İleri Hayat

Sosyal Bilimler - Haydar Uzunyayla

İleri bir hayattan söz edebilmek için, onun bazı özel koşullara sahip olması gerekir. Bunların başında, şu anda içinde yaşadığımız hayatı geride bırakıp ötelere geçmek gelir ve eğer bizler şimdiye kadar böyle bir yeteneği geliştirmiş olsaydık, bugün hala kısır döngü, kısır örnekler, Tanrı var mı yok mu, hayat tasarlanmış tanrısal bir lütuf mu değil mi, devletler ve generaller gerekli mi, şirketlere neden emek veriyoruz, neden son derece düşük zekalılar tarafından yönetiliyoruz gibi şeyleri tartışmamış olacaktık…

Aynı şekilde niçin başvurulduğu pek de anlaşılmayan rastgele zorunlu birliktelikler, çocukların geleceğini, “Güç haktır...” benzeri kirli yaklaşımları, faşizmi, ırkçılığı, vatan-miller-bayrak patentli hayatları konuşmak zorunda kalmayacaktık.

*******

Geçmişimize baktığımızda, geçmişimizin hiç de sağlam örülmediğini, her örüntünün bir sonraki çürük örüntüye neden olduğunu görebiliyoruz… Kuşkusuz insanın koşullarını denetleyemediği hayat, sağlam olmaz. Bir yerden bir yere göç etmek, karın doyurmak, üremek, söz söylemek (ki sözler çok zaman yalanlarla örülür), süreklilik gösteren alışkanlıklara ve yargılara bağlı kalmak, hiçbir hayatı elverişli hale getirmez. Her defasında kopyasını üreten bir hayat, “ileri” sıfatını taşıyamaz. Ne yaptığının bilincinde olmayan kararsız ebeveynlerin dünyamızı doldurduğu bir hayat uyumlu ve anlaşılır bir hayat değildir.

Elverişli veya ileri hayatın koşulları farklıdır; yukarıdakilerin tam tersidir. Bunlardan birkaç tanesini sıralarsak:

Burada aklın şemsiyesi altında yürümek esastır. Hayat, kimin özne, kimin nesne olacağı etrafında şekillenmez. Kimse alt-üst kümelere zorunlu değildir. Kimse ikiyüzlü ahlaki yargılarla karşılaşmaz. Zihin ve gözler berraklığı kavramıştır ve bundan dolayı hiçbirimiz şişman, doyumsuz bir domuza dönüşmek istemeyiz. Hiçbirimiz kısa bacaklı bir koyun olmak için can atmayız. Hiçbirimiz bekçi köpeği rolünü üstlenmek veya parazit bir guguk, emici bir sivrisinek olamayız, çünkü ileri hayat yıkıcı sarmal yapıyı ortadan kaldırmıştır. Hayat uzak ya da yakın ortak paydalar üreten güven, adalet, bir tek insan değil, birçok insan üzerinden örgütlenmiştir. Teklik, servet birikimi ve egemenlik, eşit işbirliğini engelleyen unsurlar olduğu için, bu üçlüye burada yer verilmez. Kimse bir şeyi, bir kimseyi kutsamak için çırpınmaz. Meydan asla gövdeyi kurutan zehirli sarmaşıklara bırakılmaz, çünkü gereksizliklerin gerekli hale getirildiği koşullu yaşamların egemenlik alanı değildir burası…

Savaş, ileri bir hayat için de gereklidir… Ancak bugünkü şekliyle, yani gasp, talan, yıkım temelinde yaşamı harabeye çeviren bir eylem olarak değil, onu ilerleten, iyileştiren, patlamalarla ard arda değişimler yaratan bir araç olarak gerekli olacaktır. (Toplumlar ancak patlamalarla ötelere uzanır. İleri hayatlar yaratmanın yollarından biri büyük patlamalardır.)

Barış da aynı şekilde statükoyu devam ettirmek için değil, birey özgürlüğünün sınırlarını genişleten, yeni sanatlar, yeni diller üreten, doğada iz sürmeyi, sakin bir ırmağın kenarında balıklara şarkı söylemeyi egzoz borusundan çıkan gazı solumaya tercih eden araç olacaktır…

Her ne kadar günümüzün koşullarında ileri bir hayatı aramak, toz bulutu içinde billurdan zerre aramak gibi bir şey olsa da, yine de bu binlerce ışık yılı uzaklıkta değildir. Teorik öngörülerin sonradan gerçeğe dönüştüğü çok görülmüştür…

Bir devrimi gerçekleştirmek için, önce onu öngörmek lazım.