OKULDA ŞİDDET OLAYLARI: BÜTÜNCÜL BAKIŞ

Eğitim Bilimleri - Prof. Dr. Tuncay Akçadağ

Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olaylarına yönelik hem sorunun nedenlerine hem de çözümlerine yönelik oldukça fazla sayıda görüşler ortaya atıldı. Kuşkusuz çok değerli açıklamalar var. Bu yazıda bu açıklamalardan da yola çıkılarak ortaya atılan görüşleri gruplandırıp, sonrasında da sorunu analiz edip çözüm önerileri belirlemek amaçlanmıştır.

Ele alış sıklığına göre görüşler üç ana başlık altında gruplanabilir.

Sonuç odaklı görüşler: Güvenlik, ceza, caydırıcılık, disiplin.

Neden odaklı görüşler: Aile, toplumsal iklim, dijital kültür, akran baskısı, psikososyal kırılganlık.

Dönüştürücü görüşler: Okul iklimi, psikolojik güven, onarıcı yaklaşım, rehberlik, yönetimsel koordinasyon, değerler eğitimi.

Bu görüşlerin tek bir açıklama çizgisinde toplanmadığı; aksine birbirini tamamlayan ya da zaman zaman birbirine karşıtlaşan farklı yaklaşım kümeleri oluşturduğu da görülmektedir.

1. Güvenlikçi ve yaptırım odaklı görüşler: Bir grup görüş, okulda şiddet sorununu öncelikle güvenlik ve caydırıcılık ekseninde ele almaktadır. Bu yaklaşıma göre okulun fiziksel güvenliğinin güçlendirilmesi, okul çevresinde gerekli önlemlerin artırılması, riskli durumların hızla üst mercilere ve kolluk birimlerine bildirilmesi, ayrıca saldırgan davranışlara karşı açık ve görünür yaptırımlar uygulanması gerekmektedir. Bu yaklaşım, özellikle öğretmenlere ve okul personeline yönelik saldırılar arttığında daha fazla görünür hale gelmektedir. Yani etki-tepki ekseninde yer alan görüşler. MEB genelgesinde de okul ve kurum içinde ve dışında güvenliğin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması ve ilgili kurumlarla iş birliği yapılması açıkça vurgulandığı halde bu durumun yeterince önemsenmemesi ya da neler yapılabileceğine yönelik profesyonel yaklaşımın noksanlığı bu türden açıklamalarda açıkça görülebilir.

2. Psikososyal destek ve rehabilitasyon odaklı görüşler: İkinci yaklaşım, okulda şiddeti yalnızca disiplin ve güvenlik eksenli bir mesele olarak değil, aynı zamanda psikososyal bir sorun olarak değerlendirmektedir. Bu bakış açısına göre şiddetin önlenmesinde öğrencilerin duygusal gereksinimlerinin fark edilmesi, risk altındaki bireylerin erken belirlenmesi, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin etkin işletilmesi, gerektiğinde uzman desteği sağlanması büyük önem taşımaktadır. MEB’in genelgesinde rehberlik servislerinin, RAM’ların ve psikososyal destek çalışmalarının aktif biçimde sürece dahil edilmesi istenmekte; okul temelli önleme anlayışı öne çıkarılmaktadır. Bu durum, şiddetin yalnızca sonuçlarıyla değil, ortaya çıkış dinamikleriyle de ilgilenilmesi gerektiğini göstermektedir. Kuşkusuz kıymetli açıklamalardır ve önemsenmesi gerekir.

3. Aile, çevre ve toplumsal iklim odaklı görüşler: Bir başka görüş kümesi, okulda yaşanan şiddetin nedenlerini okul dışındaki etkenlerde aramaktadır. Bu yaklaşıma göre aile içi iletişim sorunları, şiddetin ev içinde normalleşmesi, toplumsal gerilimler, ekonomik baskılar, mahalle ve çevre kültürü ile çocukların büyüdüğü sosyal çevre, okulda ortaya çıkan şiddet davranışlarını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle çözümün yalnızca okul içi önlemlerle sınırlı kalmaması; aile eğitimi, veli iş birliği ve çevresel risklere yönelik daha geniş sosyal politikalarla desteklenmesi gerektiği savunulmaktadır. Okullarda şiddeti önlemeye yönelik eylem planlarında ailelere yönelik eğitimler, ev ziyaretleri ve iş birliği vurgusu bu yaklaşımı desteklemektedir.

