Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
EŞİTLİK Mİ ÖLÇÜLÜLÜK MÜ?

EŞİTLİK Mİ ÖLÇÜLÜLÜK MÜ?

Sosyal Bilimler 11 Nisan 2026 21:42 - Okunma sayısı: 294

Mehtap ŞİMŞEK GÜRKAN

EŞİTLİK Mİ ÖLÇÜLÜLÜK MÜ? 2 2 2 METAFORU’NDAN MATTA ETKİSİNE

.

2 2 2

.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri birbirine eşittir?

.

Evet, şaşırmayın kıymetli okuyucular. Bir matematik sınavından geçmiyoruz. Ancak eşitlik algımızı sorgulayacağımız bir ikilemden geçiyoruz. Bazılarımız bu soruya matematik temelinde eşittir diyerek cevap verirken; bazılarımız bu ifadeleri görsel bir bakış açısıyla değerlendirir. Matematiksel bir zihin açısından eşit olan bu kavramlar görsel ve bağlamsal bir perspektiften bakıldığında sanıldığının aksine bir eşitlik sağlamaz. Bu olgu yalnızca matematiksel bir tartışma değil, aynı zamanda modern ekonomik sistemlerde eşitlik anlayışının nasıl kurgulandığına dair temel bir sorunsalı beraberinde getirir: Matematiksel Kurgular, Görünen Gerçekler…

.

Kapitalizmin ve serbest piyasa ekonomisinin temel ahlaki gerekçesi üst sınıfın (işverenler) rollerini yerine getirdiklerinde ekonomiye daha fazla katkı sağlayarak ekonomik büyümeyi destekleyeceği yönündedir. Bu yaygın görüş büyümenin nihayetinde toplumun tüm kesimlerine yansıyarak genel bir refah artışına yol açacağı kabulüne dayanmaktadır. Bu görüş ‘Matematiksel Bir Kurgu’ olarak işlevsel ve mantıklı görülebilir ancak ‘Ekonomik Büyüme Akımı’ olarak da niteleyeceğimiz bu kabul; ‘Görünen Gerçek’ ekolünde eşitsizliği körükleyen bir araç olarak işlev görür.

.

Ekonomik büyümenin tüm katmanlara eşit dağıldığını varsayan idealize edilmiş bakış açısı; realitede gelir dağılımı ve güç dengesizlikleri yeterince dikkate almaz. Kurguların gerçekler üzerindekini etkisi pratikte gelir ve fırsat eşitsizlikleri ile toplumsal adaletsizlik ekseninde görülür. Nitekim üst kesimden alt kesime doğru refah rüzgarı esmeyeceğini Bauman şu sözü ile ifade etmiştir: ‘Toplumun üst kesiminde biriken zenginlik aşağılara damlamadı, bizi kendi geleceğimiz ya da çocuklarımızın geleceği hakkında daha iyimser, daha güvenli, daha mutlu yapmadı.’

.

Ekonomik büyümeye ait matematiksel rakamlar iyi bir hayat sürme ihtimalini’ tatmin edici resmi göstergeler’ olarak sunmaktadır. Oysaki bu veriler çoğumuz için iyi bir şimdi ve iyi gelecek vaat etmemekte hatta çoğumuz kavramına her saniye artan sayıda insanlar katarak daha derin bir eşitsizliğe, istikrarsız koşullara ve dolayısıyla daha fazla yaşamak için mücadeleye işaret etmektedir. ‘Ekonomik Büyüme Akımı’ az sayıda insan-avantajlı-zengin- için servet artışı, sayılamayacak kadar sayıda insan-dezavantajlı-yoksul- için ise sosyo-ekonomik ve kültürel nosyonda hızlı bir düşüş anlamına gelmektedir. Bu şekilde derinleşen eşitsizlik ya doğal gibi gösterilmekte; ya da bireyler eşitsizlik doktrinlerine olan inançlarıyla bu durumu beslemektedir.

.

Bireylerin eşitsizlik üzerine inşa edilen inançları, salt bireysel değer yargılarının bir ürünü değildir; aksine tarihsel, toplumsal ve kültürel süreçlerin iç içe geçmesiyle şekillenmiştir. Bu noktada yalnızca kültürel aktarımlar değil, dini kurumlar da bu düşünce sisteminin oluşumunda ve sürdürülmesinde kayda değer bir rol oynamıştır. Nitekim İncil’de yer alan ve sıklıkla atıf yapılan ‘Zenginler daha zenginleşir, fakirler daha da fakirleşir’ ifadesi, bu inançların nasıl üretildiğini ve zaman içinde nasıl pekiştirildiğini anlamak açısından önemli bir derinlik sunmaktadır.

.

Robert Merton İncilde’ki bu ayeti toplumsal ve eğitsel olgular perspektifinde ele alarak eşitsizlik üretimini Matthew Affect-Matta Etkisi adı altında kavramsallaştırmıştır. Bu kavram üzerine binlerce akademik çalışma görmek mümkündür. Özellikle sosyoloji, eğitim ve ekonomi üzerine alan yazında birçok makaleye rastlamaktayız. Matta etkisi üzerine yapılan tüm bu çalışmaların çoğu eşitsizliğin kaynağını değil, eşitsizliklerin nasıl süregeldiği ile ilgilenmektedir. Peki eşitsizliğin kaynağına nasıl ulaşabiliriz?

