İki Gün, İki Şehir, İki Okul: Tesadüf mü, Yoksa Yeni Bir Eşik mi?

Eğitim Bilimleri - Dr. Öğretim Üyesi Ayşegül ATALAY

İki gün.

İki farklı şehir.

İki okul.

Şanlıurfa’da bir liseye silahlı saldırı…

Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan başka bir şiddet olayı…

Henüz olayların tüm ayrıntıları netleşmemişken, bu iki olayın art arda yaşanması ister istemez aynı soruyu gündeme getiriyor:

Bu yalnızca bir tesadüf mü, yoksa okul güvenliği açısından yeni bir eşiğe mi geldik?

Bu soruya aceleyle yanıt vermek mümkün değil. Zaten resmi açıklamalar da olayların nedenine ilişkin kesin bir değerlendirme yapmanın erken olduğunu vurguluyor. Ancak şunu söylemek mümkün: Artık yalnızca tekil olaylara değil, bu olayları mümkün kılan zemine bakmak zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca “fail kim?” sorusu değil;

“bu olay nasıl mümkün oldu?” sorusudur.

Peki bu tür olaylar neden art arda yaşanıyor gibi görünüyor?

Bu noktada kamuoyunda farklı ihtimaller gündeme geliyor. Özellikle gençler arasında yayılan bazı dijital akımlar, çevrim içi meydan okumalar ya da oyun içi görevler bu tür davranışları tetikliyor olabilir mi sorusu sıkça soruluyor.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir. Şu an için bu olayları doğrudan dijital bir oyuna ya da çevrim içi bir yönlendirmeye bağlayan herhangi bir doğrulanmış veri bulunmamaktadır. Bu tür ihtimaller ancak kapsamlı soruşturmalarla netlik kazanabilir.

Bununla birlikte tamamen göz ardı edilmemesi gereken başka açıklamalar da vardır.

Birincisi, taklit etkisi. Şiddetin görünür hâle gelmesi, özellikle ergenlik dönemindeki bireylerde benzer davranışların tetiklenmesine neden olabilir. Bu, doğrudan bir yönlendirme değil; ancak psikolojik bir bulaşıcılık etkisidir.

İkincisi, erişim ve kontrol meselesi. Bir bireyin bir okula girerek bu tür bir eylemi gerçekleştirebilmesi, yalnızca bireysel niyetle açıklanamaz. Bu durum aynı zamanda okul giriş-çıkış sistemleri, çevre güvenliği ve risk değerlendirme mekanizmalarının da sorgulanmasını gerektirir.

Üçüncüsü, erken uyarı sinyallerinin gözden kaçmasıdır. Birçok vakada, olaydan önce çevre tarafından fark edilen ancak yeterince ciddiye alınmayan davranışlar, tehdit söylemleri ya da sosyal medya paylaşımları olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla mesele yalnızca bireysel değil; aynı zamanda yapısaldır.

Asıl sorun: Statik güvenlik anlayışı

Bugün okullarda güvenlik çoğu zaman “riskli okul – risksiz okul” ayrımı üzerinden değerlendirilmektedir. Oysa son yaşananlar, bu yaklaşımın yetersiz olduğunu açıkça göstermektedir.

Çünkü risk sabit değildir.

Değişir, hareketlidir ve çoğu zaman görünmezdir.

“Riskli değil” olarak değerlendirilen bir okulda da birkaç dakika içinde ağır bir tablo ortaya çıkabilmektedir. Bu da bize şunu göstermektedir:

Okul güvenliği, statik değil; dinamik bir süreç olarak ele alınmalıdır.

Peki ne yapılabilir?

Bu noktada çözüm önerilerinin gerçekçi ve uygulanabilir olması gerekir. Sorunu yalnızca güvenlik görevlisi sayısını artırarak çözmek mümkün değildir.

Öncelikle okullar için dinamik risk izleme sistemleri kurulmalıdır. Okul çevresi, eski öğrenci bağlantıları, sosyal gerilimler ve davranışsal risk sinyalleri düzenli olarak takip edilmelidir.

İkinci olarak, okul giriş-çıkış sistemleri standartlaştırılmalıdır. Kontrollü giriş, ziyaretçi kaydı ve okul saatlerinde açık kampüs uygulamalarının sınırlandırılması artık bir tercih değil, gerekliliktir.

Üçüncü olarak, her okulda çok paydaşlı bir erken uyarı mekanizması kurulmalıdır. Okul yönetimi, rehberlik servisi, öğretmenler ve gerektiğinde güvenlik birimleri birlikte hareket etmelidir. Amaç cezalandırmak değil, riski erken fark etmektir.

Dördüncü olarak, psikososyal destek yalnızca kriz sonrası değil, kriz öncesi bir politika olmalıdır. Okul iklimi, öğrencinin kendini güvende hissettiği bir yapı sunmadıkça güvenlik yalnızca fiziksel tedbirlerle sağlanamaz.

Beşinci olarak, öğrenci ve veliler için güvenli bildirim kanalları oluşturulmalıdır. Bir öğrencinin duyduğu bir tehdit, bir arkadaşının davranışı ya da bir sosyal medya paylaşımı güvenli şekilde iletilebilmelidir.

Sonuç: Güvenlik yalnızca kapıda başlamaz

Bugün yaşananlar bize şunu açıkça gösteriyor:

Okul güvenliği yalnızca kapıdaki görevliyle, kamerayla ya da metal dedektörüyle sağlanamaz.

Güvenlik, aynı zamanda bir okul kültürü, bir erken fark etme kapasitesi ve bir sistem tasarımı meselesidir.

Ancak en önemlisi şu:

Bu tür olaylar yalnızca yaşandıkları günle sınırlı kalmaz.

Her olaydan sonra sınıfa giren öğrenciler, derse başlayan öğretmenler ve çocuklarını okula gönderen veliler, aynı soruyu içlerinden geçirir:

“Gerçekten güvende miyiz?”

İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü eğitim yalnızca bilgi üretmez; aynı zamanda güven üretir.

Ve eğer o güven zedelenirse, öğrenme de sessizce geri çekilir.