DİL VE İKTİDAR: BİR MÜCADELE ALANI
Düşünme yetisinin ötesinde insanı farklı kılan özelliği dili kullanabilme, kelimelere hayatı biçimlendirecek şekilde yön verebilme özelliğidir. Dil felsefesinin alanı olan anlamın doğası, dil kullanımı, dilin yapısı, dil ve gerçeklik ilişkisi birçok yönüyle dil ve insan ilişkisini inceler. Dil felsefesinde dil sadece iletişim aracı değildir. Dil düşünceyi kurgulayan ve gerçekliği anlamlandırmamızı sağlayan temel araçtır.
Düşünceyi kurgulayan dil, bu sayede kullanıldığı bağlama ve kişiye göre de hayatın içindeki tavrımızı belirler. Algı yönetimi de denilebilecek bu tavır kelimelerle ortaya konur. Eğer siz bir olaya ‘reform’ derseniz başka ’dayatma’ derseniz başka bir tavır içindesinizdir. Dolayısıyla kelimeler nötr yani tarafsız değildir. Seçtiğiniz kelime nasıl düşündüğünüzü, hangi siyasete yakın veya uzak olduğunuzu, neyi kabul edip neye itiraz ettiğinizi anlatır. Onun için bazen halk arasında ‘Konuştuğun kelimelere dikkat et.’ ya da ‘ Sözünü tart da söyle.’ gibi sözler kelimelerin nasıl bir sonuca sebep olacağını ifade eder. Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı/ Söz ola bitüre başı/ Söz ola agulu aşı/ Balıla yağ ide bir söz’ dizeleri kelimelerin etki gücünü göstermesi anlamında yüzyıllar ötesinden gelen bir ifadedir.
Kelimelerin bu denli belirleyici olduğu bir hayatta kelimelerin başrolde olduğu bir mücadele ortamının olması da kaçınılmazdır. Bu mücadele kelimelerin anlam alanından beslenen bir zihinde reaksiyon gösterdiğinde fiili durumlar ortaya çıkar. Eli kalem tutan kişilerle gücü elinde tutan kişiler arasında kelimeler mücadeleci bir tavır ifade eder. Aslında her kullanılan kelime taraf olunduğunun göstergesidir. George Orwell bir yazarın yazı yazma nedenlerinden birisinin de siyasi amaç olduğunu söyler. Dünyayı ya da yaşadığımız yeri bir yöne doğru götürme, sistematik bir tavır oluşturma amacı olarak görülebilecek bu amaç kelimelerle olur.
Böyle olunca da kelimeler ile gücü temsil eden otorite anlamında birbirinden beslenme olduğu gibi bir karşı karşıya gelmenin olması kaçınılmazdır..Halil İnalcık, Şair ve Patron kitabında kelimelerin güç ilişkisinden bağımsız olmadığını Osmanlı şiirinin büyük ölçüde iktidar ve himaye sistemi içinde şekillendiğini,birbirinden beslendiğini anlatır. Nef’i bu dönemin içinde kullandığı kelimelerden dolayı himayenin dışına çıkan bir kalem olmuştur. Hayatı boyunca dört sultan gören Nef’i kasideleriyle padişahları övmüş ve bolluk içinde yaşamıştır. Ancak sivri dili de durmamıştır. Siham-ı Kaza (Kaza Okları) adlı eseri hiciv türünün en keskin örnekleri ile doludur. Nef’i kelimeleri eleştiri sınırlarının ötesine taşıyınca onu en çok ödüllendiren IV. Murat tarafından boğdurularak öldürülür. Fatih Sultan Mehmet döneminde vezirliğe kadar yükselen Ahmet Paşa gözden düşünce Yedikule zindanlarından kurtulmak için Fatih Sultan Mehmet’e sunduğu ‘Kerem’ redifli kasidesi ile kendini affettirmiştir. Nabî, menfaatçileri, cimrileri, cahilleri, kötü din adamlarını eleştirdiği gibi devlet makamının yüceliğini kaybettiren devlet adamlarını da eleştirmekten geri durmaz. Nabi, ‘Pervazdan inmezdi yire ta'ir-i devlet Sermaye-i rif'at şeref-i ma'rifet olsa’ (Yücelik sermayesi marifetin şerefi olsa devlet kuşu pervazdan yere inmezdi) mısrası ile devlet makamının ilim irfan sahiplerine değer verilmemesinden dolayı yüceliğini kaybettiğini söyler.
