Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Şair-i Meşhur ile Şair-i Meçhul

Şair-i Meşhur ile Şair-i Meçhul

Edebiyat 19 Ocak 2026 01:58 - Okunma sayısı: 197

Hasan TURUNÇ

Şair-i Meşhur ile Şair-i Meçhul

Bir şairi yakından tanımak isterseniz şiirlerini okuyunuz. Zira şiir, şairinin aynasıdır. Şair demişken ilk aklıma gelen isimler aristokrat bir ailenin asi çocuğu Nazım Hikmet ile Diyarbakır’ın varoş çocuğu Ahmed Arif oldu. Her iki şair çok farklı koşullarda yetişmiş olsa da halkların safında buluştular, hakkın savunucusu oldular, memleket sevdasıyla yoğruldular. Durdukları çizginin bir bedeli vardı. Onlar çizgilerini bozup halkın karşısında olmaktansa eğri oturup doğru konuştular, bedelini de ödemeyi göze aldılar. Böylece halkın gözünde Şair-i Meşhur oldular şiirleri dilden dile dolaşan. Bir de O Meçhul Şiir vardı, Şair-i Meçhul olan:

O Meçhul Şiir/Şair-i Meçhul

“Sevgi emeğe aşıktır

Şiir ozana musallat

Kalem kağıda kavuşmak ister

Şairin gönlü şiirde

Ve bir sabah güneş doğarken

Herkes kavuşur sevdiğine...”

Ve Şair-i Meşhur Nazım Hikmet: “1902’de doğdum, doğduğum şehre dönmedim bir daha, geriye dönmeyi sevmem. Üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim, on dokuzumda Moskova’da komünist üniversite öğrenciliği. Kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu ve on dördümden beri şairlik ederim. (Otobiyografi/11 Eylül 1961-Doğu Berlin)

Atatürk’ün doğduğu memlekette dünyaya geldi Nazım. Önemli bir Osmanlı ailesinde yetişti ve ayrıcalıklı bir çocukluk geçirdi. Bir vali torunu, önde gelen bir bürokratın oğluydu. Annesi Celile Hanım ressamdı. Evlerinde ve ailesinin entellektüel çevresinde kültürel faaliyetler eksik olmazdı. Askeri okulda okudu ve Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya gittikleri sırada Mustafa Kemal ile tanıştı. Onun tavsiyesi ile cepheye gönderilmeyerek muallim olarak görevlendirildi.

Atatürk’ten Nazım’a: “Bazı gençler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar, size tavsiye ederim ki gayeli şiirler yazınız.”

Şiirleri, yazıları ve edebi eserleriyle dünyaca tanınan ve saygı duyulan Nazım Hikmet’in hayatının çeyreği “Komünist faaliyetlerde bulunma ve askeri isyana teşvik” suçlamalarıyla Türkiye’de hapishanelerde diğer çeyreği ise Moskova’da sürgünde geçti. Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve mezarı dahi çok sevdiği, uğruna şiirler yazdığı memleketinden uzakta Mokova’da bulunuyor.

Seni Düşünmek/Nazım Hikmet

Seni sevmek güzel şey

Seni düşünmek ümitli şey

Dünyanın en güzel sesinden

En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

Fakat artık ümit yetmiyor bana

Ben artık şarkı dinlemek değil

Şarkı söylemek istiyorum...

Ve Şair-i Meşhur Ahmed Arif: Hasret, aşk, memleket sevdası... 20. yüzyılın en özgün şairi. Üç kuşağı tek kitapta buluşturan Anadolu’nun ozanı Ahmed Arif... 2 yaşında annesine hasret kaldı. Filinta endam bir gençti ve ilk aşık olduğunda içerdeydi, demir kapılar ardında prangalar eskitti. Lise yıllarında şiirle başlayan macerasını anlatırken:

“O zaman yazdığım şiirlerin hiçbiri yok, ya bir kızda kaldı ya da poliste. Geri alamadım hiçbirini. O şiirler çocukluğumun olmayan fotoğraflarıydı.” diyordu.

“33 Kurşun” şiirini yazdığında liseyi yeni bitirmişti. Otuz üç köylünün Van’da İran sınırına götürülüp kurşuna dizildiği katliamı anlatan bu destansı şiir nedeniyle başı ilk kez polisle derde giriyordu ama bu son olmayacaktı. Sonrasında defalarca göz altına alındı, hapse girdi, ağır fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz kaldı. “Aç kaldı, susuz kaldı, hayın ve karanlıktı gece...” Bu işkenceler esnasında defalarca ölümden döndü. Kendi topraklarında memleketine ve özgürlüğe hasret kalırken bu acıyı şiirlerine nakış nakış işledi:

Adiloş Bebe/Ahmed Arif

“Doğdun

Üç gün aç tuttuk

Üç gün meme vermedik sana

Adiloş bebem

Hasta düşmeyesin diye

Töremiz böyle diye

Saldır şimdi memeye

Saldır da büyü...

