Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Oku-yorum... (Türkiye'de Kitap Okuma Oranlarının Düşüşü ve Bu Düşüşün Çözüm Yolları Yazı Dizisi 10)

Yusuf İpekli ( Emekli Öğretmen)

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 10 Mayıs 2026 20:17 - Okunma sayısı: 15

Oku-yorum...  (Türkiye'de  Kitap Okuma Oranlarının  Düşüşü ve Bu Düşüşün  Çözüm Yolları  Yazı Dizisi  10)

Okumak mı, okumamak mı? Çağımızın müzmin / krtik / kronik sorunu / sorusu, tartışma alanı.

Bu soruyu sokaktan geçen yüz kişiye sorsak doksan dokuz kişi elbette okumak diye yanıt verir.

Ben de aynı soruyu kendime sordum sadece okuma değil yazma sürecimle ilgili benim bana yanıtlarım şu şekilde ortaya çıktı.

Günaydın gazetesinin hayatımdaki yeri

Çocukluğum küçücük bir köyde geçti. İlk okulumuz iki derslikli şirin mi şirin bir köy okuluydu. İmkanları sınırlı olan bu okulda öğretmenlerimizin yaptıkları özveri sayesinde oluşturdukları minicik kitaplık sayesinde defalarca okurduk aynı kitapları. Elimize geçen rengi solmuş gazete parçaları da bizim için bulunmaz nimetti. Bu nimet hele hele koyun, kuzu güderken elimize geçerse keyfimiz beyde, paşada bulunmazdı. Ansiklopedi okumaktan bıkmış, ders kitapları hepimiz için defalarca okuduğu yayınlar olmuştu. Bu kıt olanaklar içinde rahmetli babam köy ile Ankara arasında yolcu taşıyan minibüs şoförüne, parasını peşin vererek "Benim çocuklara her gün Günaydın Gazetesi getir." demişti. Biz her gün saat 12.00 gibi yola çıkar o minibüsü heyecanla beklerdik. Gazete uzun süre geldi ve biz günlük Günaydın Gazetesi okuduk. Bu sayede ilkokul mezunu en büyük ablam adeta TRT'nin muhabiri olacak kadar marifet kazanmıştı.

Minnettarım!

Ortaokulda kütüphane şaşkınlığı

Ortaokulu küçük bir kasabada yatılı okudum. Yurtta kalırdık. Birgün Türkçe hocamız, "bu dersi kütüphanede işleyeceğiz" dedi. Şaşırmıştım. Kütüphane ve Türkçe dersi. Kütüphaneye girince küçük dilimi yuttum sanki. Dört duvara monte edilmiş raflar kitap doluydu. Hemen hepsi ciltli olan bu kitaplara elimi süremedim önce. Sonra kitapların sırt kısmını okumaya başladım. Hocamız kütüphaneden söz etti. Bir kaç ders işledik burada ama sonu gelmedi çünkü öğretmenimizin tayini çıkmıştı.

Lisede duvar gazetesi

Lise ikinci sınıfta Ankara'ya geldim. Okulun mükemmel bir kütüphanesi vardı. O yıllarda müfredatta sosyal kol dersleri olduğu için kültür, edebiyat kolunu seçtim. Sorumluluk aldım. Edebiyat öğretmenimiz aynı zamanda bir yayınevinde çalışırdı. Bizi sık sık oraya davet eder dergi, kitap hediye ederdi. Bu sayede bir çok yazarla olmasa bile Halkalı Köle, Sefiller, Ezilenler, Suç ve Ceza, Toprak Ana, Öğretmen Duyşen ile tanıştım. Okulda yayımlanan duvar gazetesini satır satır okurdum. Derken ufak ufak yazmaya başladım. Bir gün edebiyat dersinde hoca kitabımı istedi, verdim. Hoca karıştırırken içinde yer alan notları fark etti. Okudu, gülümsedi. Zil çalınca yanına çağırıp yazıyı duvar gazetesine asacağını söyledi. Sevindim mi korktum mu hala emin değilim.

İlk öyküm: "Başaklar"

Yine lisede aynı hocamız dersine girdiği sınıflarda okul çapında bir öykü yarışması açıldığından söz etmeye başladı. Konusu serbest olan bu yarışmada sayfa kısıtı yoktu. Yazıp yazmamakta tereddüt yaşadım. Hoca okul bahçesinde sana yaz diyorum hem de ipek gibi deyince yapacak bir şey kalmadı. Önce yazdım yazdım sildim, sonra yırttım yırttım attım. Ve ilk öyküm olan ve o yarışmada ikincilik ödülü alan Başaklar hayat buldu. Yazmaya başlayınca anladım ki, sadece Başaklar değil ben de hayat bulmuşum.

Yine başka bir gün bir tanıtı yazmamızı istedi kompozisyon sınavında. Rahmetli Aşık Arif emmimi tanıtan bir yazı kaleme aldım ağlayarak. Hoca, yazı dersine giydiği sınıflarda okudu tek tek.

Motivasyon işte motivasyon!

12 Eylül'de silah, kitap, terörist yan yana, yakılan kitaplar, yasak yayınlar

78 kuşağı olan bizler 12 eylül sürecinde en çok ezilen, horlanan, eziyet çeken kuşağız. O dönem sadece bizim için değil aynı zamanda kitaplar için de büyük bir karabasandı. Binlerce kitap yakıldı o süreçte. Yasak yayın kavramı girdi hayatımıza. TRT'nin siyah beyaz tek kanalı boy boy haber yaptı: "Bugün falanca yerde şu kadar terörist, şu kadar silah, bu kadar yasak yayın yakalandı." haberleri toplum üzerinde tusunami etkisi yarattı. Hızla kitaptan ve okumaktan uzaklaştık.

