Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

NİÇİN OKUMUYORUZ? Okumanın İnsan, Toplum ve Uygarlık İçin Vazgeçilmezliği Üzerine(Türkiye'de Kitap Okuma Oranlarının Düşüşü ve Bu Düşüşün Çözüm Yolları Yazı Dizisi 2)

Dr. Mehmet Karasu

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 07 Mayıs 2026 21:47 - Okunma sayısı: 156

NİÇİN OKUMUYORUZ? Okumanın İnsan, Toplum ve Uygarlık İçin Vazgeçilmezliği Üzerine(Türkiye'de  Kitap Okuma Oranlarının  Düşüşü ve Bu Düşüşün Çözüm Yolları Yazı Dizisi  2)

İnsanlık tarihi, bir bakıma okumanın tarihidir. Yazının bulunmasıyla birlikte insan yalnızca konuşan değil, aynı zamanda düşünen, biriktiren ve geleceğe seslenen bir varlığa dönüşmüştür. Kitaplar sayesinde uygarlıklar kurulmuş, düşünceler kuşaktan kuşağa aktarılmış, insanlık karanlıktan aydınlığa doğru uzun bir yolculuğa çıkmıştır. Buna rağmen çağımızın en büyük çelişkilerinden biri şudur: Bilginin böylesine çoğaldığı bir dönemde insanlar giderek daha az okumaktadır. Görüntünün sözü bastırdığı, hızın düşüncenin önüne geçtiği bir çağda kitapla insan arasındaki bağ zayıflamaktadır.

Bugün toplumların en önemli sorunlarından biri yalnızca ekonomik ya da teknolojik geri kalmışlık değildir; asıl sorun düşünsel yoksullaşmadır. Çünkü okumayan toplum düşünemez, sorgulayamaz, üretemez. Okuma alışkanlığını yitiren birey, zamanla belleğini, hayal gücünü ve estetik duyarlığını da kaybetmeye başlar. Oysa kitap yalnızca bilgi veren bir araç değildir; insan ruhunu besleyen, ona derinlik kazandıran bir yaşam kaynağıdır.

Fransız düşünürü Montaigne, “Okumak ruhu yüceltir.” derken kitabın insanın iç dünyasını nasıl dönüştürdüğünü anlatıyordu. Cervantes ise “Kitaplar aklın çocuklarıdır.” sözüyle insanlığın bütün düşünsel birikiminin kitaplarda saklı olduğunu vurgulamıştı. Gerçekten de insan, büyük yazarları okuyarak yalnızca bilgi edinmez; aynı zamanda başka hayatları yaşar, başka coğrafyaları tanır, başka acıları hisseder. Böylece empati kurmayı öğrenir, insan olmanın derin anlamına yaklaşır.

Bugün neden okumuyoruz sorusunun birçok cevabı vardır. Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte insanlar uzun metinlere karşı sabırsız hale gelmiştir. Sosyal medya, kısa ve yüzeysel bilgiyi kutsayan bir kültür yaratmıştır. Görüntüler düşüncenin önüne geçmiş, derinlik yerini geçiciliğe bırakmıştır. İnsanlar artık anlamaya değil, hızla tüketmeye yönelmiştir. Oysa okuma emek ister; sabır, dikkat ve içsel bir yolculuk gerektirir. Kitapla kurulan ilişki yüzeysel değil, derin bir ilişkidir.

Bir başka önemli neden ise eğitim sistemlerinde okumanın bir “zevk” değil, çoğu zaman bir “zorunluluk” olarak sunulmasıdır. Çocuk, kitabı keşfetmeden önce sınav kaygısıyla karşılaşmaktadır. Böylece kitap, özgürlüğün ve düş gücünün kapısı olmaktan çıkarak bir yük haline gelmektedir. Oysa gerçek okuma sevgisi, baskıyla değil merakla doğar. Bir çocuğun eline sevgiyle bırakılan bir kitap, onun bütün yaşamını değiştirebilir.

Ünlü Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, “Cenneti hep bir kitaplık olarak düşlemişimdir.” der. Bu söz, kitapların insan ruhunda nasıl bir sığınak oluşturduğunu anlatan en güzel ifadelerden biridir. Çünkü kitap okuyan insan hiçbir zaman yalnız değildir. Dostoyevski’nin karanlık insan ruhuyla, Yaşar Kemal’in Çukurova’sıyla, Tolstoy’un vicdanıyla, Sabahattin Ali’nin yalnızlığıyla, Orhan Kemal’in emekçi insanlarıyla aynı sofraya oturur. Büyük yazarlar insanın iç dünyasını aydınlatır; bize kendimizi gösterir.

