MEHTAP ŞİMŞEK GÜRKAN
Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 20 Mayıs 2026 19:05 - Okunma sayısı: 207
KOŞUYORKEN OKUMAK: MODERN İNSANIN SESSİZ TÜKENİŞİ
Cogito, ergo sum! Cogito, ergo sum! Cogito, ergo sum!
“Düşünüyorum, öyleyse varım!” demişti René Descartes... Var olmayı düşünce üzerinden temellendiren bu felsefi yaklaşım; insanlık zaman tünelinden geçerken başka var oluş temellerinin içinde sarsılacaktı: Düşünüyorum… ama süre bitiyor! Düşünüyorum… öyleyse gecikiyorum! Düşünüyorum… yetişemiyorum!
Sesi duyuyor musunuz?
Tik… tak… tik… tak…
İçinizden gelen o sese kulak verin şimdi:
“Son 10 dakikanız… Son 5 dakikanız… Süreniz bitti!”
Sessizlik!
Başka bir ses daha yankılanıyor bir yerlerden:
“Dersin bitmesine kaç dakika kaldı? Son 5 dakika… son birrrr… Öğretmenim zil çaldı!!!”
Sessizlik!
Sabah uyanmış, acıkmış ancak kahvaltı yapamayacak Bekir Usta’ya kulak verin şimdi… Ya da Doktor Özlem Hanım’a… Ya da Öğretmen Ahmet Bey’e…
“Vapuru kaçırdım!”
“İşe geç kalacağım!”
“Vardiyaya gecikirsem yevmiyem kesilecek!”
Sessizlik!
Var mı peki böyle bir zaman? Hangi zamandır ki sessiz kalabilsin seslerin sessizliğinde boğulan insan?
“Gece…” diyor bir okuyanımız.
“Uyurken sessizlik çökmez mi?” diyor bir başkası…
Oysa Bekir Usta’nın kulağında vardiyadaki makinelerin sesi hiç bitmiyor. Yetişme telaşı, Öğretmen Ahmet Bey’i de sabahlatıyor ama hafifletmiyor.
‘Modern zaman’ın katı, ardışık, tek eksenli ve çizgisel yapısı içinde ‘insani zaman’ arayan insan; zamanı yaşayamamakta, aşamamakta; yalnızca yüklenmekte ve taşımaktadır. Dakikaların bir zaman ölçü birimi olmaktan çıkıp baskıya dönüştüğü bu koşullar altında insanlık, bir şeylere yetişme telaşı içinde sıkışmışlık karinesiyle kendine ulaşamadan bir sonraki ana çağrılmaktadır.
Bu koşu içinde insanın düşünceleri de derinleşemeden bölünmekte; yüzeysel bir alanda, “zamanı yönetmek” gibi ağır bir yükün altında kalmaktadır. Belki de tam bu yüzden modern insan; daha esnek, anlık, eş zamanlı, serbest, bağlantısız ve bağımsız bir zaman arayışına yönelmektedir. Durmak yerine akmak, beklemek yerine kaybolmak, yetişmek yerine dağılmak istemektedir.
Peki insan, ‘akışkan zaman’ dediği bu sığınağı nerede aramaktadır?
Belki bir ekran kaydırışında…
Belki birkaç saniyelik görüntülerde…
Belki de artık uzun uzun düşünmek istemeyen zihnini oyalayacak hızlı tüketim alanlarında…Dijital Sistemlerde!
Akıllı telefonlar, tabletler, dijital asistanlar, internet gibi cihazlar makro düzeyde -gerçek hayat - etkileşebileceğimiz geleneksel zaman kavramından çok daha akışkan olan mikro zaman-sanal hayat- erişimleri sağlarlar. Günlük rutinde kimliği sabit olan insan değişken bir kimliğe, sabit ve yetkin mesleği dışında geçici ama etkin olduğu bir sanal meslek idealine, gerçek yaşamındaki kalıcı ilişkileri yerine daha kırılgan olan ancak daha çabuk vazgeçebileceği bağlantısız bağlar kurmaya, bilgiyi yüklenmek ve üretmek yerine bilgiyi hızlı tüketmeye dijital sistemler içinde daha çabuk ulaşmaktadır.
