İnsanlık tarihi boyunca cevabı en çok merak edilen o kadim soru, tazeliğini hiç kaybetmedi: "Bazı insanlar başarı arzusuyla yanıp tutuşurken neden diğerleri potansiyellerinin altında bir hayat sürmeye razı olur?" Kimileri en sarp yokuşları birer basamak gibi tırmanırken, kimileri neden daha yolun başında havlu atar? Bu bir şans meselesi mi yoksa zihnin derinliklerinde sessizce çalışan bir programın sonucu mu? Başarı; tesadüfen bulunan bir define değil, zihnin en derin katmanlarında filizlenen "ateşleyici bir arzunun" fiziksel dünyadaki izdüşümüdür.
Gemileri Yakanların Zaferi
Yıl 711... Tarık bin Ziyad, emrindeki askerlerle Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya kıyılarına ayak basar. Karşılarında sayıca kendilerinden kat kat üstün, devasa bir ordu vardır. Askerlerin gözünde kuşku, akıllarında ise "Geri dönebilir miyiz?" sorusu asılıyken Tarık bin Ziyad, tarihin akışını değiştiren o sarsıcı emri verir: "Gemileri yakın!"
Kıyıda yükselen alevler gökyüzünü kızıla boyarken askerlerin zihnindeki "belki geri döneriz" ihtimaline dair son kırıntılar da o gemilerle birlikte küle döner. Artık onlar için nefes almanın tek bir yolu kalmıştır: Savaşmak ve mutlak bir zafer kazanmak. Okyanusun bu yakasında ya yeni bir devletin temelleri atılacak ya da o topraklar hepsine mezar olacaktır; başka bir ihtimal yoktur. Tarık bin Ziyad, yüzünde yanan gemilerin sıcaklığıyla ordusuna döner ve haykırır: "Ey insanlar! Kaçacak yer neresi? Arkanızda deniz gibi (bir engel), önünüzde ise düşman var! Tek yolunuz zafer!"
Bu sözlerin ardından; zihnini mutlak zafer dışındaki tüm ihtimallere kapatan o ordu, imkânsız denileni başarır. Sayıca azlığın yerini çelikten bir irade alır; kuşku, yerini sarsılmaz bir inanca bırakır. Günün sonunda İspanya toprakları o sarsılmaz kararlılığın önünde diz çöker ve tarih, gemilerini yakanların kazandığı mutlak zaferi altın harflerle yazar. İşte başarı; zihninizdeki o "geri dönüş" seçeneğini tamamen yok ettiğinizde, köprüleri arkanızda değil önünüzde kurduğunuzda başlar.
Zihnin İki Görünmez İşçisi
Zihnimiz, gece gündüz çalışan devasa bir atölyedir. Bu atölyede iki usta başı görev yapar: "Bay Zafer" ve "Bay Yenilgi". Bir işe başlarken "Bu çok zor, yapamam," derseniz Bay Yenilgi derhal dosyalarını açar ve size neden başarısız olacağınıza dair yüzlerce kanıt sunar. Ancak işe başlarken başaracağınıza inanarak "Bu meseleyi çözeceğim," dediğiniz an Bay Zafer tezgâhın başına geçer. O, size imkânsızlıkları değil, çözüm yollarını fısıldar. Hayatınızın kalitesi, hangi usta başını daha çok mesaiye çağırdığınıza bağlıdır.
Tuğla mı Diziyorsunuz, Fidan mı Suluyorsunuz?
İş motivasyonu üzerine yapılan bir saha araştırmasında, devasa bir inşaat alanındaki işçilerle röportaj yapılır. Birinci işçiye sorarlar: "Ne yapıyorsun?" İşçi bıkkın bir ifadeyle cevap verir: "Görmüyor musun, akşama kadar bu ağır tuğlaları üst üste diziyorum." İkinci işçiye aynı soruyu sorduklarında ise gözleri parlayarak yanıt verir: "Ben mi? Dünyanın en büyük üniversitesini inşa ediyorum! Burada yetişecek nesiller dünyayı güzelleştirecek."
Şimdi kendinize dönüp bir bakın: Siz sadece size verilen rutin görevleri mi tamamlıyorsunuz yoksa kendi bilgi ormanınızda her gün bir fidanı mı suluyorsunuz? Kendi taş yolunu döşediğinin bilincinde olmayan bir zihin için, kendi sarf ettiği her emek sadece bir külfettir.
Edison’un İnadı ve İmkânsızın Sınırları
Thomas Edison, ampulü bulana kadar on binden fazla başarısız deneme yaptı. "Ben yenilmedim, sadece ışık vermeyen on bin farklı yol buldum," diyerek her yenilgiyi başarıya giden bir mihenk taşına dönüştürdü. Sonunda ise o meşhur sabrı ve pes etmeyen iradesiyle karanlığı aydınlığa boğarak dünyayı ışıkla tanıştırdı. Bu zafer, vazgeçmeyenlerin tarihe kazıdığı bir mühürdür.
Peki ya Helen Keller? On dokuz aylıkken hem kör hem sağır kalmasına rağmen o sessiz dünyadan çıkıp beş dil öğrenen ve insanlığın engelleri aşma gücünü temsil eden sembol bir isme dönüştü. Ya da duyma yetisini tamamen kaybetmesine rağmen piyanonun bacağını ısırarak titreşimleri hisseden ve 9. Senfoni gibi bir başyapıtı besteleyen Beethoven... Eğer bir insan zihninde "yapabileceğine" dair inancı inşa ettiyse bedenin ve şartların sınırları sadece birer teferruata dönüşür.
Beyin Gücü İttifakı
Kimse tek başına devleşemez. İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır. Sizi aşağı çeken, sürekli eleştiren ve ruhunuzdaki o ateşi söndüren kişilerle vakit geçirmek, zihnindeki başarı tohumlarına zehir dökmek gibidir. Kendinize, sizi bir üst versiyonunuza taşıyacak bir "Beyin Gücü İttifakı" kurun. Zihinsel sınırlarınızı; kadim dostlukların rehberliği, büyük yazarların mirası ve imkânsızı başaran hayatların görkemiyle yeniden çizin. Unutmayın; kazanan insan, kazanabileceğine dair o sarsılmaz inancı her gün tazeleyen insandır. Zihninizdeki o uyuyan başarı potansiyeli tohumunu uyandırın; çünkü o filizlendiğinde sizi hiç ummadığınız yüksekliklere ulaştıracaktır.