Öğretmen okulunda "Gül Kitabevi"

Artık yokluk ve yoksulluk içinde tek göz gecekonduda geçen lise hayatım sonra ermiş beni kısa yoldan meslek sahibi yapacak öğretmen okulu süreci başlanmıştı, hem de 12 Eylül'ün en sert olduğu dönemde. Çiftçi bir babanın evladı olarak etliye sütlüye karışmadan bir an önce mezun olmalıydım. Çünkü iki yıl boyunca aynı ayakkabı, aynı elbise aynı iki gömlekle gidip geldim okula. Akademik olarak başarılıydım. Ancak kitap almak, okumak, yazmak ne mümkün. Olacak bu ya kültürel olarak çok zengin bir yapıya sahip Kırşehir bir fırsat sundu bize. Kentte yeni açılan Gül Kitabevi'ne gidip gelmeye başladık. Küçük ama içi tıka basa kitap dolu yeni ufuklara yolculuk yapmamıza büyük katkı sağladı. Bazen orada açılan kampanyalardan kitaplar aldık. Bazen orada okuyup bıraktık kitapları. Sigara bırakma karşılığında edindiğim kitaplar hala kitaplığımda durmaktadır.

Kültür kenti Kırşehir sunduğu bir başka olanak ise Kılkçözü Gazetesi idi. İlk şiirim olan DOST burada yayımlandı. Bu benim basılan ilk şiirim olduğu için hayatımdaki yeri çok farklıdır çok.

Çok konuşan az okuyan hiç yazmayan toplum

Aslında çok söze gerek yok biliyor musunuz?

Neden?

Çünkü biz;

1) Çok konuşan,

2) Çok çok az okuyan,

3) Ama hemen hemen hiç yazmayan bir toplumuz.

Yanlış mı?

Bence de yanlış değil bence de...

Boş zaman

Sorarlardı eskiden. Boş zamanlarda ne yaparsın?

Yanıt manidar: "Kitap okurum."

Televizyon kitabın yerini aldı

Şu gerçeği üzülerek ifade etmeliyim: "Okullarda kitap okuma alışkanlığı ka-zan-dı-ra-mı-yo-ruz."

Peki, evlerde aileler kitap okuma alışkanlığı kazandırabiliyor mu? Hayır.

Niçin?

Televizyon kitap okumanın yerini aldı da ondan.

Şimdi soruyorum.

1) Kaç aile aylık bütçesinden kitap almak için kaynak ayırıyor ya da ayırabiliyor?

2) Kaç aile yatmadan önce çoluk çocuk kitap okuyor veya okuyabiliyor?

3) Geçmiş yıllarda okullarda açılan, "Türkiye okuyor!", "Ankara okuyor!" gibi kampanyalar okumaya katkı mı yaptı, yoksa bireyleri okumadan mı uzaklaştırdı?

4) Akıllı tahtaların, internetin okuma alışkanlığını yok etme üzerindeki etkisi nedir? X gibi platformların veya tv dizilerinin okumayı sıfırlandığının kimler, neden farkında değil?

5) İnsanlarımızın ezici çoğunluğunun mensup olduğu İslamiyetin ilk emri ne idi? Oku... Peki bu emre rağmen neden okumuyoruz veya kaçımız bu kuralın farkındayız?

Çocuk ededebiyatı

Okuma alışkanlığı kazanmanın / kazandırmanın en önemli yolu hiç kuşkusuz çocuk kitaplarının varlığıdır. Dünya bu konuda ciddi başarılar elde etmiş okumayı özendirici çocuk kitapları yazılmıştır. Dünya klasikleri diyebileceğimiz bu kitaplar pek çok dile çevrilmiştir. Dünya bu konuda koşarken bizde çocuk kitapları çok ihmal edilmiştir. Yazılan kitaplar eğitsel amaç dışında ve çoğunlukla ticari kaygıyla / beklentiyle yazıldığı için okuma alışkanlığı kazandırma yerine okumama alışkanlığına neden olmuştur.

Acı...!

Boş iş: "Kitap yazmak!"

Bir sohbette bulunmuştum bir seferinde. İş dönüp dolaşıp okula, eğitime gelince soru yağmuruna tutulmuştum adeta. Sordular öğretmenlikten başka ne iş yaparsın? Dedim ki kitap yazarım. Başka, başkası yok. Cevap mı? Takdir sizin ama yanıt yüreğimde bir volkan gibi patlamıştı. Desene hoca boş işlerle uğraşıyorsun.

Türkçe / edebiyat hocalarıma minnetle

Okuma alışkanlığı edilmeme katkı yapan ortaokul Türkçe öğretmenim Ömer Faruk Kurçören'e, lise edebiyat öğretmenlerim Hasan Gül ve Sezai Kaynak'a minnettarım. Hani neydi? Bir öğrenci için en büyük şans iyi bir öğretmene rastlamasıydı değil mi?

Şans işte şans!

Sonuç

Okumuyoruz. Okumadığımız gibi yazmıyoruz. Okuyanları suçluyoruz.

Yazanları ise...

O yüzden kaba kuvvet yaygın. O yüzden suç oranı çok yüksek. O yüzden cehalet egemen.

Günah keçisi tek başına kitap ve okumak mı?

Değil!

Demek ki neymiş?

Sadece okumak yetmiyor dinlemek, izlemek, gözlemek, incelemek ve yazmak gerekiyormuş.

Olur mu, ırmağın ardı gelince belki...

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları