2025) yerinde tespitiyle, bu süreçte karşımıza çıkan tablo münferit olaylar zinciri değil; siyasal ve toplumsal enerjiyi yöneten, dikkati yapısal sorunlardan koparıp mahremiyetin pornografik ifşasına hapseden bir “skandal ekonomisi”dir. Bu ekonomi, sadece bir haber dolaşımı değil, toplumsal öfkeyi yöneten bir yakıt işlevi görmektedir. Ancak burada sorulması gereken temel sosyolojik soru şudur: Bu dolaşım rejimi, siyasal olanın özünü nasıl tahrip etmekte ve toplumu, sadece “ahlak bekçilerinin” nöbet değiştirdiği bir ilkesizlik sarmalına mahkûm etmektedir?
Skandalın doğası, kamusal alandaki ahlaki değer yargılarının ihlali ve bu normsuzluğun kamusal alana taşınmasıyla şekillenir (Gür, 2024: 11). John B. Thompson’ın işaret ettiği gibi, modern medya çağında “görünürlük”, siyasetçiler ve kamusal figürler için artık bir güç kaynağı olmaktan çıkıp bir “kırılganlık alanına” dönüşmüştür (Gür, 2024: 147). Eskiden mahremiyet siyasal özne için koruyucu bir zırh iken, bugün bu zırhın delinmesi bizzat siyasal mücadelenin yöntemi haline gelmiştir. Neil Postman’ın (1994) uyardığı üzere, “eğlence ideolojisi” her türlü kamusal söylemi yuttuğu bir zeminde işlemektedir (Postman, 1994: 12). Postman’a göre televizyon ve ardılı olan dijital mecralar, ciddi siyasal tartışmayı “izlenim bırakma” düzeyine indirgerken; hakikat, yerini parçalı ve bağlamından koparılmış “enformasyon kırıntılarına” bırakmaktadır (Postman, 1994: 89). Bu epistemolojik dönüşümde, Ersoy veya Cebeci olaylarında gördüğümüz gibi, bir görüntü kırıntısı veya bağlamından koparılmış bir cümle, rasyonel bir kanıt değil, “yüksek duygu” üreten bir tüketim nesnesine dönüşmektedir.
Byung-Chul Han’ın (2017) tarif ettiği “şeffaflık toplumu”nda her şeyin camlaşması, mahremiyeti bir kurban töreninin nesnesi haline getirmiştir. Han’a göre şeffaflık, güvenin bittiği yerde başlar ve aslında bir tür “şeffaflık şiddeti” üretir (Han, 2017: 12). Bu şiddet, kişiyi kamusal alanın ortasında çırılçıplak bırakarak onu kolektif bir linç nesnesi haline getirir. Sosyal medya platformları, bizi bilgilendirmek için değil, Ağbayır’ın (2025) belirttiği o “vahşi iştahı” doyurmak ve bizi ekran başında tutmak için bu öfkeyi köpürtür. Hakikat değil, etkileşim prim yapar; en hızlı yanan yakıt ise utandırma ve dışlamadır.
Skandal ekonomisinin en tehlikeli çıktısı, siyasetin Chantal Mouffe’un (2010) kavramsallaştırmasıyla “ahlaki dil dizgesi” içine hapsedilmesidir (Mouffe, 2010: 86). Mouffe, siyasalın özündeki ideolojik antagonizmanın yerini “iyi-kötü” ahlaki karşıtlığının almasının demokratik müzakereyi imkânsız kıldığını savunur (Mouffe, 2010: 8). Rakibin bir “hasım” (adversary) olmaktan çıkıp yok edilmesi gereken bir “şer” (evil) odağı olarak kodlanması, toplumsal öfkeyi yapısal hukuksuzluklardan (ekonomik kriz, kurumsal çürüme, kayırmacılık) koparıp “norm polisliğine” yönlendirir (Mouffe, 2010: 11).
Ağbayır’ın (2025) ifadesiyle, muhalif dilin rakibini “ahlak terazisinde” tartmaya kalkması, aslında o ahlakçı lügatin meşruiyetini kabul ederek “stratejik bir idraksizlik” sergilemesidir. Siyaset “hak ve hukuk” zemininden çıkıp “ayıp ve günah” eksenine kaydığında, kazanan her zaman bu lügatin asıl sahibi olan muhafazakâr-ahlakçı blok olacaktır. Siyasal mücadeleyi kişilerin özel yaşamları ve zaafları üzerinden kurmak, iktidarın en konforlu olduğu sahaya (aile, namus, sapma) gönüllü olarak girmektir. Bu durum, yapısal eşitsizlikler hakkındaki dosyaların tozlanmasına, mahremiyet ifşalarının ise bir yangın gibi her yeri sarmasına neden olur.
Skandalın bu denli hızlı tüketilmesini sağlayan teknolojik motor, Paul Virilio’nun (1998) “dromoloji” kuramıyla açıklanabilir. Virilio’ya göre hız, analitik iz sürmeyi ve kamusal müzakereyi felç eden bir “kaza şoku” etkisi yaratır (Virilio, 1998: 11). Hızın olduğu yerde ilke değil, refleks hakimdir. Bu hız ortamında Stanley Cohen’in (1972) tarif ettiği “moral panikler” (ahlaki panikler) inşa edilerek, toplumun dikkati suni “halk düşmanları”na kanalize edilir (Cohen, 1972: 1). Cohen’e göre, toplumun ahlaki dokusuna tehdit olarak sunulan bu figürler, aslında kolektif korku ve öfkenin boşaltıldığı paratoner görevini üstlenirler.
