Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Üniversitelerde “İsme İlan” Düzeni: Liyakat mı Keyfiyet mi?

Üniversitelerde “İsme İlan” Düzeni: Liyakat mı Keyfiyet mi?

Eğitim Bilimleri 21 Ocak 2026 06:43 - Okunma sayısı: 69

Prof.Dr. Tuncay Akçadağ

Devlet-Vakıf üniversiteleri, kamusal bir emanet taşır: Bilimi üretmek, gençleri yetiştirmek ve bunu eşitlik ile liyakat ilkeleriyle yapmak. Anayasa’nın herkesin kanun önünde hiçbir ayıtım gözetmeksizin eşit olduğu ve devletin bunu yaşama geçirmekle yükümlü olduğu eşitlik ilkesi (m.10) ve kamu hizmetine girişte “görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez” hükmü (m.70) bu emaneti korumak için vardır.

Ama sahaya bakınca başka bir tablo görünüyor: Akademik kadrolar giderek daha fazla “hak edenin” değil, yolunu bulanların toplandığı alanlara dönüşüyor. Bunun adı da artık açık: “isime ilan”.

Elbette her ilan “kişiye özel” değildir; haksızlık etmeyelim. Üniversitelerin ihtiyacı olan uzmanlık alanlarını belirlemesi doğaldır. Sorun şurada başlıyor: uzmanlık ihtiyacı, bir noktadan sonra uzmanlık tarifinden çıkıp kişi tarifine dönüşüyor. “X alt alanı, Y alt başlığı, Z yöntemini A bağlamında uygulamış olmak” gibi koşullar; bir bilim dalını tanımlamaktan ziyade bir özgeçmişi tarif etmeye başladığında, orada rekabetle elde edilecek avantajlar ortadan kalkıyor. Başvuru hakkı varmış gibi görünüyor; ama gerçekte hak çoktan elden alınmış oluyor.

2547 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler öğretim üyesi kadrolarına ilan, başvuru, jüri ve atama süreçlerini tanımlar. Kâğıt üzerinde sistem işler: ilan açılır, başvurular alınır, jüri değerlendirmesi yapılır. Ne var ki, uygulamada bazı ilanlar “ilan” olmaktan çıkıp bir atama kararının formalitesi haline gelebiliyor. Çünkü ilan koşulları öyle daraltılıyor ki, kamu adına açılan kadro, fiilen özel bir adrese teslim ediliyor.

Örneğin; “Eğitim Programları ve Öğretim alanında doktora yapmış olmak; 2019–2023 yılları arasında ‘öğrenme analitikleri’ bağlamında X ölçeğinin Türkçeye uyarlanması ve Y örneklemi üzerinde doğrulanması konusunda çalışma yürütmüş olmak; Z yazılımı ile A modelini uygulamış olmak.” Bunun yerine olması gereken ilan “Eğitim Programları ve Öğretim alanında doktorasını yapmış olmak; ölçme-değerlendirme veya öğrenme analitikleri konularında çalışmaları bulunmak” olabilir. Bu ve benzeri örneklere sıklıkla rastlamak mümkün.

Bu noktada üniversitenin savunması genelde aynı: “Takdir yetkimiz var.”

Evet, idarenin takdir yetkisi var. Ama bu yetki keyfi değil, sınırsız değil. Takdir yetkisi; eşitlik ve liyakat ilkelerini aşındırmak için değil, görevin gerekleri doğrultusunda kamu yararını gerçekleştirmek için var. Anayasa’nın m.70’i tam da bunu söyler: ölçüt, görevin gerektirdiği niteliklerdir. Bunun aksi bir kişinin niteliklerine göre görev icat etmek olsa olsa kanunla dalga geçmek, alay etmektir.