.

Eşitsizliğin doğal görülmesi başka bir ifadeyle ‘normalleştirilmiş eşitsizlik’ eşitsizliğin en tehlikeli formudur çünkü eşitsizliğin beslendiği ana kaynaktır. Tarih boyunca sınıf kavramı nasıl ki ‘doğanın bir kanunu’ gibi pazarlandıysa; bugünkü sosyo-ekonomik uçurumlar da bu normallik sarmalına büründürülmektedir. Bu uçurumun oluşmasına en büyük katkı sunan ‘Ekonomik Büyüme Akımı’; avantajlı koşullara sahip bireyleri güçlendirirken; dezavantajlı bireylerin koşullarını ise iyice geriye sürükleyerek bir bakıma ‘Matta Etkisi’ yaratmaktadır. Bu bağlamda ‘EŞİTSİZLİK’ doğallaştırılarak ve kaçınılmaz bir gerçeklik gibi sunularak; kapitalizmin ve serbest piyasa ekonomisinin dağıttığı ve dayattığı ‘ROL’ ile ‘BEKLENTİLER’ kavramlarına bir hizmet olarak sisteme yeniden yüklenir.

.

Bu hizmetlerin toplumsal ve eğitsel alanda sisteme nasıl entegre edilmek istendiğinden bahsedelim. Koşulların avantajlı olduğu durumlarda bireylerde görülen iyi durumu artırma eğilimi; dezavantajlı koşullar altında geriye düşme eğilimi olarak görülmektedir (Merton, 1968). Nitekim yapılan çalışmalar özellikle ailede başlayan dezavantajlı koşulların çocukların okul başarısı üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Sosyal sınıf-ırksal farklılıklar; bilişsel ve davranışsal gelişimin olağanüstü olduğu ilk çocukluk dönemindeki ‘öğrenmeye hazır bulunuşluluğu’ düşürerek ‘öğrenme açıklarını’ artırmaktadır (Zill, Resnick & McKey, 2000). Özellikle ilkokul birinci sınıf okuma-yazma becerisinin kazandırıldığı yıllardır. Çocukların okuma performansları; ilerleyen yıllardaki tüm ders başarılarının en önemli belirleyicisi rolündedir ve ilerleyen yıllardaki öğrenme farklarının temel nedenidir. Dezavantajlı çocukların ilkokula yeterince hazır olmadan başlamaları; bu öğrenciler üzerindeki rol ve beklentileri de belirleyerek; okul idaresi ve öğretmenlerin müfredat ve kurumsal uygulamalar hususunda da farklılıklar oluşturmalarına yol açmaktadır. Başka bir ifadeyle aile ile başlayan dezavantajlar; düşük müfredat seviyeleri ve yetenek gruplarıyla okul ortamında da devam etmektedir. Bu farklılık sadece okullar arası değil, bir okulun farklı sınıflarında da yetenek ve başarı sınıfları şeklinde bir ayrıştırmanın, gruplaştırmanın kurumsallaşması şeklinde de görülebilir. Bu durum dezavantajları pekiştirerek eğitimin temel kurumlarının eğitimsel eşitsizlikleri besleyen bir yapıya dönüşmesine yol açmaktadır.

.

Mevcut durum sınıf seviyeleri yükseldikçe de değişmemektedir. İlkokulda ‘okumayı öğrenme’ süreci; ortaokul düzeyinde ‘öğrenmek için okuma’ sürecine evrilir. Ortaokul ve lise yıllarında sosyo-ekonomik düzeyi yüksek öğrenciler akademik iklimi güçlü yüksek performanslı okullara gidebilirken; dezavantajlı öğrenciler daha düşük performanslı okullara yönlendirilmektedir. İlk evrelerde başlangıç şeklinde görülen ve zamanla üretilen eşitsizlik sarmalı eğitimin her kademesinde tekrar tekrar üretilir ve öğrenme fırsatlarını dezavantaja dönüştürür (Farkas, 2003).

.

Sistem ‘Matematiksel Kurgular’ perspektifinde kedisine ‘Ekonomik Büyüme Akımı’ gibi kulağa hoş gelen enstrümanları kullanarak bir vizyon geliştirmeye çalışsa da toplumsal ve eğitsel formlarda ‘Eşitsizlik Üretimi olarak ifade edebileceğimiz ‘Görünen Gerçekleri’ saklayamayacaktır. Ekonomik Sistemden Damlama Refah ile süregelen bu anlayış; toplumsal ve eğitsel sistemlerde dezavantajlı olanın makası kapatmasına yardımcı olacak şekilde ‘pozitif ayrımcılık’, ‘nitelikli ve gerçekçi bir müdahale’, ‘ölçülülük akımı’ ile değiştirilmediği müddetçe; büyüme sadece rakamlarda kalacak; Matta Etkisi ise gerçek hayatların gerçeği olmaya devam edecektir.

