Eğitim sistemleri, çıktıları üzerinden çok boyutlu bir yaklaşımla değerlendirildiğinde ancak gerçekçi bir gelişim stratejisi üretebilirler. Bundan önceki yazılarımızda küresel ölçekteki PISA ve TIMSS verilerini analiz ederken, Türk eğitim sisteminin "bilgiyi edinme" ve "bilgiyi işleme" süreçleri arasındaki makas aralığına dikkat çekmiş; öğrencilerimizin bilgiyi öğrenmede mesafe kat etseler de bu bilgiyi hayata ve sorun çözümüne aktarmada zorlandıklarını belirtmiştik. Bugün ise bu durumun ulusal düzeydeki en somut yansıması olan Temel Yeterlilik Testi (TYT) sonuçlarını, 2022’den 2025’e uzanan dört yıllık bir projeksiyonla bilimsel bir çerçevede ele alıyoruz.
Öğrenci Performansındaki Dönüşüm: Türkçe ve Temel Okuryazarlık
Merkezi sınav verileri incelendiğinde, adayların ana dil yetkinliklerinde dalgalı bir seyir izlendiği görülmektedir. 2022 yılında 20,06 olan Türkçe net ortalaması, 2024 yılında 18,6’ya gerileyerek bilişsel bir duraklama sinyali vermişti. Ancak 2025 verilerinde gözlemlenen 21,7’lik ortalama, bu alanda bir toparlanma eğiliminin başladığını göstermektedir. Bu artış, öğretim süreçlerinin okuma-anlama ve yorumlama becerilerine odaklanan yapısının sahada karşılık bulmaya başladığı şeklinde yorumlanabilir. Ancak akademik bir perspektifle bakıldığında, 40 soruluk bir testte %50 başarı sınırının henüz yeni aşılmış olması, lise mezunu gençlerin üst düzey bilişsel metinleri çözümlemede ve eleştirel okumada hâlâ kat etmesi gereken bir mesafe olduğunu ortaya koymaktadır.
Matematik Eğitiminde Yapısal Sorunlar ve Analitik Düşünme Kaybı
Sınavın en düşündürücü verileri ise şüphesiz Temel Matematik testinde karşımıza çıkmaktadır. 2022 yılında 7,76 olan net ortalamasının, 2024’te 7,5’e ve son olarak 2025 yılında 6,6 seviyesine gerilemesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken sistemik bir problemdir.
Uluslararası TIMSS raporlarında matematiksel bilgi düzeyinde 500 puan barajını aşarak tarihi bir yükseliş gerçekleştiren öğrencilerimizin, bu bilgiyi TYT formatındaki muhakeme temelli sorularda kullanamaması önemli bir paradokstur. Bu durum, matematik eğitiminin büyük oranda işlem becerisi ve formül ezberine dayalı kaldığını, analitik düşünme ve problemleri modelleme süreçlerinin ise yeterince içselleştirilemediğini göstermektedir. Bu tablo, öğretim programlarının uygulama safhasındaki eksikliklerin ve yöntemsel tıkanıklıkların bütüncül bir yansımasıdır.
Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler: Bilimsel Okuryazarlıkta Gelişim Alanları
Fen bilimleri testinde 2022’de 3,24 olan ortalamanın 2025’te 4,6’ya yükselmesi, bu disipline yönelik temel eğitim yaklaşımlarının ve öğrenci ilgisinin görece iyileştiğine işaret etmektedir. Sosyal bilimler alanında ise 2022’deki 10,87’lik ortalamanın ardından 2025 yılında 9,7 net ile daha dengeli bir tablo oluşmuştur. Fen bilimlerindeki bu sınırlı artış umut verici olsa da, 20 soruluk bir testte elde edilen bu düşük rakamlar, bilimsel okuryazarlığın henüz istenen toplumsal tabana yayılamadığını kanıtlamaktadır. Bilgiyi sadece test tekniğiyle sınırlayan yaklaşımın, bilimsel merak ve sorgulama becerisini geliştirmede yetersiz kaldığı görülmektedir.
Sistem Performansı ve "Asgari Yeterlilik" Üzerine Genel Bir Değerlendirme
2022 yılında 3 milyonu aşkın aday arasından yaklaşık 97 bin öğrencinin hiçbir net yapamaması, sistemin asgari yeterlilikleri kazandırmadaki verimliliğini tartışmaya açmıştı. 2025 yılı itibarıyla bu sayının 40 bin seviyelerine gerilemiş olması, temel eğitimdeki asgari başarı standartlarının yaygınlaşması açısından kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Ancak genel bir değerlendirme yapıldığında; 12 yıllık zorunlu eğitimden geçen bir bireyin merkezi bir sınavda hiçbir varlık gösterememesi, eğitimde uygulanan izleme ve değerlendirme mekanizmalarının sadece sürece odaklandığını, sonuç odaklı ve bireyselleştirilmiş iyileştirmelerin ise yeterince devreye girmediğini göstermektedir.
Geniş bir perspektifle bakıldığında, başarının bölgeler ve okullar arasındaki heterojen dağılımı, eğitim sisteminin sunduğu nitelikli imkanların her öğrenciye aynı ölçüde ulaşmadığının bir belgesidir. Bu durum, sadece bir kurumsal işleyiş sorunu değil, toplumsal kalkınma hedeflerimizi ve beşeri sermaye kalitemizi doğrudan etkileyen makro bir sorundur.
Sonuç ve Gelecek Projeksiyonu
2022-2025 TYT verileri, Türk eğitim sisteminin niteliksel bir dönüşümün eşiğinde olduğunu göstermektedir. Türkçe'deki iyileşme, okuryazarlık temelli reformlar için bir dayanak noktası oluştururken; matematik alanındaki istikrarlı düşüş, öğretim metodolojilerinde köklü ve bilimsel bir revizyonu zorunlu kılmaktadır.
Değerli veliler ve öğrenciler; merkezi sınavlar sadece birer sıralama aracı değil, aynı zamanda bilişsel gelişim yolculuğunuzun birer aynasıdır. Uluslararası arenadaki "bilgi edinme" başarımızı, ulusal sınavlarımızda "bilgiyi kullanma ve analiz etme" becerisine dönüştürmek zorundayız. Sınav sonuçları sadece birer istatistik değil, sistemin aksayan yönlerini onarmak ve geleceği inşa etmek için en güçlü verilerdir.
Henüz hedeflenen nitelik düzeyinde değiliz; ancak verilerin işaret ettiği bu yapısal eksiklikleri bilimsel bir disiplin ve kararlılıkla onardığımız takdirde, ulusal başarı hikayemiz gerçek bir ivme kazanacaktır.