Bu çarpıklığın doğal sonucu, yargı yollarının açılmasıdır. Atama işlemlerine karşı idari yargıda dava açma süreleri, usuller, itirazlar… derken kurumun enerjisi bilim üretmeye değil, dosya üretmeye gider. Bu arada -aslında keyfi yönetim anlayışının bir yansıması da kabul edilebilir- üniversiteye bu durumun faturası da şöyle açıklanabilir:

Zaman kaybı: Söz konusu kadro değerlendirilememiştir; dolayısı ile elde edilecek yararlar askıya alınır. Dersler, projeler, danışmanlıklar aksar. Oysa kurumun var olma sebebi olan öğrenciler zarar görür.

İtibar kaybı: Adalet algısı yok olur. Umutsuzluk aşılanır. Aidiyet duygusu zedelenir, hatta kaybolur. Giderek nitelikli adaylar başvurmamayı yeğler. Çalışanın karşısında çalışmayan kazançlı çıkar. Bu algıya dönüşür ve kuruma karşı olumsuz tutum oluşur.

Yönetsel tutarsızlık: Yönetim kaynakları verimli ve etkili kullanma bilimi ve sanatıdır. Örgütsel olarak yapılan işler bu açılardan değerlendirilir. Daha verimli ve etkili olabileceğiniz bir tercihe yönelmekten çok yönetsel olarak aksini uygulamak ciddi tutarsızlık olarak değerlendirilir.

Kısacası, “isime ilan” düzeni yalnızca bir kişiyi yerleştirme meselesi değildir; üniversitenin bütün dokusunu bozan bir kurumsal çürüme mekanizmasıdır. Bir süre sonra şu olur: Hak edenler sistemden uzaklaşır. “Ne yaparsam yapayım önceden belirlenmiş” duygusu yayılır. Üniversite, kendisini yenileyen bilim insanlarını çekmek yerine; mevcut ilişkileri yeniden üreten bir yapıya sıkışır. Bu durumun en ağır bedelini de öğrenciler öder. Çünkü liyakat zayıfladığında, öğretim kalitesi, araştırma kapasitesi ve akademik üretim de zayıflar. Üniversiteyi “üniversite” yapan şey, bina ya da tabelası değil; adil rekabetle seçilmiş, nitelikli insan gücüdür.

Çözüm olarak;

1) İlan metinlerine “ölçülebilirlik” standardı getirilmeli: İlan bir kişiyi tarif etmekten çok fakültenin/bölümün/anabilim dalının gerçek ihtiyacını belirtmeli, bu ihtiyaçları karşılayacak ölçütler oluşturulmalı, adaylar bu ölçütlere göre adil bir biçimde değerlendirilmelidir

2) İlan öncesi bağımsız uygunluk kontrolü: Gerçek ihtiyaca cevap bulmaktan öte alınacak kişinin çalışmalarına ya da durumuna bakarak zorlama ölçütler oluşturmak yerine ilan öncesinde oluşturulacak hukuk-kalite-uzmanlık temelli bir kurul ile adil rekabet ve kapsayıcı bir ilan metni oluşturulmalıdır.

3) Jüri ve değerlendirmede şeffaf puanlama: Aynı kurul, jürilerin raporları nasıl değerlendirmesi gerektiğine ilişkin yayın, atıf, proje, ders verme, bilimsel katkı gibi başlıklardan oluşan puanlanabilir bir belirtke tablosu oluşturmalı ve jüri üyelerinin buna göre görüş belirtmeleri istenmelidir. Adaylar neden elendiğini somut bir biçimde görebilmelidir.

4) Kurumsal performans: “dava sayısı” kalite göstergesi olmalı: Giderek sayıları katlanarak artan ve kaybedilen davalar, iptal edilen ilanlar, basına yansıyan bu doğrultuda pek çok haberler… Bunlar YÖK tarafından bir gösterge olarak değerlendirilmelidir. Üniversitelerde kalite uygulamaları istenir ve denetlenirken bu tür olaylar kalitesizliğin bir göstergesi değil midir? Bir üniversitenin belirli yıllarda kaç ilanı dava konusu oluyor? Kaçı iptal ediliyor? Bunlar, kurumsal kalite göstergesi olarak raporlanmalı. Bu sayılar arttıkça, yönetim “başarılı” değil, sorunlu sayılmalıdır. YÖK düzeyinde, üniversitelerin takdir alanını tamamen kaldırmadan; haksızlığa neden olan örnekleri göz önüne alarak açık bir ilke seti yayımlanmalıdır.