Şimdi tekrar soralım 2 2 2 eşit midir? Hazırlayan: Mehtap ŞİMŞEK GÜRKAN

.

Kaynakça

Bauman, Z. (2013). Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?.Milel ve Nihal,11(1), 169-172.

Farkas, G. (2003). Racial disparities and discrimination in education: What do we know, how do we know it, and what do we need to know? Teachers College Record, 105(6), 1119–1146. https://doi.org/10.1111/1467-9620.00273

Merton, R. K. (1968). The Matthew effect in science: The reward and communication systems of science are considered. Science, 159(3810), 56–63. https://doi.org/10.1126/science.159.3810.56

Zill, N., Resnick, G., & McKey, R. (2000). What children know and can do at the end of Head Start and what it tells us about the program’s performance. U.S. Department of Health and Human Services.

Yorumlar (1)

Dr. Cemil KURT - 14 Nisan 2026 14:52

Sayın Mehtap Hocam, Öncelikle çalışmanızı ilgiyle okuduğumu ifade etmek isterim. Metin, özellikle eşitsizlik olgusunu ele alış biçimi, sosyolojik çerçevesi ve Matthew Effect üzerinden kurduğu ilişki bakımından oldukça dikkat çekici ve düşündürücüdür. Okuyucuda sorgulama uyandıran bir dil kullanmanız metnin önemli bir gücü olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, metnin merkezinde yer alan “2 2 2” metaforunun matematiksel bir göndermeden hareketle kurulmasına rağmen, bu çerçevenin matematik felsefesi bağlamında yeterince derinleştirilmediği kanaatindeyim. Özellikle “eşitlik” kavramının; .matematiksel (aksiyomatik), .ontolojik (varlık düzeyi), .ve toplumsal/ahlaki (normatif) boyutları arasında daha açık bir ayrım yapılması, metnin teorik zeminini önemli ölçüde güçlendirebilir. Ayrıca, metinde ortaya konan temel argümanın oldukça değerli olmasına rağmen, bu argümanın daha sade, indirgenmiş ve sistematik bir ispat zinciri ile desteklenmesi, düşüncenin keskinliğini artıracaktır. Mevcut haliyle metin güçlü bir anlatı kurmakta; ancak bu anlatının altında yer alan kavramsal yapı yer yer örtük kalmaktadır. Bu çerçevede metnin, matematiği yalnızca bir metafor olarak kullanmak yerine, matematiksel düşüncenin doğası üzerine kısa da olsa bir tartışma ile desteklenmesi, çalışmayı daha üst bir teorik düzleme taşıyabilir. Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; metin, güçlü bir sosyolojik anlatı ve etkili bir düşünsel çerçeve sunmakta, ancak bu çerçeve matematik felsefesi açısından derinleştirildiğinde çok daha güçlü bir akademik metne dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Değerli çalışmanız için teşekkür eder, katkılarınızın devamını dilerim. Saygılarımla.
SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Sosyal Bilimler

Sosyal Bilimler16 Nisan 2026 11:01

"Adam öldürmeyi oyun mu sandın?"

Dijital Gölgelerden Dijital İzlere… (Okul Kültüründe Sosyal Medya Etiği)

Sosyal Bilimler15 Nisan 2026 15:55

Dijital Gölgelerden Dijital İzlere… (Okul Kültüründe Sosyal Medya Etiği)

Kristal Kafesin Sürüngeni: İnsan

Sosyal Bilimler11 Nisan 2026 07:50

Kristal Kafesin Sürüngeni: İnsan

KÜÇÜK BİR ATIĞIN BÜYÜK MİRASI: SİGARA İZMARİTLERİ VE EKOLOJİK TAHRİBAT

Sosyal Bilimler05 Nisan 2026 17:01

KÜÇÜK BİR ATIĞIN BÜYÜK MİRASI: SİGARA İZMARİTLERİ VE EKOLOJİK TAHRİBAT

Eğitimde Veri Temelli Karar Alma: Okul Gelişiminde Yeni Yaklaşımlar

Sosyal Bilimler04 Nisan 2026 20:35

Eğitimde Veri Temelli Karar Alma: Okul Gelişiminde Yeni Yaklaşımlar

Kararlı Aptallık veya Aptallığın Düzeni

Sosyal Bilimler31 Mart 2026 11:36

Kararlı Aptallık veya Aptallığın Düzeni

Makyavelist İki Kardeş: Dincilik ve Milliyetçilik

Sosyal Bilimler19 Mart 2026 15:21

Makyavelist İki Kardeş: Dincilik ve Milliyetçilik

DİJİTAL ÇAĞDA  EĞİTİM DENETİMİ

Sosyal Bilimler12 Mart 2026 04:36

DİJİTAL ÇAĞDA EĞİTİM DENETİMİ

Sipariş Mutluluklar (Mutluluk algımız değişmeli mi?)

Sosyal Bilimler11 Mart 2026 19:54

Sipariş Mutluluklar (Mutluluk algımız değişmeli mi?)

Gelenekçi Pinti Aydınlar Üzerine -2-

Sosyal Bilimler26 Şubat 2026 13:41

Gelenekçi Pinti Aydınlar Üzerine -2-