Tanzimat Döneminde kalem ve güç mücadelesinde isimleri en çok öne çıkan kişiler Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal’dir. Şinasi, edebiyatta yaptığı yenilikler yanında Mehmet Kaplan’a göre padişahlara kendini beğendirme çabasında olmamış, tek başına gazete çıkarmış ilk Türk edebiyatçıdır. Onun itiraz anlamında yazdıkları dolaylı olarak Sultan Abdülaziz zamanında yaptığı muhalefeti içerir. Siyasetle her zaman içli dışlı olan Ziya Paşa’nın, padişahlarla o kadar olmasa da diğer devlet adamları ile başı dertte olmuştur.‘Zafername’ adlı kitabında Sadrazam Ali Paşa’yı hedef alarak beyitler sıralamıştır. ‘Girdi bir hâlete kim Devlet-i Osmaniye Hissolunmaz gibidir şaibe-i izmihlâl (Osmanlı Devleti öyle bir duruma (halete) girdi ki; yıkılışın, çöküşün belirtileri (şaibe-i izmihlâl) hissedilmez gibidir.) diyerek Sadrazam Ali Paşa’yı Osmanlının çöküşünün sebebi olarak göstermiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Ali Paşa’nın cenaze namazında imamın sorduğu ‘Nasıl bilirdiniz?’ sorusunda önde bulunanların sükût ettiğinin anlatıldığı olaya ithafen söylediği “Ali Paşa’yı cenaze namazına kadar takip eden umumi kinde Zafername’nin hissesi unutulamaz.” sözü kelimelerin güç ile mücadelesindeki etkisini gösterir.
Bu üçlünün diğer kalemi olan Namık Kemal, yazdıkları ve düşünceleri yüzünden sürgünler gördü. Gazeteleri kapatıldı. Yazı yazmasına müsaade edilmediği dönemler oldu.Yazdığı süre zarfında da hürriyet, özgürlük, vatan onun kullanımıyla halkın zihnine yerleşti. Bu da güç karşısında kelimelerle bir tavır geliştirmesine imkan sağladı. Yazdığı Vatan Yahut Silistre tiyatrosu sahnelendikten sonra halk ayaklanması olunca munzır neşriyatta bulunmak suçundan Magosa’ya sürgün edildi. Tiyatro eserinde ‘Rütbe dediğin nedir? İnsanın omzuna dikilen bir parça sırma! İnsan ona çalışarak, hak ederek ermeli; yoksa birinin himayesiyle omzuna takılan sırma, adamı adam etmez." sözleri dönemin liyakatten uzak ve torpile dayalı sistemine eleştiridir. Yine eserdeki ‘Vatan sevgisinden mahrum olanlar, devleti koruyamazlar." sözü sadakatin kişiye değil vatana yapılması gerektiği ifade ederek halkın olaylara bakışını değiştirir. Yani kelimeler otoritenin karşısında bir tavır olarak kendini gösterir. Bundan dolayı onun en meşhur şiirlerinden olan Hürriyet Kasidesi’nde, ‘Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten/Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı Hükûmet’ten’ (Çağın değer yargılarını doğruluktan ve samimiyetten sapmış görerek kendi arzumuz ve saygınlığımız ile devlet kapısından ayrıldık.) sözleri kulaktan kulağa yayılarak bir tavrın, bir duruşun somut ifadesi olur.
Dilin ve dolayısıyla kelimelerin romantizm üreten etkisi hayatın bir gerçeğini yansıttığı gibi aynı zamanda romantizm karşıtlığını da içerir. Yani yazı her durumda bir farklılık içermek durumundadır. Karşı kutupları bünyesinde barındırır. Dil felsefesindeki dil kullanımı bununla ilgilidir. Dil bir siyaset üretir. Bundan dolayı divan edebiyatındaki şairlerin hicivleri de, Tanzimat dönemindeki fikri ve toplumsal tartışmalar da, cumhuriyet döneminden günümüze şiirler ve kurulan cümleler de dil-iktidar arasındaki mücadelenin dışa vurumudur. Dil, sadece estetiğin değil; itiraz mekanizmasının, güce karşı tavrın da en etkili araçlarındandır. Dilin güç karşısındaki duruşu, toplumun zihin arşivini oluşturan cümlelerle doludur.