KIRKBEŞ

Edebiyat - Rengin YILMAZER

KIRKBEŞ

Rengin Yılmazer

İnsan, hayatının en çok ne zaman farkına varır?

Yaşarken mi… yoksa yaşadıklarının içinden geçip geriye baktığında mı?

Ben şimdi, kırk beşime yaklaşırken, hayatın tam ortasında duruyorum gibi hissediyorum. Ne başındayım ne de sonunda. Ama ilk kez, gerçekten içindeyim.

Ne çok şey yaşadım.

Ne çok sevildim…

Ve ne çok sevindim.

Bir o kadar da üzüldüm.

İçimin acıdığı, nefesimin daraldığı, “Bu da geçer mi?” diye kendime sorduğum anlar oldu.

Geçti.

Hepsi geçti.

Zamanın en adil tarafı bu belki de… Hiçbir duygunun kalıcı olmaması. Ne en büyük mutluluk sonsuza kadar sürüyor, ne de en derin acı.

İnsan bunu öğrendiğinde büyüyor.

Ben büyüdüm.

Sadece yaş alarak değil… Sorumluluk alarak büyüdüm. Kendi hayatımın yükünü omuzladığım gün büyüdüm. Kimse gelmeyecekmiş gibi kendi kendime yetmeyi öğrendiğimde büyüdüm.

Ama içimde bir şey hiç değişmedi.

İnanmak.

İnsanlara, söylediklerine inanmayı seçtim. Belki bu yüzden kırıldım. Belki bu yüzden hayal kırıklıkları yaşadım. Ama yine de vazgeçmedim.

Çünkü inanmak, zayıflık değil.

İnanmak, bir seçim.

Ve ben hâlâ bunu seçiyorum.

Aşka inanıyorum.

İyiliğe inanıyorum.

Dünyanın içinde, tüm karmaşasına rağmen, hâlâ dokunulmamış bir yer olduğuna inanıyorum. Ve o yerin, insanın kendi kalbi olduğunu biliyorum.

Artık bir şeyi çok net biliyorum: Her şey geçici.

Üzüntüler geçiyor.

Mutluluklar geçiyor.

İnsanlar… Anlar… Mevsimler… Hepsi… Her şey… Herkes… Hepimiz…

Ben de geçiciyim.

Kırk beşim de.

Ama belki de tam bu yüzden, her şey bu kadar kıymetli.

Çünkü kalıcı olmadığını bildiğin bir şeyi, daha dikkatli seversin.

Daha çok hissederek yaşarsın.

Daha çok sarılırsın. Sakınırsın.

Ben şimdi, hayatımın bundan sonrasına bakıyorum.

Ve ilk kez, geçmişten daha hafifim.

Gönlümde yorgunluk taşıyacak yer kalmadı artık.

Oraları doldurdum.

Ağrılarla, bekleyişlerle, susuşlarla… Hepsi yerini buldu. Ve ben şimdi, o yerleri güzelliklerle doldurmak istiyorum.

Hakkımı güzelliklerden yana kullanmak istiyorum.

Daha çok güneş istiyorum hayatımda.

Daha çok deniz… Daha çok mavi… Daha çok yeşil.

Tenime değen tatlı bir rüzgâr, bir masada kahkahalarla gülen dostlar, içten sarılmalar, ruhu doyuran müzikler…

Okuduğum kitaplar, yazdığım yazılar, ürettiğim her şeyle biraz daha büyümek istiyorum.

Sevdiğim insanlarla birlikte.

Yan yana.

Gerçekten yan yana.

Daha çok anı biriktirmek istiyorum.

Bir fotoğrafta değil, bir hatırada yaşamak istiyorum.

Kalabalıklar olsun istiyorum ama içi dolu…

İnsanı besleyen, büyüten, genişleten kalabalıklar.

Kutlamalar olsun.

Alkışlar, tebrikler…

Yeni başlangıçlar, yeni yolculuklar.

Ve en çok da…

İçimdeki o hafifliği kaybetmemek istiyorum.

Çünkü artık biliyorum:

Hayat, ağırlaşınca değil… Hafifleyince yaşanıyor.

Kırk beş…

Belki de bir son değil.

Belki de şimdiye kadar taşıdığım her şeyi bırakıp, gerçekten kendim olabileceğim bir başlangıç.

Gelecek hayatımın en genç günündeyim bugün.

Ve belki de asıl sorulması gereken:

Hayatındaki en genç halin, yaşının en küçük olduğu zaman mı? Yoksa geçiciliğin baş döndürücü gerçekliğini nihayet fark ettiğin ve gerçek bir sen olarak gözünü açtığın ilk gün mü?