Bu ulaşılabilirlik sayesinde hızlandırılmış yani akışkan zaman tadına ulaşan insan tek bir göreve ve ana derinlemesine yönelmek ve bu an içinde var olmak yerine; aynı anda birçok yerde bulunabilen, birçok kimliğe bölünebilen, düşünmeden tepki verebilen, durmadan akan bir bilinç haline dönüşmektedir. Böylece insan düşünüyorum öyleyse varım diyeceği uzun zamanlı eylemleri gerçekleştirirken düşünüyorum öyleyse gecikiyorum demeyeceği bu konforlu alanda zamanı yönetme çabasına girmeden bir ‘rahat zaman’ lüksünü yakalamaktadır.
‘Rahat Zamanlar’ olarak nitelediğimiz bu konfor alanı içinde insan için günlük rutinde koşmak olarak algıladığı anları bu alanda durmak olarak kavramaktadır. Oysaki durmak bu yanılsama alanında neredeyse yabancı bir eyleme dönüşmektedir. Nitekim dijital sistemlerin bu akışkan yapısı beklemeyi değil daha da hızlanmayı, derinleşmeyi değil yüzeysel dokunmayı, düşünmeyi değil anlık tepkilerle karşılık vermeyi veya bulmayı beslemektedir.
Dijital sistemler aracılığıyla ödülü vur-kaç, yap-geç, gel-git, bil-bul gibi kısa eylemler yığınından gelen insan için artık bir metnin içinde uzun süre kalmak da oldukça güç olmaktadır. Saniyeler içinde değişen görüntüler, anlık örüntüler, kısa, geçici parçalı ama yoğunmuş gibi hissettiren bilgiler arasında zihinsel bir savrulma yaşamaktadır. Bu savrulma hızı insanı yavaşlaması mümkün kılan tek alandan, yani kitaptan uzaklaştırmaktadır. Çünkü kitap okumak ‘BAŞKA BİR ZAMAN’ istemektedir. Acele olmayan, akışkan olmayan ama akan, düşünen ama gecikmeyen, var içinde var eden, an içinde an ve anılar üreten, koşmadan okunan bir zaman…
Bir kitabın sayfaları içinde ilerlemek demek dijital insanın alıştığı akışın tersine, yavaşlayabilmeyi, beklemeyi, dikkati vermeyi, dururken düşünmeyi ve zaman ve mekanla baş başa kalmayı gerektirir. Bu sebeptendir ki ‘BU ZAMAN’da okumak salt kültürel bir faaliyet değildir; aynı zamanda bu akışkan moderniteye (Bauman, 2000) karşın bulunacak yeni bir ‘İÇSEL ZAMAN’ dinamiğidir. İnsanlık kitap okumayı bırakmamıştır aslında içsel zamanını kaybetmiştir. İçsel zaman koşuyorken okumakla değil; ancak düşünceyle aynı ritm içinde yürümekle yakalanabilir. Tam da bu noktada kitapla insan arasındaki mesafe daha da anlaşılır bir hal alır; Kitap; hız isteyen değil, duran bir dünyaya aittir. Okumak ise modern insanın en çok kaybettiği şeylerden birini talep eder: ZAMAN!
Bana ZAMAN’ımı geri verin. Düşünmek, okumak ve var olmak istiyorum. Cogito, ergo sum!; Cogito, ergo sum!; Cogito, ergo sum!
Hazırlayan: MEHTAP ŞİMŞEK GÜRKAN

10 Mayıs 2026 23:06

08 Mayıs 2026 12:37

07 Mayıs 2026 21:47

07 Mayıs 2026 20:06

10 Mayıs 2026 20:17

09 Mayıs 2026 23:01

02 Mayıs 2026 21:07

10 Mayıs 2026 22:54

08 Mayıs 2026 13:46

01 Mayıs 2026 21:42