Üniversitelerde mesele yalnızca bir kadronun kime verileceği değildir. Mesele, kamunun üniversiteye duyduğu güvenin ve bilimsel tutumun korunmasıdır. Anayasa’nın eşitlik ve kamu hizmetine giriş ilkesi, uygulanmamak üzere oluşturulmuş bir ifade değildir; üniversitenin de bağlı olduğu temel yükümlülüktür.

Bugün “isime ilan” diye konuştuğumuz şey; yarın bilimsel üretimde, eğitim kalitesinde ve kurumsal itibarda karşımıza çıkan büyük bir faturadır. Bu yüzden, üniversite yönetimlerinin en temel görevi; kadro dağıtmak, “bizim adamlarımızı kollamak” değil, adil rekabeti tasarlamak ve korumaktır. Kaygılarınız gerçekten kaliteli olmak, büyümek, dünya sıralamasında söz sahibi olmak kısacası en iyiler arasında olmak ise bugün sorun haline gelmiş uygulamalarınızdan vazgeçmek, hastalığı kuvvetlendirecek yöntemlerden acilen uzaklaşmak durumundasınız.

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Eğitim Bilimleri
PROF. DR. KÜRŞAD  YILMAZ İLE EĞİTİM YÖNETİMİNDE DEĞERLER KİTABI ÜZERİNE - 4

Eğitim Bilimleri22 Ocak 2026 22:16

PROF. DR. KÜRŞAD YILMAZ İLE EĞİTİM YÖNETİMİNDE DEĞERLER KİTABI ÜZERİNE - 4

Bir Çocuğun Düşünmesine Alan Açmak: P4C Üzerine

Eğitim Bilimleri18 Ocak 2026 20:44

Bir Çocuğun Düşünmesine Alan Açmak: P4C Üzerine

Eğitim Yönetiminde Savaş ve Kriz Paradigması: Belirsizlik Döneminde Örgütsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

Eğitim Bilimleri18 Ocak 2026 19:56

Eğitim Yönetiminde Savaş ve Kriz Paradigması: Belirsizlik Döneminde Örgütsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

MEB'in, İlçe Grupları Düzenlemesi Mağduriyetler Yaratıyor!

Eğitim Bilimleri18 Ocak 2026 08:47

MEB'in, İlçe Grupları Düzenlemesi Mağduriyetler Yaratıyor!

PROJE OKULLARI: TASFIYE VE KADROLAŞMA SÜRECİ

Eğitim Bilimleri17 Ocak 2026 17:59

PROJE OKULLARI: TASFIYE VE KADROLAŞMA SÜRECİ

ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİYLE İLGİLİ YAŞANAN SORUNLAR

Eğitim Bilimleri16 Ocak 2026 19:50

ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİYLE İLGİLİ YAŞANAN SORUNLAR

YAPAY ZEKA ÇAĞINDA EĞİTİM VE OKUL LİDERLİĞİ 2

Eğitim Bilimleri16 Ocak 2026 12:01

YAPAY ZEKA ÇAĞINDA EĞİTİM VE OKUL LİDERLİĞİ 2

Algoritmalar Çağında Gerçek Bilgiye Ulaşma: Yanlış Bilgi Neden Bu Kadar İkna Edici?

Eğitim Bilimleri15 Ocak 2026 21:08

Algoritmalar Çağında Gerçek Bilgiye Ulaşma: Yanlış Bilgi Neden Bu Kadar İkna Edici?

İYİ BİR OKUL YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR?

Eğitim Bilimleri14 Ocak 2026 18:33

İYİ BİR OKUL YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR?

YAPAY ZEKA ÇAĞINDA EĞİTİM VE OKUL LİDERLİĞİ 1

Eğitim Bilimleri13 Ocak 2026 19:10

YAPAY ZEKA ÇAĞINDA EĞİTİM VE OKUL LİDERLİĞİ 1