MEHTAP ŞİMŞEK GÜRKAN
Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 03 Temmuz 2026 18:59 - Okunma sayısı: 256
HEP BİRLİKTE BİRİZ!
Mehtap Şimşek Gürkan
15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan askerleri karşılarında, başlarında Başpiskopos Hrisostomos,’un da bulunduğu kendilerini büyük bir coşkuyla karşılayan bir Rum halkı ve bu işgale karşı çıkan bir Müslüman-Türk Milleti buldular. Öyle ki Rum halkının bu coşkusunun taşkınlık boyutuna ulaşan eylemlere dönüşmesi Türk Milletinin haklı öfkesinden kaynaklanan tepkileri karşısında çatışmalara yol açmıştı. Yunan askerlerine karşı Hasan Tahsin tarafından ateşlenen ilk silah; o güne değin bölgesel düzeyde gerçekleşen direniş örgütlenmelerinin gücünü (Kuvayi Milliye) ulusal düzeye çıkaracaktı. Nitekim Mustafa Kemal bu işgalden dört gün sonra Samsun’a çıkmış; İzmir’de başlayan bu hareketin liderliğini üstlenmişti (Oran, 2018).
Bu tarih itibariyle Anadolu’daki bu hareketin giderek güçlendiği ve ciddiye alınması gerektiğine yönelik rapor yazan İngiliz Yüksek Komiserliği; Anadoluda’ki milliyetçi hareketin güçlenmesinin temel nedeni olarak İzmir’in işgalini göstermiştir (Şimşir, 1975). Bu raporlar tarihi bir hakikati çok açık bir olguyla sunmaktadır: Anadolu’da karşılaşılacak güç yalnızca belirli bir etnik unsur değil; işgale karşı ortak bir vatan savunması iradesi etrafında toplanmış devasa bir vatan savunması refleksidir.
Tarihsel hafızamızı yokladığımız bu muhasebede 15 Mayıs 1919 gününü bu toprakların sadece işgal edildiği gün değil; aynı zamanda ‘ortak kader’ bilincinin de Anadolu’nun bağrına mühürlendiği gün olarak görmekteyiz. Hasan Tahsin’in ilk kuruşunu ateşlediği o an; etnik kökeni ne olursa olsun bu toprağın ekmeğini yiyen, suyunu içen herkes için İstiklal fitilini ateşlediği andır. Kuvayi Milliye’nin bölgesel çare arayışlarından çıkıp Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde ulusal bir şahlanışa dönüşmesi; bunun arkasında o gün de bugün de var olan kenetlenme bilincidir.
Vatan savunması ve kenetlenme bilinci; aslında bugün hepimizi bir arada tutan kapsayıcı ve birleştirici bir üst kimlik idealinin tarihsel temel harcıdır. Günümüz sosyo-politik literatüründe anayasal-üst kimlik olarak kavramsallaştırdığımız bu olgu; bireyin bir devletin vatandaşlık bağıyla tanımlandığı hukuki ve siyasal bir aidiyettir. Bu kimlik, etnik kökenden bağımsız olarak, hukuk önünde eşit yurttaşlık ilkesine dayanır ve ortak siyasi çatı altında bir arada yaşamayı mümkün kılar. Bu bağlamda etnik-alt kimlik ile anayasal-üst kimlik birbirini dışlayan değil, farklı düzlemlerde var olan ve birlikte işleyen tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirilir (Güvenç, 1994; Özbudun, 1995; Smith, 1989). Tıpkı atalarımız gibi ‘Söz konusu vatansa gerisi teferruattır!’ diyerek bu ülkenin kurucu ve birleştirici üst kimliğini sahiplenmek; aidiyet duygusunun etnik kökene değil, paylaşılan kaderde ve değerlerde olduğunun en büyük ispatıdır.