Bunlar

Engerekler ve çıyanlardır

Bunlar

Ekmeğimize, aşımıza

Göz koyanlardır

Tanı bunları

Tanı da büyü

Bu namustur

Künyemize kazınmış

Bu da sabır

Ağulardan süzülmüş

Sarıl bunlara

Sarıl da büyü...”

Yıllar sonra Özgürlüğüne kavuştuğunda Ankara’ya yerleşti. Evlendi, bir oğlu oldu. “En mutlu anım” diye tanımladığı an oğlu Filinta’yı kucağına aldığı andı. Diğer mutluluğu ise ikinci çocuğum dediği “Hasretinden Prangalar Eskittim” isimli ilk ve son şiir kitabına kavuştuğu an oldu. Yımaz Güney’in “Arkadaş” filminde bir şiirini seslendirmesiyle Arif’in ünü geniş kitlelere ulaşıyordu.

.........................

“Haberin var mı taş duvar

Demir kapı, kör pencere

Yastığım, ranzam, zincirim

Uğrunda ölümlere gidip geldiğim

Zulamdaki mahzun resim

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...”

Arif’in tek bir kitapla bu kadar sevilen bir şair olması tesadüf değildi. Şiirlerindeki her kelimeyi o kadar büyük bir özenle seçiyordu ki oğlu Filinta bir belgeselde Cem Karaca’nın güzel sesiyle can bulan babasının “Ay Karanlık” adlı şiirini, iki mısra için 17 yıl beklettiğini anlatıyordu:

............................

“Maviye, maviye

Maviye çalar gözlerin

Yangın mavisine....”

Şair Haydar Ergülen ise Ahmed Arif’ten “Şiir içinde şiir yazabilen büyük bir şair” olarak bahsediyordu. “Bir şiirinde geçen iki mısrayı Cemal Süreyya’ya verseniz tek bir şiir olarak okurlarına sunabilirdi ve kimsenin de buna bir itirazı olmazdı” diyordu:

..............................

Yokluğun cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum kapama gözlerini...”

Aile bireyleri ve sevenleri ikinci kitap için yoğun bir şekilde ısrar ediyorlardı. O da kitabı zihnimde yazdım adı bile hazır diyordu. Ancak kalp rahatsızlığı oturup bu şiirleri kağıda dökmesine pek müsade etmiyordu. İstanbul’a gidip şiirlerini seslendirerek kayıt altına alacağı tarihten bir hafta önce kalp krizi geçirdi. Şiir kitapları arasında basımı en fazla yapılan ve şiirleri en çok bestelenen “Anadolu’nun Şairi” ünvanıyla ve ne yazık ki zihninde yazdığı basılmamış onlarca şiiriyle beraber aramızdan ayrıldı. Ondan geriye dilimizden düşürmediğimiz meşhur şiirleri kaldı. Gitti, yanına kavuşamadan yitirdiğimiz meçhul şiirlerini de alarak. "Hasretinden Prangalar Eskitme" sırası bizdeydi artık...

Hasan TURUNÇ

hasanturunc47@gmail.com

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Edebiyat
Divan şiiri yaşadığımız yüzyılda bize bir şey söylemez mi?

Edebiyat22 Ocak 2026 20:07

Divan şiiri yaşadığımız yüzyılda bize bir şey söylemez mi?

Dijital Vicdan mı, Vicdani Körlük mü?

Edebiyat22 Ocak 2026 09:38

Dijital Vicdan mı, Vicdani Körlük mü?

MELODİK YOL, MELODİK HAYAT

Edebiyat13 Ocak 2026 22:23

MELODİK YOL, MELODİK HAYAT

Kısa Öykü, Uzun Hikâye…

Edebiyat03 Ocak 2026 10:36

Kısa Öykü, Uzun Hikâye…

TÜRKÇE SÖZCÜKLERİN İZİNDE

Edebiyat24 Aralık 2025 01:33

TÜRKÇE SÖZCÜKLERİN İZİNDE

MUTLULUK

Edebiyat20 Aralık 2025 18:06

MUTLULUK

 SÖZLERİN MASKESİ

Edebiyat12 Aralık 2025 12:24

SÖZLERİN MASKESİ

Mevlana ve Günümüzde Mevlevilik

Edebiyat08 Aralık 2025 22:42

Mevlana ve Günümüzde Mevlevilik

Heidegger’i Heidegger Anlatırsa

Edebiyat20 Kasım 2025 22:36

Heidegger’i Heidegger Anlatırsa

İstanbul’a, Gençliğimize, Bize Dair Bir Yolculuk (Deneme – Gezi /1974 Mezunları Buluşması Üzerine)

Edebiyat17 Kasım 2025 22:26

İstanbul’a, Gençliğimize, Bize Dair Bir Yolculuk (Deneme – Gezi /1974 Mezunları Buluşması Üzerine)