Bundan yüzyıllar öncesinin Atina, Sümer, Mısır, Çin ve benzeri uygarlıklarında, hayatın niteliği, erdem, doğru-yanlış, iyi ve kötü üzerine, “olanı” değil, “olması gerekenleri” düşünen, tartışan, epey sayıda düşünür, yazar, sanatçı vardı ve bunların hemen hepsi de kitle kültürünü geliştirmeyi, insanları aydınlatmayı hedef edinmişlerdi. Ne gelenekçiydiler ne pintiydiler ne de boyun eğdiler… Her biri, her şeyden önce, kendi iç dünyalarından başlamak üzere, (içe dönük gözlem), kendilerini tanıma, bilme, olgunlaşma temelinde yürüyordu ve bu gelenek 20. Yüzyıla kadar devam etti. (Eski çağların felsefi tartışmaları bu konuda ipuçları veren öykülerle doludur. Sokrates, Konfüçyüs, Doğu Meselleri, Nietzsche, Kafka’da oldukça yaygın olarak görülür.)
Ama bugün aynı heyecanı, benzer tartışmaları ve fikirleri pek göremiyoruz. Dijital devrim ve teknolojik atılımlarla birlikte, karakter ve düşüncedeki olgunlaşma yerini -Amerikan hegemonyasının artan etkisiyle- para, servet ve lüks odaklı bir yapıya bıraktı. .. Şekilci, daha çok bilgi ama az bilgelik, daha çok lüks ama az huzur ve sükunet, daha çok gösteriş ama az olgunluk, daha çok sosyal ilişki ama az insanlık, daha basmakalıp, şabloncu olmaya başladı. İnsanlığı ileri taşıyacak düşünce, mantık ve erdemlilik üretimi daraldı… Çocukların, gençlerin, şehirli kenar mahallelilerin ve yoksul halkların düşünme, yaratma ve akıl yürütme yeteneklerinin kapasitesi zayıfladı.
Kısacası “olması gerekenlerin” yerini, “karikatür olan” aldı ve bu yapı hala siyasi gericilik tarafından aydınlanma veya ilerleme olarak sunuluyor. İşin feci yanı, otorite adına görev üstlenen birkaç idealist pinti aydınlanmacı da oradan oraya, o pazardan bu pazara dolaşarak karikatürü fetişleştirmeye çalışıyor.
*******
İmdi: Aydınlanmayı insan yaşamının gelişimini pozitif yönde ileri taşıyacak gelişme olarak görüyorum. Onu metafizik kurgu ve kusurlu sistemlerin, köhnemiş değerlerin rakibi olarak değerlendiriyorum ve bundan dolayı umarım önümüzdeki yıllarda, her şeye rağmen özgür, onurlu, cömert aydınlanmacıların sayısı artar da, otoritenin istek ve arzuları adına misyonerlik veya pinti aydınlanmacılık dönemi son bulur… Sürekli aynı noktada dönüp durmak biter…
Aydınlanma, bir tür tarikat içi üstünlük alış-verişi olmaktan çıkar, daha gerçekçi, daha çoğulcu olur…. Zihin ve beyin aktivitelerinin gelişmesini amaçlayan yetişkin bir aydınlanmanın ne demek olduğunu anlayabileceğiz… Ötekinin adına taşeronluk yapmayı geride bırakarak, sosyal etkileşimlerimizin çarpıklığını ortaya çıkaracak nesnel bakış açısına sahip olabileceğiz… Fes yerine şapkayı ikame etmenin aydınlanma olmadığını kavrayabileceğiz… Bulanık zırvaları bir yana ayıklayarak, bir şeye, bir ideolojiye, bir kurgu ve modele tapınmak yerine, yeniliği ve değişimi yaratanlardan olabileceğiz… Donuk kültüre, geri çevresel ilişkilere, çocukça bir bağlılık içinde olmayabileceğiz… “Olması gerekeni” piramidin tepesindekine göre yapılandıracak ataerkil oluşumlardan uzaklaşabileceğiz… Düşünce ve karakterde olgunlaşma yaratacak, boş inanç ve yargılardan arındıracak, mutluluk, empati, hak ve eşitlik, adalet, görev, hayal gücü, estetik ve bilimle iç içe yürüyen, insanın kendini yargılama yetisini besleyecek bir aydınlanmayı hayatın merkezine yerleştirebileceğiz…