Millî Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programı: Öğretmen Yetiştirme Programı mı, Siyasal Tasarım mı?
.
Millî Eğitim Akademisi hazırlık eğitimi programı 11 Mart 2026’da açıklandı. Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlik Mesleğine Hazırlık Eğitimi Yönetmeliği ise 17 Mart 2026’da yayımlandı. Hazırlık eğitimi programına yönelik olarak “Bu programla öğretmen yetişmez” diyen de oldu, “Bu programda pedagojiye dair hiçbir şey yok” diyen de. Kamuoyuna yansıyan görüşler incelendiğinde, genel olarak eleştirilerin yer aldığı görülüyor. Millî Eğitim Akademisi hazırlık eğitimi programına ilişkin değerlendirmelerim bu yazının konusunu oluşturmaktadır. Öncelikle hazırlık eğitimi programı tanıtılacak, sonrasında değerlendirme yapılacaktır.
.
Millî Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programının Özellikleri
.
Dersler onar haftalık dört dönemden oluşuyor. İlk üç dönemde ortak dersler, alan eğitimi dersleri ve haftada bir gün yapılacak uygulama dersleri olacak. Dördüncü dönemde ise tam zamanlı uygulama yapılacak. Ortak dersler 22, alan eğitimi dersleri 6 ve uygulama dersi ile kültür/ sanat içeriği 5 dersten oluşuyor.
.
Teorik derslerde her ders için en az iki yazılı sınav yapılacak ve başarılı sayılmak için en az 60 puan alınması gerekiyor. Uygulama derslerinde ise öğretmen adayının performansı uygulama öğretmeni, okul müdürü ve akademi eğitim personeli tarafından üç defa değerlendirilecek (Akademide Kültür Sanat Uygulamaları dersi için değerlendirme uygulaması öngörülmüyor). Uygulama başarı puanı hesaplanırken birinci değerlendirmenin %20’si, ikincinin %30’u ve üçüncünün %50’si esas alınacak. Bu üç değerlendirmenin ağırlıklı ortalamasının en az 70 olması gerekiyor.
.
Teorik derslerden başarısız olunması durumunda bir ek sınav hakkı tanınıyor. Uygulama dersleri için ek değerlendirme hakkı yok. Yazılı sınav sonuçlarına itiraz edilebiliyor, uygulama değerlendirmelerine itiraz hakkı yok. Teorik ya da uygulamalı derslerden herhangi birinden başarısız olan öğretmen adayının Akademi ile ilişiği kesiliyor.
.
Öğretmen adaylarının sözleşmeli öğretmenliğe atanmaları, teorik dersler ortalamasının %40’ı ile uygulama dersleri ortalamasının %60’ı başarı puanı olarak hesaplanarak yapılacak.
.
Hazırlık eğitimine devam zorunlu; sağlık mazereti nedeniyle on dokuz gün izin verilebiliyor, 20 gün ve üzeri devamsızlık halinde kayıt dondurulmakta, sağlık dışı mazeretlerde ise en fazla 10 gün izin verilebilmektedir. Devam zorunluluğunun ihlal edilmesi durumunda Öğretmenlik Mesleği Kanunu’na göre iki gün devamsızlıkta “kınama”, 4 gün devamsızlıkta “ödeme kesintisi” ve 6 gün devamsızlıkta “Akademiden çıkarma” cezası öngörülmektedir.
.
Değerlendirme
.
Öncelikle, hazırlık eğitimi programının ‘göç yolda düzülür’ anlayışıyla oluşturulduğunu düşünüyorum. Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun 10. maddesinin altıncı fıkrasında, Akademi hazırlık eğitiminde başarıya ilişkin esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır. Buna rağmen MEB, önce 11 Mart’ta hazırlık eğitimi programını, daha sonra ise 17 Mart’ta bu alandaki üst norm niteliği taşıyan Yönetmeliği yayımladı. Bu durumda işlem sırasının tersliğine mi üzülelim, yoksa MEB’in hukukun gereğini geç de olsa yerine getirmesine mi sevinelim; siz karar verin.
.
