DR. MEHMET ZEKİ İLGAR İLE MODERN TERAPİLER KİTABI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Psikoloji-Sosyal Psikoloji - Dr. Mehmet Zeki İlgar, Hasan Güneş

Hasan Güneş : Sayın Hocam Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Mehmet Zeki İlgar : Merhaba Hasan Hocam, 1954 yılında Kars’ta dünyaya geldim. İlk ve ortaokulu Kars’ta, liseyi Artvin Erkek İlköğretmen okulunda yatılı olarak okudum. 1972 yılı Ağustos ayında Diyarbakır ili Çermik ilçesi Şeyhandede köyünde sınıf öğretmeni olarak çok sevdiğim öğretmenlik mesleğine başladım. 1977 yılında Atatürk Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği bölümünden, 1982 yılında Ankara Üniversitesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler bölümünden mezun oldum. 1984 yılında Ağrı Eğitim Yüksekokulunda öğretmenlik meslek dersleri öğretim görevlisi olarak üniversite kadrosuna atandım. Ağrıda çalışırken Atatürk üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1989 yılında yüksek lisans, 1996 yılında doktora programını tamamladım. 1996-2006 yılları arasında Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Fakültesinde PDR anabilim dalında dr. öğretim üyesi olarak göreve başladım. 2006 yılı ağustos ayında bölüm başkanının baskıcı tutumuna karşı çıktığım için için emekliye ayrılarak İstanbul’a geldim. 2010 yılına kadar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon kurumunu yönettim. 2010 yılından sonra 2021 öğretim yılı sonuna kadar farklı vakıf üniversitelerinde çalıştım. 2021 yılından beri Orduda ikamet etmekteyim. Zamanımın çoğunu okumaya yazmaya ayırıyorum. Sizin teklif etmeniz üzerine Nirvana dersinde yazıyor olmaktan da onur duyuyorum. Öğretmen okulunda yatılı olarak okumamı sağlayan ulusuma olan borcumu ödemek için ömrüm oldukça bir öğretmen olarak alanıma ve ülkeme hizmet etmeye devam etmek niyetindeyim.

Hasan Güneş : Terapi kuramı denilince ne anlamalıyız? Kuramların işlevleri nelerdir?

Mehmet Zeki İlgar : Sayın hocam,

Terapi, kişinin ruhsal sebeplerle ortaya çıkan düşünce, duygu ve davranışlarını değiştirmesini ya da kabullenmesini sağlamak amacıyla, psikolojik yöntemler kullanılarak yapılan profesyonel müdahalelerdir. Diğer bir anlatımla, eğitimli terapistler tarafından danışanla karşılıklı bir ilişki içerisinde, danışanın sorunlarına uygun şekilde planlanarak uygulan ve kişinin sorunlarıyla baş etmesini, psikolojik olgunluğa ulaşmasını ve kendini gerçekleştirmesini hedefleyen süreçtir.

Kuram kavramı en geniş anlamıyla, doğrudan gözlemlenemeyeni açıklama yöntemi olarak tanımlanmaktadır. Kuram aynı zamanda, terapide kullanılan yöntemlerin dayandığı sistematik bilgi ve kavramlar bütünüdür.

Kısaca tanımlarsak terapi kuramı; terapistlerin belli hedeflere ulaşmak için izlemeleri gereken yöntemleri gösteren bir yol haritası veya bir tür deniz feneri niteliği taşımaktadır.

Kuramların işlevleri, terapi sürecinde terapiste yol göstermek, danışanın sorunlarını nasıl anlayacağını, değişimi nasıl sağlayacağını, hangi teknikleri nasıl uygulayacağını göstermek şeklinde özetlenebilir. Kuram olmadan terapist, el yordamıyla yolunu bulmaya çalışır, gelişigüzel ve etkisiz müdahalelerde bulunabilir.

Tüm terapi kuramları farklı yöntemler kullanmalarına karşın, amaçları ortaktır:

* Danışanın kendisini sınırlandıran içsel çatışmalarını çözmesine yardımcı olmak,

* Danışanın iç dünyasını daha iyi anlamasını kolaylaştıracak bir içgörü kazanmasına yardım sunmak,

* Danışanın kendisini kabullenmesini sağlamak ve benlik saygısını güçlendirmek,

* Danışanın benlik yapısının yeterlilik, güven ve sorumluluk boyutlarını geliştirmek,

* Danışana sorunlarla daha verimli baş etme tekniklerini öğretmek.

