
Eğitim tarihimizde pek çok tarihsel kesitin ve pek çok tarihsel kişiliğin bilinmesi günümüz eğitim uygulamalarında yanlış atılacak adımları baştan önleyecektir. Ülkemizde geçmişin ışığıyla bugünü aydınlatma ilkesinin işlevselliğinden en az eğitim alanında atılan adımlar nasibini almıştır. Biz tarihsel süreçte, özde hem bilmemezlikten hem de politik tercihlerden doğan kısır döngü içinde kalmışız ve eskilerin tabiriyle tarih hep tekerrür etmiş. Bu yazı az biraz tarihin tekerrürüne mani olabilirse amacına ulaşmış olur.
Romantik devrimci Selim Sabit Efendi… Ona bu sıfatı yakıştırmak -onda romantik devrimci kişiliğin olması yanında- onun bugünküler tarafından tanınırlığının artırılması içindir. Nasıl bir devrimci? Toptan mevcut düzenin değiştirmesinden çok, insanın ve hayatın yeniden anlamlandırılmasını amaç edindiği için… Mevcut düzeni ahlaki, estetik ve duygusal gerekçelerle reddettiği için… Değişimi yalnızca siyasal değil, varoluşsal ve kültürel bir dönüşüm olarak istediği için… Akıldan çok ideal, tutku, sezgi ve vicdan üzerinden hareket ettiği için… Öyle mi hep birlikte karar verelim.
Hayatı
Selim Sabit Efendi'nin hayatı, Kırklareli'nin küçük bir kasabasından Paris'in bulvarlarına, ardından Osmanlı’nın modern eğitim temellerine uzanan, mücadele ve yenilik dolu bir başarı öyküsüdür.
Selim Sabit, 1829 yılında Kırklareli’nin Vize kasabasında, çiftçi bir babanın, Mehmet Ağa’nın oğlu olarak dünyaya gözlerini açtı. İlk eğitimini İstanbul'daki Fatih Medresesinde tamamlayarak icazetini aldı; ancak kafası medrese duvarlarının ötesini merak ediyordu. Bu merak onu, Osmanlı'nın ilk modern öğretmen yetiştirme kurumu olan Darülmuallimîn-i Rüşdinin ilk öğrencileri arasına taşıdı. 1854'te bu okulun ilk mezunlarından biri olarak diplomasını aldığında, artık sadece bir hoca değil, eğitimde devrim yapacak bir muallim adayıydı.
1855 yılı Selim Sabit için büyük bir dönüm noktası oldu; daha sonra Darülfünunda görevlendirilmek üzere Paris’e gönderildi. Altı yıl boyunca bu bilim başkentinde Fransızca öğrendi; fizik, hesap, geometri ve mekanik gibi fen bilimlerinde derinleşti. Paris sokaklarında yürürken, Osmanlı'nın tozlu minderlerini, Batı'nın modern sınıflarıyla değiştirmeyi hayal ediyordu. 1861'de İstanbul'a döndüğünde, valizinde sadece diplomalar değil, Osmanlı eğitimini sarsacak modern araç-gereçler ve fikirler vardı.
İstanbul'a döner dönmez Süleymaniye'de bir Numune Mektebi açarak hayallerini uygulamaya koydu. Ancak bu okul, gelenekçi kesim için bir şok etkisi yarattı. Selim Sabit, çocukları yer minderlerinden kaldırıp Avrupaî tarzda sıra ve masalara oturttu; sınıfa yazı tahtasını, hesap tahtasını ve haritaları soktu.
En büyük fırtına ise dini adab tartışmasıyla koptu. Çocukların yüksek sıralarda "bacak sallayarak" Kur'an-ı Kerim okuması günah ve edepsizlik olarak görüldü. Tepkiler o kadar büyüdü ki, Sultan Abdülaziz ona haber göndererek, "efkâr-ı umumiyeyi unutmayalım, birdenbire değil tedricen ilerleyelim" demek zorunda kaldı. Bu baskılar sonucunda, büyük umutlarla açtığı okulda ancak bir yıl çalışabildi.