4. Okul iklimi ve ilişkisel yapı odaklı görüşler: Bazı değerlendirmeler ise sorunun merkezine doğrudan okul iklimini yerleştirmektedir. Bu görüşe göre okulda şiddet; yalnızca bireysel öfke patlamalarının sonucu değil, aynı zamanda okulun adalet, aidiyet, saygı, iletişim ve güven üretme kapasitesinin zayıflamasıyla da ilişkilidir. Öğretmen-öğrenci ilişkilerinin niteliği, yöneticilerin tutumu, öğrencilerin kendilerini okulun bir parçası olarak hissedip hissetmemeleri ve sorunların hangi iletişim diliyle çözüldüğü, şiddetin oluşumunda belirleyici olabilmektedir.

5. Akran zorbalığı ve öğrenci davranışları odaklı görüşler: Şiddet tartışmalarının önemli bir bölümü de akran zorbalığı etrafında şekillenmektedir. Bu yaklaşım, öğrenciler arasındaki tekrar eden fiziksel, sözel, sosyal ya da dijital saldırganlık biçimlerini okulda şiddetin önemli bir boyutu olarak görmektedir. Akran zorbalığı, sadece iki öğrenci arasında yaşanan bireysel bir sorun değil; grup baskısı, dışlama, etiketleme ve güç dengesizliğiyle beslenen bir ilişki problemidir.

6. Dijital mecralar ve medya etkisi odaklı görüşler: Bir diğer yaklaşım, okulda şiddetin artışını dijital kültür, sosyal medya ve medyada dolaşıma giren şiddet dili ile ilişkilendirmektedir. Bu görüşe göre çocuklar ve gençler, denetimsiz dijital ortamlarda saldırgan içeriklerle, küçük düşürme kültürüyle ve çevrim içi zorbalık biçimleriyle sık karşılaşmakta; bu durum okul içi ilişkilere de taşınmaktadır. Özellikle siber zorbalık, okul sınırlarını aşan ama okul iklimini doğrudan etkileyen bir şiddet alanı oluşturmaktadır.

7. Yönetimsel koordinasyon ve kurumsal sorumluluk odaklı görüşler: Bazı görüşler, okulda şiddet sorununu esasen yönetimsel koordinasyon eksikliği olarak değerlendirmektedir. Bu bakış açısına göre sorun, yalnızca bireylerin davranışlarından değil; erken uyarı sistemlerinin işlememesinden, rehberlik-servis-yönetim-aile iş birliğinin zayıf olmasından, riskli durumlarda kurumlar arasında koordinasyon kurulamayışından da kaynaklanmaktadır. Bu nedenle okul yönetiminin sadece olay sonrası müdahale eden değil, önleyici ve eşgüdüm sağlayan bir yapı kurması gerektiği savunulmaktadır.

8. Değerler, kültür ve eğitim anlayışı odaklı görüşler: Son olarak bazı değerlendirmeler, okulda şiddeti daha derin bir kültürel ve eğitsel zemin üzerinden açıklamaktadır. Bu görüşe göre sorun yalnızca güvenlik açığı ya da bireysel davranış bozukluğu değildir; aynı zamanda saygı, birlikte yaşama kültürü, empati, farklılıklarla bir arada bulunma ve çatışmayı barışçıl yollarla çözme becerilerinin yeterince güçlendirilememesiyle ilgilidir. Bu nedenle çözümün yalnızca ceza ya da güvenlik önlemleriyle değil; değerler eğitimi, sosyal-duygusal öğrenme, empati geliştirme ve demokratik okul kültürünü güçlendirme yoluyla aranması gerektiği savunulmaktadır.

Bu farklı yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, okulda şiddet olgusunun tek bir nedene indirgenemeyeceği açıkça görülmektedir. Sorunun bir yönü güvenlik ve yaptırımla, bir yönü psikososyal destekle, bir yönü aile ve toplumsal çevreyle, bir yönü de okulun kendi iç ilişkileri ve kültürüyle bağlantılıdır. Dolayısıyla çözüm arayışlarının da tek boyutlu değil; önleyici, koruyucu, geliştirici ve onarıcı boyutları içeren bütüncül bir çerçevede ele alınması gerekmektedir.

Okullarda yaşanan şiddet olayları, çoğu zaman bireyin öfkesi, ailenin yetersizliği ya da öğrencinin disiplinsizliği üzerinden açıklanmaktadır. Oysa bu tür açıklamalar, meselenin asıl zeminini görünmez kılmaktadır. Çünkü okulda şiddet, önemli ölçüde sistem görüşünden uzak, bilimsel dayanakları zayıf ve tepkisel anlayışların eğitim politikası ve uygulamalarında belirleyici hale gelmesinin bir sonucudur. Böyle bir yaklaşım sürdükçe, şiddet olaylarının azalmasından çok yeniden üretilmesi beklenmelidir. Her ne kadar resmî söylemde bütüncül eğitim, değerler ve bilimsel gelişmeler vurgulansa da okul şiddetiyle mücadelede etkili olan şey; sistem düzeyinde işleyen önleyici politikalar, bütün-okul yaklaşımı, düzenli izleme, personel kapasitesinin güçlendirilmesi ve okul-aile-çevre iş birliğinin süreklileştirilmesidir. Bu yapı yeterince kurulmadığında, şiddet olayları tekil sapmalar olmaktan çıkar; sistemin ürettiği ya da en azından engelleyemediği yapısal sonuçlar haline gelir.