Hasan Güneş : Terapi kuramlarında modern ve postmodern ayrımı neye göre yapılıyor?

Mehmet Zeki İlgar : Sayın hocam, tarihsel sürece baktığımızda, rasyonel düşünce, bilimsel süreçler ve mantık üzerine kurulmuş olan modernizm, batı dünyasında yaklaşık olarak 18.yüzyıl ortalarında ortaya çıkan, 19.yüzyılda egemen olan ve 20.yüzyılın ilk yarısına kadar devam eden bir düşünce ve yaşam tarzıdır. Psikoloji, bilimsel araştırma ve terapi alanlarında da etkili olmuştur. İkinci dünya savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve 1960’lı yıllarda popülerlik kazanmaya başlayan postmodernizm ise hayattaki her şeyin irrasyonel olduğunu savunmaktadır.

Modernizmi savunanlar evrensel bir gerçeğe inanırken postmodernistler bunu reddederler. Gözlenebilen ve sistemli olarak bilinebilen nesnel gerçekliğin varlığına inanırlar ve gerçekliğin gözlemlerden bağımsız bir şekilde var olduğunu kabul ederler. Modern terapiler, bireylerin bazı nesnel normlardan uzaklaştıkları zaman bir sorunla karşılaşacaklarını ve bu sorunun çözümü için terapiye ihtiyaç duyacaklarını düşünmektedirler.

Doğrunun arayışında gerçekliğin birden çok yorumunun olabileceğini öne süren postmodernist düşüncenin gelişmesi yirminci yüzyılın sonlarında hızlanmaya başlamıştır. Postmodern terapiler sosyal yapısalcılık kuramını temel alırlar. Bu yaklaşıma göre bireyin sorun olarak gördüğü her şey bir sorundur. Bunların doğruluğunu veya gerçeğe uygunluğunu tartışmaya gerek yoktur. Danışan şöyle veya böyle yaşadıklarını sorun olarak görüyor ve kendisini bunalımda hissediyorsa gerçekten bunalımdadır. Sosyal yapısalcılık temelli çalışan terapistler, uzman rolünden çok işbirliğine ve danışmaya dayalı bir pozisyon alırlar. Neticede danışan kendi hayatının tek uzmanıdır. Psikolojik tanılama ve terapötik tekniklerin yerini işbirliğine ve empati dayalı ortaklık almıştır. Odak noktası, bireyin yaşamında tek veya gerçek doğru bir yolun olmadığıdır.

Hasan Güneş: Birey odaklı terapiye neden ihtiyaç duyulmuştur?

Mehmet Zeki İlgar: Sayın hocam on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar ruhsal sorunları olan akıl hastalarının toplumdan tecrit edilmesi, bağlanması, dövülmesi ve horlanması gibi akıl dışı uygulamalara karşı gelişen bilinçlenme süreci terapi kuramlarının doğuşunu sağlamıştır. Psikoloji biliminin uygulama alanlarından biri olan terapi alanında ilk bilimsel yayınlar ve uygulamalar Freud tarafından başlatılmıştır. Sonraki yıllarda Freud’un düşüncelerini destekleyenler ve karşı çıkan psikologlar yeni arayışlara girmişlerdir. Aynı dönemde öğrenmeyi odak kabul eden davranışçı yaklaşımın da güçlendiğini görmekteyiz.

Psikanalitik ve davranışçı yaklaşımlara alternatif olarak terapide «üçüncü güç» diye kabul gören hümanist yaklaşıma dayalı birey odaklı terapiye ihtiyaç duyulmasının nedenlerinden biri insan davranışlarını ve insan doğasını anlama arayışının sınırsız olmasıdır. Yapılan açıklamaların veya geliştirilen kuramların kendilerini yenilemeleri ve yeni yaklaşımların ortaya çıkmasının sınırları yoktur.

Birey odaklı terapiye ihtiyaç duyulmasını bir diğer nedeni de pozitivist paradigmanın karşısında yer alan yorumlamacı paradigmanın güçlenmesidir. Bu paradigmasal değişme bilgi ve insan doğası anlayışındaki değişmeyi tetiklemiştir. Pozitivist paradigmaya dayanan psikanaliz ve davranışçı kuramlar bilginin genel geçerliğini ve insan doğasının olumsuzluğunu savunurken yorumlamacı paradigma bilginin yorumlamaya ve değişime açık olduğunu insan doğasının da olumlu olduğunu öne sürmekteydi. Buna bağlı olarak ta birey odaklı yaklaşım yoğun ilgi görmeye başlamış ve tarapötik koşulları ortaya koymuştur.