* Yazının ilham kaynağının Sunay Akın’ın bir sabah programında eğitim tarihimizde Selim Sabit Efendi gibi eğitimcilerin öğretilmediğine -benim öğrencilerime yıllardır anlattığım- ilişkin açıklaması ve doktora hocam Prof. Dr. Fahri Temizyürek’in Selim Sâbit Efendi ve Usûl-i Cedîd Hareketi İçerisindeki Yeri başlıklı doktora tezinin olduğunu belirtmem gerekir.
Okulundan koparılsa da kaleminden kopmadı. Osmanlı'nın ilk modern pedagoji kitabı olan Rehnümâ-yı Muallimin'i yazarak eğitimin bir bilim olduğunu kanıtladı. Yazdığı Elifbâ-yı Osmânî ile okuma-yazmayı bir eziyet olmaktan çıkardı; bu yöntemiyle Rusya Türkleri ve Gaspıralı İsmail Bey üzerinde de derin izler bıraktı.
Ancak yazdığı bir tarih kitabı, Muhtasar Tarih-i Osmanî, hayatının geri kalanını değiştirdi. Kitapta Sultan Abdülaziz’in ölümüyle ilgili kullandığı ifadeler nedeniyle 1888'de memuriyetinden azledildi. Artık şüpheli bir şahsiyetti ve iki yıl boyunca peşindeki hafiyelerle gölge gibi yaşadı, büyük ekonomik sıkıntılar çekti.
1890'da Zühtü Paşa’nın araya girmesiyle emeklilik hakkını kazandı ve çok sevdiği öğretmenliğe, Darülmuallimîndeki derslerine dönmesine izin verildi. Yaşlılığında kulakları ağırlaşsa da ömrünün sonuna kadar öğrencilerine ışık olmaya devam etti. İyi saz çaldığına dair rivayetler ise teyit edilemedi…
5 Ocak 1911 tarihinde Sarıyer’deki evinde sessizce hayata gözlerini yumdu ve Eyüp'teki Kaşgarî Dergâhı yakınına defnedildi. O gün veda ettiği dünya, onun sınıflara soktuğu o yabancı sıralarda oturan çocukların kuracağı modern Türkiye’nin habercisiydi.
Yaptıkları
Selim Sabit Efendi, Osmanlı Devleti’nde Tanzimat sonrası eğitim sisteminin modernleşmesinde ve Usûl-i Cedid (Yeni Yöntem) hareketinin ilköğretim seviyesinde kurumsallaşmasında en kritik rolü oynamış eğitimcidir. Geleneksel medrese zihniyetiyle mücadele ederek modern pedagojik yaklaşımları sisteme dâhil etmiştir.
1. Okuma-Yazma Eğitiminde Devrim: Usûl-i Savtiye
Selim Sabit Efendi, harflerin isimleriyle tek tek hecelendiği usûl-i teheccî yerine, harflerin seslerine dayanan usûl-i savtiyeyi (ses yöntemi) getirmiştir. Elifbâ-yı Osmânî: Ses yönetiminin esaslarının anlatıldığı eseriyle çocukların çok daha kısa sürede okuma-yazma öğrenmesini sağlamıştır. Eğitimde lisân-ı Osmânî tabirini kullanarak Türkçenin açık ve sade bir dille öğretilmesini savunmuş; öğrencilerin anlamadığı ağır Arapça ve Farsça kelimelerden kaçınılması gerektiğini vurgulamıştır. Eski elifbalarda bulunmayan ancak Türkçede yer alan "p, ç, j, n" gibi harfleri alfabe kitabına dâhil etmiştir.
2. Fiziksel Sınıf Ortamının Modernizasyonu
Selim Sabit, eğitimin sadece yöntemini değil, yapıldığı fiziksel mekânı da Batılı standartlara taşımıştır. 1861 yılında İstanbul Süleymaniye’de uyguladığı programla Osmanlı okuluna şu yenilikleri sokmuştur:
Sıra ve Masa: Öğrencilerin yerde minderlerde oturması geleneğini yıkarak Avrupaî tarzda sıra ve masaları sınıfa dâhil etmiştir.
Görsel Araçlar: Sınıflara ilk kez yazı tahtası, tebeşir, harita ve yer küresi girmesini sağlamıştır.
Öğretim Teknikleri: Öğretmenin tahtaya yazdığı harfleri öğrencilere ince bir değnek ile göstererek anlatma yolunu başlatmıştır.