Türkiye’de tanık olduğumuz bu “iade-i linç” süreçleri, Friedrich Nietzsche’nin (2013) “hınç” (ressentiment) kavramıyla sosyolojik olarak derinleştirilmelidir. Nietzsche’ye göre hınç, kendi eylemi yadsınmış varlığın hayali bir intikamla kendini avuttuğu, değerlerin sadece bir “öteki”ne “hayır” diyerek üretildiği reaktif bir süreçtir (Nietzsche, 2013: 50). Seküler ya da muhafazakâr her kesimin, rakibinin mahremiyet sızıntısını “şimdi sıra sizde” diyerek dolaşıma sokması, adaleti değil, sadece “kamçı tutan elin” yer değiştirmesini hedefleyen bir hınç ekonomisidir. Burada ahlak bekçiliği yıkılmamakta, sadece nöbetçi değişmektedir.
Nurdan Gürbilek’in (1992) 80’lerin kültürel iklimi için kullandığı “vitrinde yaşamak” imgesi, bugün dijital vitrinlerle katmerlenmiştir (Gürbilek, 1992: 28). Gürbilek, 80’lerde baskı ile vaadin, susma zorunluluğu ile konuşma iştahının nasıl uzlaştırıldığını anlatırken aslında bugün de “konuşan” ama yapısal sorunlara körleşen bir Türkiye portresi çizmemize yardımcı olur (Gürbilek, 1992: 9). Toplum, skandal dosyaları aracılığıyla bir “jüri”ye çevrilmekte; kimin rezil olacağı, kimin utanacağı gibi sığ sorularla meşgul edilmektedir. Oysa asıl sorular —Kim kazanıyor? Hangi çıkar ağları işliyor? Hangi hukuksuzluk örtbas ediliyor?— bu gürültüde kaybolmaktadır.
Skandal ekonomisinden çıkış, sadece ahlaklı olmaya çalışmaktan değil, topyekûn bir politik reddedişten geçer. Bu reddediş, ideolojik olarak en uzağımızda duranların bile mahremiyet hakkını bir özgürlük ilkesi olarak savunmayı gerektirir. “Hak etti” cümlesi, bugün içine hapsolduğumuz bu otoriter ahlak rejiminin en sert çekirdeğidir. Bu çekirdeği parçalamak, gündemi ısrarla yatak odası dedikodularından yapısal hesap sorma hattına çekmekle mümkündür.
Sonuç olarak; mahremiyet ihlallerini “stratejik bir karşı hamle” veya bir iade-i itibar aracı olarak gören her yaklaşım, Mouffe’un (2010: 9) uyardığı o kaçınılmaz ahlakileşme tuzağının derinleşmesine hizmet etmektedir. Bugün tanık olduğumuz “skandal ekonomisi”, yapısal bir hesaplaşmanın önünü açmak bir yana; toplumsal muhalefeti, eleştirdiği iktidar pratiğinin yöntemlerini içselleştirmeye ve ahlakçılık lügatinin sıradan bir neferi olmaya itmektedir. Siyasetin rasyonel ve hukuki zeminini terk ederek “ayıp” ve “günah” eksenine hapsolması, aslında kamusal alanın topyekûn bir “norm polisliği” sahasına dönüştüğünün teyididir. Bu noktada asıl mesele, yeni bir “rezalet” ifşasıyla anlık tatminler yaşamak değil, bu sarmalın bizi içine çektiği ilkesizlik düzlemini fark etmektir. Zira karşı çıktığı ahlak dilini ve imha yöntemlerini kopyalayan bir dilin, günün sonunda kendi varlık nedenini ve özgürlük iddialarını ne ölçüde muhafaza edebileceği büyük bir soru işareti olarak karşımızda durmaktadır (Ağbayır, 2025). Şeffaflık adı altında mahremiyetin kurban edildiği bu yeni denetim rejiminde, ahlak bekçiliğinde yaşanan nöbet değişimi adaleti tesis etmemekte; aksine, siyasal olanın o çok sesli ve agonistik doğasını, hınç kültürünün tek sesli gürültüsünde boğmaktadır.
Kaynakça
Ağbayır, Z. D. (2025). "Skandal Ekonomisi ve Yatak Odası Siyaseti". https://velvele.net/2026/01/02/skandal-ekonomisi-rovansin-tatmini-iade-i-linc-ve-muhalefetin-sagcilasma-esigi/?utm_source=ig&utm_medium=social&utm_content=link_in_bio&fbclid=PAb21jcAPUqb1leHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZA81NjcwNjczNDMzNTI0MjcAAadoIepUqfmXCj9q_n3EtaFbYENQJx8aUQjP3S33Ouy-7FkxDLv-c0H8MX9xPw_aem_C9Srlojy9cHH0yXHGQx5Og
Cohen, S. (1972). Folk Devils and Moral Panics: The Creation of the Mods and Rockers. Routledge.
Gür, H. S. (2024). Türkiye'deki Siyasi Skandal Algısı Üzerine Bir Araştırma. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.
Gürbilek, N. (1992). Vitrinde Yaşamak: 1980'lerin Kültürel İklimi. Metis Yayınları.
Han, B. C. (2017). Şeffaflık Toplumu (Çev. H. Barışcan). Metis Yayınları.
Mouffe, C. (2010). Siyasal Üzerine (Çev. M. Ratip). İletişim Yayınları.
Nietzsche, F. (2013). Ahlakın Soykütüğü Üstüne: Bir Kavga Yazısı (Çev. A. İnam). Say Yayınları.
Postman, N. (1994). Televizyon: Öldüren Eğlence (Çev. O. Akınhay). Ayrıntı Yayınları.
Virilio, P. (1998). Hız ve Politika: Dromoloji Üzerine Bir Deneme (Çev. M. Cansever). Metis Yayınları.