Hasan Güneş: Maslow'un kendini gerçekleştirmiş bireyin özellikleri nelerdir? Bu açıklamaya uyan tanınmış belli başlı kişiler kimdir?

Mehmet Zeki İlgar : Hümanist psikolojinin önemli temsilcilerinden olan Maslow, insan ihtiyaçlarını güdüler pramidi yaklaşımıyla ortaya koymuştur. Buna göre en altta fizyolojik ihtiyaçlar ve en zirvede kendini gerçekleştirme ihtiyacı vardır.

Maslow’ a göre kendini gerçekleştirmiş bireyin özellikleri;

* Gerçeği nesnel bir biçimde değerlendirebilme,

* Kendini olduğu gibi kabul ederek buna göre davranabilme,

* Evrensel sorunlara karşı ilgi duyma,

,* Kendi kendine yetebilme,

* Bağımsızlık ve özerklik isteme,

* Takdir edebilme,

* İnsanlıkla özdeşleşebilme ve empati duygusu,

* Demokratik bir yapıda olma,

* Yaratıcı olma,

* Doruk yaşantılar deneyimleme.

Maslow’un tanımladığı kendini gerçekleştirmiş insan tanımlamasına uyan devlet, din, sanat, politika ve bilim dünyasından birçok insan örnek gösterilebilir. Bana göre bu tanıma uyan kişiler dendiğinde M. Kemal Atatürk, Albert Einstein ve Helen Keller örnekleri öne çıkmaktadır.

Hasan Güneş : Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre halkımızın çoğunluğu hangi aşamadadır?

Mehmet Zeki İlgar: Sayın hocam Maslow’a göre, ihtiyaçlar kuramının en temel basamağını fizyolojik ihtiyaçların oluşturmaktadır. Fizyolojik ihtiyacını giderememiş bir insan için diğer ihtiyaçların bir önemi yoktur. İkinci düzeyde ise güvenlik ihtiyacı vardır. Birey hayatta kalmayı başardıktan sonra, huzurlu ve güvenli bir hayat sürebilmeyi ister. Birey kendisini güvende hissetmediğinde, yani barınma ve korunma ihtiyacı karşılanmadığında, kaçınılmaz olarak yaşama ilişkin korku ve kaygısı artmaktadır. Birey içsel anlamda tehlikelere karşı koyma ve sahip olduklarını korumaya yönelik bir güdü sahibidir.

Üçüncü düzey ihtiyaçlar kümesi, sevgi ve sosyal aidiyet ihtiyacı gibi, dostluklar ve yakın arkadaşlıklar kurmayı içerir. Aslında sosyal aidiyet ihtiyacıyla tanınma, başarı ve statü elde etme ihtiyaçları birbirine oldukça yakın ihtiyaçlar kümesini oluşturmaktadırlar. Birey, sosyal aidiyet hissini doyurdukça kuşkusuz fark edilmek ve değer görmek istemektedir. Bu temel duygu kişilerin başarılı olma motivasyonlarının da en önemli bir öğesidir. Maslow, bu üç düzeyi eksiklik ihtiyaçları olarak adlandırır ve bu ihtiyaçlar karşılanmazsa, bireyin varlığını devam ettirebilmesi bağlamında olumsuz bir takım fizyolojik ve psikolojik engeller ile karşılaşacağını ifade eder.

Maslow’a göre birey ancak bu temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi durumunda dördüncü düzey özsaygı ve saygınlık gibi daha yüksek sosyo-psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çabalara odaklanabilir. Beşinci düzeyde gösterilen kendini gerçekleştirme ihtiyacı ise, kendisine sürekli yeni hedefler koyarak, olabileceğinin en iyisi olmaya gayret etmesini ifade eder.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanların büyük çoğunluğunun ulaşabilecekleri düzey üçüncü düzeydir. Dördüncü düzeye ulaşabilmek için eğitim almak ve kendini geliştirme ihtiyacını duymak gerekir.

Hasan Güneş: Sayın hocam şahsınızda Nirvana sosyal bilimler sitesi yönetimine ve okuyucularına teşekkür eder, saygılar sunarım.