3. Pedagojik İlkeler ve Öğretmen Rehberliği
Osmanlı'nın ilk modern pedagoji kitabı kabul edilen Rehnümâ-yı Muallimin (Öğretmen Rehberi) adlı eseriyle eğitimin bilimsel bir temele dayanması gerektiğini kanıtlamıştır.
Demokratik Disiplin: Geleneksel eğitimdeki fiziksel şiddeti (falaka) reddederek, ödül ve insancıl cezaların kullanıldığı daha demokratik bir sınıf yönetimi önermiştir.
Ödül Sistemi: Öğrencileri teşvik etmek için "Aferin", "Tahsin" ve "İmtiyaz" gibi belgeler ve sınıf içinde onurlandırma yöntemleri geliştirmiştir.
Bilinenden Bilinmeyene: Sokrat ve Rousseau gibi düşünürlerden etkilenerek, derslerin öğrencinin mantığına uygun şekilde, basitten karmaşığa doğru işlenmesi ilkesini benimsemiştir.
4. Ders İçeriklerinde Modern Yaklaşımlar
Farklı alanlarda yazdığı ders kitaplarıyla ilköğretimde öğretim programlarını dönemin çok ilerisine taşımıştır:
Matematik: Dört işlem öğretiminde ezber yerine görsel tablolar ve somut materyaller (parmak, bakla, nohut vb.) kullanılmasını önermiştir.
Coğrafya: Derslerinde ilk kez harita çizme yöntemini kullanmış ve çocukların dünyayı somut olarak tanıması için yerküre kullanımını şart koşmuştur.
Tarih: Sadece padişahların hayatını değil; deprem, yangın, sel gibi doğal ve sosyal olayları da içeren bir tarih anlatısı kurgulamıştır.
5. Türk Dünyasına Etkisi
Selim Sabit Efendi'nin reformları sadece Osmanlı başkentiyle sınırlı kalmamış, sınırları aşarak Gaspıralı İsmail Bey'e ilham kaynağı olmuştur. Selim Sabit’in eserleri Kazan'da basılarak Rusya Türkleri arasındaki eğitim reformlarını (Ceditçilik) tetiklemiştir.
Selim Sabit Efendi, modern Türk ilköğretim sisteminin temellerini atan, öğrenci psikolojisini merkeze alan ve eğitimi bir bilim olarak gören ilk büyük Osmanlı eğitimcisidir.
Etkiler-Tepkiler
Selim Sabit’in savunduğu ve uyguladığı yeniliklere, gelenekçi kesimin gösterdiği temel tepkiler şunlardır:
1. Dini Değerlere Aykırılık İddiası
En sert tepkiler, modern sınıf düzeninin dini saygınlığı zedelediği iddiasıyla verilmiştir. Bacak Sallayarak Kur'an Okuma: Selim Sabit Efendi'nin sınıflara sıra ve masayı sokması büyük bir kriz yaratmıştır. Devrin Şeyhülislamı, çocukların sıra üzerinde "bacak sallayarak" Kur'an-ı Kerim okumasını dini usullere aykırı bulmuş ve Selim Sabit Efendi'nin bu nedenle cezalandırılmasını istemiştir.
2. Modern Araçlara Yönelik Saldırılar
Eğitimi somutlaştırmak için getirilen yeni araçlar, yabancı ve gayrimüslim işi olarak görülerek reddedilmiştir. Haritaların Tahrip Edilmesi: Okullara ilk kez harita sokulmaya çalışıldığında, bu materyaller gavur icadı veya Frenk usulü olarak nitelendirilmiştir. Hatta bazı okullarda haritaların müstehcen bulunduğu veya öğrencilerin resmini yapmaya teşvik ettiği söylenerek hela çukurlarına atıldığı kaydedilmiştir. Taassubun Bilime Direnci: Gelenekçi kesim, eğitimi sadece dini metinlerin ezberlenmesi olarak gördüğü için coğrafya, matematik ve fen bilimlerinin ilköğretime dâhil edilmesini dinin özünü kavrayamayan bir yaklaşım olarak değerlendirmiştir.