Cemil Meriç’in şu sözü, okumanın düşünsel önemini çok güçlü biçimde özetler:

“Kitap bir limandı benim için. Kitaplara sığındım.”

Gerçekten de kitap, insanın kendini bulduğu en güvenli limanlardan biridir. Özellikle zor zamanlarda, toplumsal çalkantılarda ve bireysel yalnızlıklarda insanı ayakta tutan çoğu zaman kitaplardır. Çünkü kitap yalnızca öğretmez; aynı zamanda teselli eder.

Okumayan toplumların kültürel hafızası zamanla silinir. Tarihini bilmeyen, edebiyatını tanımayan, düşünürlerini okumayan toplumlar kolayca yönlendirilir. Bu nedenle kitap, aynı zamanda özgürlüğün de temelidir. Victor Hugo’nun dediği gibi:

“Okumayı öğrenmek, ateşi yakmaktır.”

Gerçekten de kitap insan zihninde bir ışık yakar. O ışık yandığında insan artık körü körüne inanmaz; araştırır, sorgular, düşünür.

Büyük yazarları okumak ise insanın düşünce ufkunu genişletir. Çünkü büyük edebiyat yalnızca olay anlatmaz; insanın ruhunu, korkularını, umutlarını ve çelişkilerini anlamaya çalışır. Shakespeare’i okuyan insan tutkuların trajedisini görür; Kafka’yı okuyan modern insanın yalnızlığını hisseder; Nazım Hikmet’i okuyan umudun ve insan sevgisinin gücünü kavrar. Büyük eserler çağları aşar çünkü insanın özüne seslenir.

Ne yazık ki günümüzde kitap yerine yüzeysel içeriklerin tercih edilmesi, düşünsel bir çoraklaşmayı beraberinde getirmektedir. İnsanlar artık uzun düşüncelere değil kısa sloganlara yönelmektedir. Oysa uygarlık sloganlarla değil kitaplarla kurulmuştur. Bir ülkenin gerçek kalkınması yalnızca yollarla, binalarla ya da teknolojik yatırımlarla ölçülemez; o toplumun kitapla kurduğu ilişkiyle ölçülür.

Japonya’da metroda kitap okuyan insan manzaraları sıradan kabul edilirken, birçok toplumda kitap okuyan insan artık “istisna” gibi görülmektedir. Bu durum yalnızca kültürel bir sorun değil, aynı zamanda bir uygarlık sorunudur. Çünkü kitapla bağı zayıflayan toplumun düşünce üretme kapasitesi de zayıflar.

Ünlü düşünür Francis Bacon, “Okumak insanı olgunlaştırır.” der. Gerçekten de kitap okuyan insan daha anlayışlı, daha bilinçli ve daha derinlikli olur. Okuma alışkanlığı kazanan birey yalnızca bilgi edinmez; aynı zamanda dilini geliştirir, estetik duyarlılık kazanır ve hayata daha geniş bir pencereden bakmayı öğrenir.

Bu nedenle çocuklara bırakılacak en büyük miras servet değil, kitap sevgisidir. Evlerinde kitap bulunan çocuklar, dünyayı daha erken keşfeder. Çünkü kitap, insana yalnızca bilgi değil, aynı zamanda vicdan kazandırır. Kitap okuyan insanın kalbi incelir; başkalarının acısını anlayabilir hale gelir.

Sonuç olarak, okumamak yalnızca bireysel bir eksiklik değildir; toplumsal bir yoksullaşmadır. Kitaplardan uzaklaşan insan, düşünceden ve derinlikten de uzaklaşır. Oysa insanı insan yapan en önemli özelliklerden biri düşünebilmesidir. Düşünmenin yolu ise okumaktan geçer.

Bugün yeniden kitaplara dönmek zorundayız. Büyük yazarların sesine kulak vermek, insanlığın ortak hafızasına yeniden dokunmak zorundayız. Çünkü kitaplar yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceği de kurar. Belki de insanlığı karanlıktan kurtaracak en güçlü ışık hâlâ bir kitabın sayfaları arasında yanmaktadır.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları