Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Ulusal Egemenlik ve Dil

Cahit BULUT Yazdı

Kategori: Dil Felsefesi - Tarih: 25 Nisan 2020 22:32 - Okunma sayısı: 330

Ulusal Egemenlik ve Dil

Atatürk’ün 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında dilcilerle yaptığı toplantı, dilciler arasında Dil Bayramı olarak kutlanır.
Dil, devrimin genel ilkeleri dışında kalamazdı. Ümmetten bir ulus oluşturmaya çalışan toplumun dili de bir inancın dili olmaktan kurtulup ulusal kimliğine, halkın konuştuğu dile yaklaştırmak ve özleştirmek gerekiyordu.

Benveniste “ Toplumu dilden, dili toplumdan ayrı olarak düşünemeyiz… Toplum ancak dille var olur… Birey de dille var olur. Çocukta bilincin uyanışı dilini öğrenmesiyle aynı zamana rastlar. Çocuğu birey olarak yavaş yavaş dil dediğimiz kültürün taşıyıcısı olan anlaşma dizgeleri topluma katar, onunla bütünleştirir.

Düşünce ile dil arasında sıkı bir ilişki olduğu biliniyor. Bu iki unsur birbirini besleyerek geliştirir. Ulusçuluk ile dil arsında da aynı durum söz konusudur. Bu konuda Atatürk şöyle diyor: “Milli hisle dil arasındaki bağ çok küvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hislerin inkişafında başlıca müessirdir… Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır.”

Evet, bir dil yabancı boyunduruk altında ise, o dili konuşan toplumun milli olduğundan pek bahsedilemez.

Romalılardan bu yana ülkeleri sömürgeleştirmenin en iyi yolu askeri istilalarla değil, onların dilini yok ederek, kendi dillerini konuşur duruma getirmekten geçiyor. Romalılar Ketlere; İngilizler İrlandalılara, Hintlilere; Hititler ve Lidyalılara aynı yöntemi uygulamışlardır.

Dil, çağımızda bir anlaşma aracının ötesine geçerek etki alanını genişletmiş bilimin, kültürün, uygarlığın çekirdeği olmuştur.

Ulusal bir özellik taşıyan dil, insanların doğayla ve birbirleriyle olan sosyal ilişkilerin bir ürünüdür. Bundan dolayı her dil özeldir. Dilini kaybeden toplumlar özelini ve özgünlüğünü de kaybeder.

Türk toplumunu özüne, özgünlüğüne kavuşturmak isteyen Atatürk 1932 yılı meclis açılışında yaptığı konuşmada : “ Türk Dilini kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli ve alakalı olmasını istiyoruz” diyor.

Geçen asırda sadece bir Japon, bir kez “Japoncanın bilim dili olamayacağını, İngilizcenin bilim dili olmasını” istemiş. Ertesi gün adam evinde ölü bulunmuş. Japonya’da her şey Japoncadır. Sonradan anlaşılıyor ki “ İngilizce bilim dili olsun” diyen Japon Amerika’da üç yıl eğitim görmüş.

1945 yılından bu yana Türkiye’de yabancı dille eğitime özendirilmeye başlamış insanlarımız. Bu toplumu kendine yabancılaştırmanın bir yol geçişiydi. Bunu anaokullarına kadar indirebilirseniz, bir iki nesil sonra tamamen silinip gidersiniz.

Doğramacı’yla başlayan bu hızla yabancılaşma süreci devam etseydi Türk çocuğuyla Türkçe, Kürt çocuğuyla Kürtçe konuşamayacak duruma gelecekti. Durum bu gün de pek farklı değil. Bütün okullar Anadolu Liselerine çevrildi. Bu okullarda her ne kadar yabancı dille yapılan hazırlık sınıfları kaldırıldıysa da Türk Dili ve Edebiyatı derslerine ayrılan ders saatlerinden daha fazlası yabancı dille ayrılmaktadır. Okullara ek olarak yabancı dil kursları, yaygın olarak özendirmeler sonucunda inşaların kendi kendine yabancı dil öğrenmeye çalışmasını ve yabancı dille eğitim veren kolejleri ve yurt dışına gönderilen öğrencileri de hesaba almak gerek.

Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde Mümtaz Soysal Dışişleri bakanı. Daha iki aylık başbakan olan Çiller, gelişen olaylar üzerine “ Bana İngilizce olarak brifing verin “ diyor. Yetkililer de öyle yapıyor. Mümtaz Soysal buna çok kızıyor. İstifasının altında bu olayın da önemli bir neden olduğu söylenir.

Şu örnek çok önemli ve çarpıcı. 1990’lu yıllarda milyonlarca dolar ödenerek bir ABD şirketine bir araştırma yaptırılır ve bir rapor hazırlattırılır. Türkiye’ye 20 yıllık bir süre biçilmiş. 20 yıl sonra Türkiye’de bütün eğitim İngilizce olursa kitap şirketlerimize ne kadarlık bir Pazar oluşur diye. O zamanlar bütün kitaplar dışarıdan getirtiliyor. Bu sorunun yanıtını araştırmışlar. O zamanlar 48.320 öğrenci yurtdışında okuyor. Onlara buradan para gidiyor, zengin aileler çocuklarının altına araba çekiyor. Yapılan araştırmalara göre tahminen 5 milyar dolar ile 12 milyar dolar bir kaynağın yurt dışına gittiği ortaya çıkıyor. Sıkı durun o yıl Türkiye’deki bütün üniversitelerindeki toplam bütçesi sadece 1(bir) milyar dolardan da az!

2005-2006 öğretim yılında Anadolu Liselerindeki hazırlık sınıfları kaldırıldı. Aynı zamanda yabancı dille okutulan matematik, fen, biyoloji, kimya gibi fen derslerinin yabancı dille okutulmasına son verildi. Kuruluşundan bu yana hazırlık sınıfı bulunan Galatasaray ve Kadıköy Anadolu Liselerinde 2 yıllık hazırlık sınıfı birer yıla indirildi. 2006-2007 öğretim yılında bu okullara ek olarak Kabataş Erkek, Cağaloğlu Anadolu Lisesi ve Vefa Anadolu Lisesi birer yıl hazırlık sınıfı konuldu. Bir yıl sonra Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi ve Balıkesir Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi de eklendi bunlara.

2010-2011 öğretim yılında birinci yabancı dil dersleri de haftada 10 saatten 6 saate düşürüldü. Bu gün Anadolu Liseleri arasında hazırlık sınıfı alanların sayısı 3 ilde 10 okul olarak kaldı. Bildiğim kadarıyla bunların 7’si İstanbul, birisi İzmir, diğer ikisi de Ankara ve Balıkesir’de.

Üç gün komada kalan Atatürk, kendisine gelip son nefesini vermeden önce: “ Arkadaşlar selam, dil çalışmalarını sakın gevşetmeyin “ der ve kendinden geçer.

Bağımsızlık bir bütündür. Bir 23 Nisan’da bu aklıma bunlar geldi de!

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Dil Felsefesi Yazıları