Buna karşı çıkanların kavram karmaşası yaşadığı en büyük mesele ise ulus devlet kavramı ile etnik köken arasındaki farkı ayırt edememektir. ‘Türk’ kavramı siyasi ve hukuki bir bağdır ancak bunu ırksal bir pencereden görmek isteyenler için ‘Türküm’ ifadesi etnik kökenleri yok sayan bir dayatma olarak kodlanmıştır. Oysaki bu topraklarda yüzyıllardır iç içe geçmiş, kız alıp vermiş, akraba olmuş, aynı cephede savaşmış ve aynı kültürel birikimden beslenmiş toplumsal yapımızı ‘Türküm’ diyerek yürekten hissettiğimiz tarih ortaklığımız, ortak kader ve vatandaşlık bilincimizden çıkararak derinlikten yoksun bir ideolojik ‘isim’ tartışmasına indirgemek; etnik kimliği de korumaktan ziyade yaralayan bir yaklaşımdır.
Nitekim yüzyılların getirdiği o köklü iç içe geçmişliği yok saymak, millet sadece etnik etiketlere indirgemek; ortak kader bilincini zedeleyerek bireyleri akraba, yol arkadaşı, vatandaş olarak değil, potansiyel bir öteki olarak görmeye zorlamak; alt kimlikleri zenginleştirmek yerine onları üst kimlik bilincinin oluşturduğu güven ve aidiyet duygusundan mahrum bırakmak anlamına gelir. Bu nedenledir ki toplumsal bütünlüğü koruyan yaklaşım, farklılıkları inkar etmek veya farklılık yaratmak uğruna çaba harcamak değil, milleti ortak vatan, ortak vatandaşlık ve ortak kader bilinci içerisinde anlamlandırabilmektir.
Bu sebeptendir ki mikro-milliyetçilik, etnik kimlik, ayrımcılık gibi kimlik siyaseti yaparak Türk milletinin ortak kader bilincini yıkmak; birbiri içinde karışmış o harca ayrıştırıcılar serpiştirmek, o harcı dağıtmak veya çatlaklar açarak derinleştirerek içeriye ‘ışık olacağız’ diyerek sızmaya çalışan her karartı; millet iradesinin sadece siyasi bir söylem olmadığını görür. Bu toprakların altındaki ortak hafızanın, üstündeki ortak iradenin ve geleceğe dair sarsılmaz inancın her karanlığı dağıtacak kararlılığa vakıf olduğu gerçeğiyle; bu harcı sağlam tutarak üst kimliğimizi ve birlikteliğimizi gururla, amasız, fakatsız göğüsleyerek, bu bütünlüğü hedef alan her türlü ayrıştırıcı söylem ve girişimin karşısında ortak bir irade olarak dururuz. Çünkü bu toprakların harcı yalnızca geçmişin hatırası değildir bilakis bugün de canlı ve diri bir toplumsal mutabakattır.
Bu bilinç; bugün tıpkı 15 Mayıs 1919 benzeri bir tehdit unsuru belirginleştiği an yine yükselir. Ne Kürt benim meselem değil der, ne Türkmen geri kalır; ne Çerkes kayıtsız olur ne de Laz kendini bu bütünün dışında görür. Tarihsel hafızamızda o gün Kocatepe’de Dumlupınar’da yan yana yatanların torunları, bugün de aynı inançla mevziyi korur. Bu coğrafyanın insanı, ideolojik tartışmaların ve günlük siyasetin getirileri karşısında ne kadar farklı yönlerde görülürse görünsün; mevzu istiklal, istikbal ve vatan olduğunda tek bir gövdeye dönüşmeyi bilir.
TÜM ETNİK KİMLİKLER HEPİNİZ BİRİCİKSİNİZ, HEPİMİZ BİRLİKTEYİZ, HEP BİRLİKTE BİRİZ.
Hazırlayan: MEHTAP ŞİMŞEK GÜRKAN
Kaynakça:
Güvenç, B. (1994). Türk kimliği: Kültür tarihinin kaynakları.
Oran, B. (2018). Türk dış politikası: Kurtuluş Savaşından bugüne olgular, belgeler, yorumlar.
Özbudun, E. (1995). Türk anayasa hukuku.
Smith, A. D. (1989). The origins of nations.Ethnic and racial studies,12(3), 340-367.
Şimşir, B. N. (Ed.). (1975).İngiliz belgelerinde Atatürk:(1919-1938). 2. Nisan-Aralık 1920. Türk Tarih Kurumu Basımevi.

07 Temmuz 2026 05:59

03 Temmuz 2026 18:59

04 Temmuz 2026 19:41

07 Temmuz 2026 01:20

05 Temmuz 2026 19:55

02 Temmuz 2026 21:38

07 Temmuz 2026 21:47

04 Temmuz 2026 19:51

05 Temmuz 2026 22:03

06 Temmuz 2026 16:06