Programın içeriği için önce, ‘Bu programda pedagojiye dair hiçbir şey yok.’ eleştirisinin ne ölçüde haklı olduğuna bakacağım. Bunun için programdaki dersleri incelemek gerekiyor. Programda derslerin, “alan eğitimi, program okuryazarlığı, kültürel farkındalık, Türkçe hassasiyeti, öğretmenlik meslek bilgisi, mesleki sorumluluk, uygulama, sosyal beceriler” boyutlarında bütünleştirilen derslerden oluştuğu belirtiliyor. Ortak dersler listesi incelendiğinde meslek bilgisi altında toplanabilecek derslerin eğitim fakültelerindeki öğretmenlik meslek bilgisi derslerinden oluştuğu görülüyor. Bununla birlikte programı hazırlayanlar meslek bilgisi derslerinin adı ve içeriğinin belirlenmesinde eski şarabı yeni şişede sunma stratejisi belirlemişler. Diğer bir deyişle eski içerik, yeni adlarla sunulmuş. Aşağıdaki listedeki ders adlarına ve eğitim fakültelerindeki karşılığına bakınca söylediğim daha iyi anlaşılacaktır. Uygulama ve alan eğitimi dersleri, hazırlık eğitimi programında her ne kadar ayrı ders grupları olarak gösterilse de bütün adaylar için ortak olan meslek bilgisi dersleriyle birlikte aşağıdaki listede yer verilmiştir.
|
Eğitim Fakültesi Meslek Bilgisi Dersleri |
Akademi Programı Dersleri |
|
Eğitim Psikolojisi |
İnsan ve Öğrenme |
|
Sınıf Yönetimi |
Eğitim Sürecinin Yönetimi |
|
Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme |
Veri Temelli İzleme ve Değerlendirme |
|
Rehberlik ve Özel Eğitim |
Eğitimde Rehberlik + Kapsayıcı Eğitim |
|
Öğretim İlke ve Yöntemleri + Özel Öğretim Yöntemleri |
Program Okuryazarlığı ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli + branşa özgü alan dersleri |
|
Öğretim Teknolojileri |
Dijital İçerik ve Materyal Geliştirme + Eğitimde Yapay Zekâ Uygulamaları |
|
Öğretmenlik Uygulaması |
|
Akademi programındaki meslek bilgisi derslerinin adları, eğitim fakültelerinde verilen temel meslek bilgisi derslerini yeniden şekillendirmeye yönelik bir yaklaşım sunuyor gibi görünse de aslında ders içeriklerinde köklü bir değişiklik gözlemlenmemektedir. Verilecek ortak dersler, pedagojik formasyon ya da eğitim fakültesi lisans programlarının hemen hemen aynısıdır. Tek farklılık, derslerin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli entegrasyonu olarak görünmektedir. Ancak bu entegrasyon, diğer ortak derslerle birlikte değerlendirildiğinde, eğitimdeki toplumsal ve kültürel normların ahlak, edep, hayâ, temsil, inançlar, ritüeller ve Türk-İslam referansları etrafında şekillenen muhafazakâr dinî bir çerçeve doğrultusunda yeniden tanımlanmasına hizmet eden ideolojik bir yönelim olarak göze çarpmaktadır. Bu yönelim de programın, öğretmen adaylarında pedagojik yeterlilik kazandırmaktan öte, ideolojik biçimlendirmeyi amaçladığını akla getiriyor.
.
Bu yargıya yalnızca genel izlenimle ulaşmıyorum. Programın kullandığı dil ve seçtiği içerikler bu değerlendirmeyi destekleyen somut ipuçları sunuyor. Programda bir yandan “Türkçenin güzel ve etkili kullanımına büyük önem verildiği” belirtiliyor ve bunu desteklemek için öğretmen adaylarına bu kapsamda dersler verilmesi planlanmışken, öte yandan programı açıklarken günümüz eğitim ve kamu dilinde karşılığı bulunmayan “ihdas”, “temayüz”, “tevarüs”, “tezahür”, “sirayet” ve “hasretmiş” gibi kelimeler kullanılmıştır. Bu kelimeler, günümüz program ve politika metinlerinde kullanılması beklenen nötr-bürokratik dilin parçası değildir. Benim yorumum, bu kelime tercihlerinin amacının akademideki eğiticilere ve öğretmen adaylarına muhafazakâr dinî ve kültürel referanslar üzerinden bir değerler çerçevesi telkin etmek olduğudur.