3. Kurumsal Engellemeler ve Kapatma Baskısı
Yenilikçi eğitimcilerin açtığı okullar, bu baskılar nedeniyle uzun ömürlü olamamıştır. Okulların Kapatılması: Selim Sabit Efendi'nin 1861'de Süleymaniye'de usûl-i cedid programını uyguladığı okulu, yenilik karşıtlarının yoğun muhalefeti ve baskıları sonucunda sadece bir yıl açık kalabilmiş, Selim Sabit okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır.
Siyasi Tedbirler: Gelenekçi kesimin tepkileri saraya kadar ulaşınca, Sultan Abdülaziz halkın tepkisini dindirmek amacıyla Maarif Nazırı aracılığıyla Selim Sabit Efendi’ye "efkâr-ı umumiyeyi unutmayalım, birdenbire değil tedricen ilerleyelim" mesajını göndererek reformların hızını yavaşlatmasını tavsiye etmiştir.
4. Eğitimcilerin Şahsına Yönelik Baskılar
Sadece okullar değil, bu yöntemi savunan aydınlar da hedef alınmıştır. Hafiyelerle Takip: Selim Sabit Efendi, yazdığı ders kitaplarındaki ifadeler (özellikle Sultan Abdülaziz'in halline dair kısımlar) nedeniyle memuriyetinden azledilmiş ve bir dönem hafiyeler tarafından şüpheli sıfatıyla takip edilmiştir.
Özetle, gelenekçi kesim usûl-i cedidi sadece bir öğretim yöntemi değişikliği olarak değil; yüzyıllardır süregelen dini ve sosyal düzeni tehdit eden bir yabancılaşma hareketi olarak görmüş ve buna her düzeyde direnç göstermiştir.
Şeyhülislam'ın, Selim Sabit Efendi'nin getirdiği yeni okul düzeninde çocukların bacak sallayarak okumasına karşı çıkmasının temelinde, dini adaba aykırılık ve Batı taklitçiliği endişesi yatmaktaydı. Gelenekçi kesim ve dönemin dini otoritesi, bu yeni fiziksel düzeni mukaddes metinlere karşı bir hürmetsizlik olarak görmüştür.
Sonuç Yerine
Selim Sabit Efendi’nin hikâyesi, bir eğitimcinin biyografisinden çok daha fazlasıdır; bu hikâye, yeniliğin her çağda hangi korkulara çarptığını, bilginin hangi eşiklerde sınandığını gösteren tarihsel bir aynadır. O, bir sınıfa sıra koyarken aslında zihniyete mesafe koymuş; harita asarken yalnızca coğrafyayı değil, ufku genişletmiştir. Tepkiler, itirazlar ve engellemeler ise bize şunu hatırlatır: Eğitimde değişim, en çok da alışkanlıkları sarsar.
Selim Sabit Efendi’nin yaşadığı çatışmalar, bugünün eğitim tartışmalarına şaşırtıcı biçimde benzer. Yöntem tartışmaları, millî–yabancı ikilemi, toplum hazır mı sorusu ve aşamalılık çağrıları, tarih sahnesinde çokça karşımıza çıkmıştır. Bu benzerlik, tarihin ibret alınmadığında nasıl ısrarla kendini tekrar ettiğini açıkça ortaya koyar.
Onu romantik devrimci kılan da tam budur: Selim Sabit, iktidarı değil insanı, sistemi değil çocuğu, dogmayı değil anlamayı merkeze almıştır. Devrimi gürültüde değil, sınıfın sessizliğinde aramış; geleceği nutuklarda değil, alfabenin ilk sesinde kurmaya çalışmıştır. Bugün modern kabul ettiğimiz pek çok pedagojik ilkenin, bir zamanlar bidat, edepsizlik ya da taklitçilikle suçlanmış olması, eğitim tarihinin en öğretici ironilerinden biridir.
Bu nedenle Selim Sabit Efendi’yi hatırlamak, nostaljik bir anma değil; bilinçli bir yüzleşmedir. Eğitimde atılacak her yeni adımın, geçmişte hangi bedellerle kazanıldığını bilmek; aynı hataları yeniden kutsamamak için bir zorunluluktur. Eğer bu satırlar, tarihin tekerrürüne küçük de olsa bir set çekebiliyorsa, Selim Sabit Efendi’nin sınıflarda başlattığı o sessiz devrim, bugün de yaşamaya devam ediyor demektir.
Felsefe-Mantık26 Ocak 2026
Eğitim Bilimleri25 Ocak 2026