Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

YAPAY ZEKÂNIN SİNEMAYA ETKİSİ Türk Sineması (4)

Ali Gençli ( Yazar)

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 13 Ocak 2026 22:08 - Okunma sayısı: 51

YAPAY ZEKÂNIN SİNEMAYA ETKİSİ Türk Sineması (4)

*Yeşilçam’ın Dört Yapraklı Yoncası

*Yeşilçam’da Kadın Olmak

Dört Yapraklı Yoncanın Gölgesinde Yeşilçam’da kadın olmak, yalnızca bir rolü oynamak değil, bir duygunun, bir hayalin ve çoğu zaman bir suskunluğun taşıyıcısı olmaktı. Kamera karşısındaki kadın, hikâyenin merkezinde görünse de hikâyenin kaderini çoğu zaman erkekler yazardı. Yine de bazı kadınlar vardı ki, yazılana sığmadılar. Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit…

Seyircinin dilinde “Dört Yapraklı Yonca”ya dönüşen bu dört kadın, Yeşilçam’ın kadınlık hâllerini tek tek değil, birlikte tamamladılar.

Bu dörtlü, aynı çağın çocuklarıydı ama aynı kadının kopyaları değildi. Türkan Şoray, bakışıyla konuşan, susarak direnen bir kadın imgesiydi. Onun sessizliği, itaatten çok bir sınır çizgisine benzerdi. Seyirci, Türkan Şoray’da ulaşılmazlığı sevdi; çünkü onun kadınlığı, arzuyla mesafe arasında ince bir çizgide duruyordu. Şoray, hem geleneksel ahlakın hem de gizli isyanın yüzüydü.

Fatma Girik ise o çizgiyi baştan reddetti. Onun kadınlığı sokaktan geliyordu; sesi yüksekti, bakışı meydan okurdu. Yeşilçam’da kadınların genellikle kaderlerine boyun eğdiği bir dönemde, Fatma Girik kaderle kavga eden bir karakterdi. Seyirci onu “bizden biri” olarak sahiplendi; çünkü Girik, acısını gizlemedi, öfkesini bastırmadı. O, Yeşilçam’da kadının yalnızca sevilen değil, direnebilen bir özne olabileceğini gösterdi.

Filiz Akın, bu üçlünün içinde belki de en mesafeli olanıydı. O, modernleşmenin sinemadaki yüzüydü. Sarı saçları, duru Türkçesi, ölçülü tavırlarıyla Yeşilçam’a bir “başka kadın” hali getirdi. Seyirci, Filiz Akın’ı çoğu zaman uzaktan sevdi; çünkü o, mahallenin değil, vitrinin içindeydi. Ama tam da bu mesafe sayesinde, Yeşilçam’da kadının sadece acı çeken değil, seçebilen bir figür olabileceğini hatırlattı.

Hülya Koçyiğit ise masumiyetle direncin birleştiği yerde durdu. Onun kadınlığı sessizdi ama zayıf değildi. Köyden kente, yoksulluktan umuda uzanan hikâyelerde Hülya Koçyiğit, seyircinin vicdanına seslenen bir yüz oldu. Seyirci onu korumak istedi; çünkü onun temsil ettiği kadınlık, hâlâ bozulmamış bir saflığın mümkün olduğuna dair bir inançtı.

Bu dört kadının “yonca” oluşu, sadece aynı dönemde parlamalarından değil, birbirlerini tamamlamalarından kaynaklanır. Seyirci, aslında tek bir kadına değil, dört farklı ihtiyaca baktı: suskunluk, isyan, mesafe ve masumiyet. Yeşilçam seyircisi, kendi hayatında bulamadığını perdede aradı ve her biri, bu arayışın farklı bir cevabı oldu.

Yeşilçam’da kadın olmak, çoğu zaman fedakârlıkla eş anlamlıydı. Ama bu dört kadın, fedakârlığı kader olmaktan çıkarıp bir seçime dönüştürdü. Kamera onları izledi, seyirci sahiplendi, zaman onları bir simgeye dönüştürdü. Bugün geriye dönüp baktığımızda, dört yapraklı yonca yalnızca sinemanın değil, Türkiye’nin kadın hikâyesinin de sessiz bir özeti gibidir.

Çünkü Yeşilçam’da kadın olmak zordu. Ama dört yapraklı yonca, o zorluğun içinde bile farklı olmanın, direnmenin ve iz bırakmanın mümkün olduğunu gösterdi.

SULTANA SONE

Lambalar söner, beyaz perdeye düşerdi aksiniz.

Gülen gözlerinizde düşlere dalarken biz,

Platonik aşkımızdan olmazdı hiç haberiniz. (Devam Edecek)

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları
NİYET

Fikir Yazıları 21 Aralık 2025

NİYET

LODOS ESİNCE

Fikir Yazıları 20 Aralık 2025

LODOS ESİNCE