.
Bu değerlendirme yalnızca programın diline değil, ders içeriklerinin yönelimine de dayanmaktadır. Seçilen bazı dersler ve bu derslerde öne çıkarılan kavramlar, söz konusu yönelimi daha görünür hale getirmektedir. “Türk Kültürünün Kurucu Metinleri”, “Türk Eğitim Düşüncesini Etkileyen Lider Şahsiyetler”, “Türk İslam Medeniyetinde Eğitim Kurumları”, “Türk Kültür Atlası” ve “Eğitimde Estetik, Nezaket ve Görgü” gibi dersler; kültür, ahlak, karakter, edep, hayâ, temsil, Anadolu irfanı, inançlar ve ritüeller gibi kavramları merkeze alırken bunları çoğulcu, karşılaştırmalı ve nesnel bir çerçevede ele alacak açık güvenceler ortaya koymamaktadır. Tersine, programın genelinde sıkça tekrarlanan medeniyet, kültür, aidiyet ve değer vurgusu ile birlikte düşünüldüğünde, bu derslerin içeriklerinin pedagojik ve tarihsel bağlamdan koparılarak muhafazakâr dinî normları güçlendiren bir doğrultuda işlenmesine elverişli bir zemin oluşturduğu görülmektedir. Özellikle Türk-İslam düşüncesinde edep, hayâ ve zarafet; Anadolu irfanına dayalı eğitim felsefeleri, Türk-İslam medeniyetinde eğitim kurumları; kültür atlası içinde inançlar ve ritüeller gibi başlıklar, nesnel bir kültür incelemesinin ötesine taşınarak öğretmen adaylarına belirli bir dinî-muhafazakâr dünya görüşü aktarmanın ve hatta dayatmanın aracı hâline gelmesine açıktır. Bu nedenle program, pedagojik yeterlik kazandırmanın ötesinde, eğitimdeki toplumsal ve kültürel normların bu doğrultuda yeniden tanımlanmasına hizmet eden ideolojik bir çerçeve izlenimi vermektedir.
.
Bütün bu nedenlerle programın nötr bir pedagojik çerçeve sunduğunu söylemek güçtür. Ancak bu tespit, programda pedagojik içerik bulunmadığı anlamına gelmez. Programda pedagoji içeriği vardır. Pedagoji içeriğinin görünmemesinin nedeni, derslerin adlarının farklı ifade edilmiş olmasıdır. Sorun programda pedagojik içeriğin olmaması değil, toplumun tüm kesimlerince benimsenmeyecek, muhafazakâr dinî bir toplumsallaştırmayı besleyen ideolojik yönelimli bir içeriğin olmasıdır.
.
Bu ideolojik yönelimin, öğretmen adaylarının uygulama eğitimlerinin değerlendirilmesinde de önemli sorunlar ortaya çıkarması olasılığı yüksektir. Uygulama, öğretmen adaylarının pedagojik yeterliliklerini geliştirebilecekleri değerli bir alan olmakla birlikte, uygulamalı eğitim değerlendirme süreçlerinin nasıl işlediği ve sonuçlandığı çok önemlidir; çünkü değerlendirme sürecinde başarısızlık durumunda adayın Akademi ile ilişiği kesilmektedir. Programda değerlendirmenin üç ayrı kişi tarafından yapılmasının yanı sıra değerlendirme formları, gözlem formları ve kontrol listeleri gibi araçlara da yer verilmiştir. Ancak objektifliğin hangi somut ölçütler ve standartlaştırılmış değerlendirme esaslarıyla sağlanacağı açıklanmamıştır. Ayrıca bu değerlendirmelere karşı işletilecek bir itiraz mekanizmasının bulunmaması, değerlendirme sürecinde keyfî ve öznel karar riskini artırmaktadır.
.