Okulda şiddeti yalnızca bireyin öfkesine, ailenin yetersizliğine ya da disiplin eksikliğine bağlamak, sorunun asıl zeminini görünmez kılar. Çünkü bugünün sorunları, büyük ölçüde dünkü çözümlerin ürünüdür. Öğrenciyi özne olmaktan çıkarıp sınav kazanması gereken bir nesneye dönüştüren; sosyal, kültürel, ruhsal ve bedensel gelişimi ancak akademik başarıya hizmet ettiği ölçüde önemseyen; sorumluluk alan bireyler yerine konforu önceleyen ve hizmet bekleyen öğrenciler üreten bir eğitim uygulaması, şiddetin ortaya çıkacağı zemini bizzat hazırlamaktadır. Köy Enstitülerindeki öğrencilik anlayışında öğrenci, emek veren, üreten, birlikte yaşayan ve topluluk sorumluluğu taşıyan bir özne iken; bugün birçok okul uygulamalarında öğrenci, başarı grafiği yükseltmesi beklenen, memnun edilmesi gereken ve çoğu zaman sadece sınav performansıyla tanımlanan bir varlığa indirgenmektedir. Zaman Köy Enstitülerindeki zaman değildir kuşkusuz ancak Köy Enstitüleri örneğindeki uygulamaya dair formül geçerlidir. Bu dönüşüm, yalnızca pedagojik değil; aynı zamanda görülebileceği üzere ahlaki ve toplumsal sonuçlar üretmektedir.

Bu nedenle okulda şiddetin çözümü, yalnızca daha fazla kamera, daha sert ceza ya da daha sıkı disiplin değildir. Asıl ihtiyaç, öğrenciyi yeniden özne olarak gören; ona sorumluluk, emek, aidiyet ve birlikte yaşama deneyimi kazandıran; sosyal-duygusal, kültürel, ruhsal ve bedensel gelişimi akademik başarı kadar asli kabul eden bir okul anlayışının inşasıdır. Okul, öğrencinin yalnızca sınava hazırlandığı değil; insan olarak kurulduğu bir yer haline gelmedikçe, şiddet olayları tekil sapmalar değil, sistemin yeniden ürettiği sonuçlar olarak varlığını sürdürecektir.

Son söz olarak şu soruları kendimize dürüstçe soralım:

• Öğrencilerinizin her biri, en azından bir spor dalıyla düzenli ve ciddi biçimde ilgileniyor mu? Okul olarak bu konuda nasıl bir yapınız, nasıl bir takibiniz var?

• Öğrencileriniz iyi bir müzik dinleyicisi, en azından bir enstrümanı kendisini dinletecek düzeyde icra edebiliyor mu? Bu önce çok çalışma+ yetenek ile ilişkilidir.

• Öğrencileriniz sanatın hangi alanlarıyla ne ölçüde buluşuyor? Resim, müzik, sinema, tiyatro ve kitap okuma gibi alanlarda okul olarak nasıl bir kültür oluşturuyorsunuz? Bu ilgileri tesadüfe değil, sistemli bir eğitime nasıl dönüştürüyorsunuz?

• Öğrencileriniz kendilerini iyi hissedecek okul-sınıf hedefleriyle buluşuyorlar mı? Bununla ilgili gelenekleriniz var mı? Değerler eğitimi bu kapsamda nasıl ele alınıyor?

• Başarılı hissetmek mi, başarılı olup ödül almak mı? Onları içsel motivasyonlara nasıl yönlendiriyorsunuz?

• Bütün bu alanlarda ailelerle nasıl bir iş birliği kuruyorsunuz? Aileyi sadece akademik sonuçlarla ilgilenen bir paydaş olmaktan çıkarıp, çocuğun çok yönlü gelişiminin ortağı haline getirebiliyor musunuz?

Kuşkusuz çoğaltabiliriz. Yani gerçekte okulculuk kolay değil. Vizyon ister, sabır ister, bilinç ister, adanmışlık ister. Bunu yapamadığımız her durumda, okulun asli anlamı zayıflar; şiddet, yabancılaşma, amaçsızlık ve değersizlik duygusu da bu zayıflamanın kaçınılmaz sonuçları haline gelir.