Bu eksiklikler yalnızca teknik ayrıntılar değildir. Yetiştirme programındaki değerlendirme süreci, öğretmen adaylarının mesleki yeterliklerinden çok politik, ideolojik ya da toplumsal kabullere göre yargılandığı bir yapıya dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Dahası, bu risk Millî Eğitim Akademisi’ne özgü de değildir; Türkiye’de yazılı sınav dışındaki hemen tüm değerlendirme süreçleri benzer bir keyfiliğe açıktır. Ölçütlerin açık biçimde tanımlanmadığı, değerlendirici takdirinin genişlediği ve etkili itiraz mekanizmalarının kurulmadığı durumlarda nesnellik kolayca ortadan kalkabilmektedir. Böyle bir yapı, özellikle iktidara mesafeli görülen adayların uygulama sürecinde dezavantajlı duruma düşmesine ve mesleğe girişlerinde adil olmayan sonuçlarla karşılaşmasına yol açabilir.
.
Gelelim “Bu programla öğretmen yetişmez.” eleştirisine. Programın içeriğine teknik olarak bakıldığında, eğitim fakültelerinde lisans ya da pedagojik formasyon kapsamında verilen meslek bilgisi derslerinin büyük ölçüde Akademide de yer aldığı yukarıda gösterildi. Üstelik uygulama boyutu bakımından Akademi programında öngörülen süre, eğitim fakültelerindeki uygulama süresinden daha fazladır (480 saat). Bu nedenle sorun, programın öğretmen yetiştirmeye elverişsiz olması değil; eğitim fakültesi programına büyük ölçüde benzeyen bir yapının, Türk-İslam referanslarıyla yeniden kurgulanıp uygulama boyutu genişletilerek sunulmasıdır.
.
Programın bu niteliği, özellikle eğitim fakültesi mezunları açısından ayrı bir adalet sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda programın içeriğine ilişkin temel sorun, eğitim fakültesi mezunları ile diğer lisans programlarından mezun adayların aynı Akademi programına tabi tutulmasıdır. Oysa bu iki grup arasında hem giriş koşulları hem de öğretmenlik mesleğine hazırlık bakımından açık farklar bulunmaktadır. Eğitim fakültelerine girişte YÖK tarafından en yüksek 300.000 başarı sıralaması şartı aranırken, diğer fakülteler için böyle bir sınırlama yoktur. Üstelik eğitim fakültesi mezunları lisans eğitimleri boyunca öğretmenlik meslek bilgisi, alan eğitimi ve uygulama derslerini zaten almaktadır. Buna rağmen Akademi’de aynı dersleri bazı eklemelerle yeniden almak zorunda bırakılmaları, daha önce edindikleri yeterliklerin yok sayılması anlamına gelmektedir. Bu yalnızca bir tekrar değil, aynı zamanda öğretmenlik mesleğine girişin geciktirilmesidir. Akademiye Giriş Sınavı hazırlığı, sınav süreci ve hazırlık eğitimi derken, eğitim fakültesi mezunu bir adayın sözleşmeli öğretmen olarak göreve başlaması neredeyse üç yılı bulmaktadır. Sonuç olarak Akademi programı, başlangıç yeterlikleri belirgin biçimde farklı iki grubu herhangi bir muafiyet ya da farklılaştırılmış eğitim mekanizması olmaksızın tek tip bir programa zorlamaktadır. Böyle bir yaklaşım, eğitim fakültesi mezunlarını açıkça cezalandırmak anlamına gelmektedir.
.
Ortaya çıkan sorun yalnızca bireysel mağduriyetle sınırlı değildir. Bu yaklaşım, yalnızca eğitim fakültelerinde verilen eğitimi değil, bu fakültelerin yıllar içinde oluşturduğu akademik birikimi ve kurumsal deneyimi de değersizleştirmektedir. Eğitim bilimlerine yaptıkları yayınlarla katkı sunan, öğretmen yetiştirme konusunda önemli bir bilgi birikimi oluşturan öğretim üyelerini fiilen etkisizleştirmenin ikna edici bir gerekçesi yoktur. Öğretmen yetiştirmek için işleyen bir yapı zaten varken, yüksek maliyetlerle buna paralel yeni bir Akademi kurmanın kamusal yarar bakımından ne ölçüde gerekli olduğu ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
.
Sonuç olarak hazırlık eğitimi programında görülen sorunlar, daha büyük bir yapısal sorunun dışavurumudur; temel sorun Millî Eğitim Akademisinin kendisidir.