İçimizdeki Ebeveyn, Yetişkin ve Çocuk

Fikir Yazıları - Özge Temuçin

Sabah evden çıkarken ebeveyniz. İş yerine vardığımızda çalışan ya da yönetici oluyoruz. Toplantı masasının etrafında profesyonel bir rol üstlenirken, öğle arasında bir arkadaşımızın yanında dertleşen bir dost hâline geliriz. Gün içinde sürekli rol değiştiririz; fakat çoğu zaman bu rollerin farkında bile olmayız. Bir an düşünelim: Gerçekten bulunduğumuz role uygun mu davranıyoruz, yoksa farkında olmadan çocuklukta öğrendiğimiz kalıpları mı tekrarlıyoruz?

Tam da bu noktada psikiyatrist Eric Berne tarafından geliştirilen transaksiyonel analiz bize önemli bir anahtar sunuyor. Bu kavramı Gazi Üniversitesi Eğitim Yönetimi alanı ‘Örgütsel Davranış’ doktora dersimiz esnasında öğrendim. Transaksiyonel analiz, bireylerin kişiler arası iletişimlerini ve davranış örüntülerini açıklamak için geliştirilmiş bir psikolojik kuramdır. Bu kurama göre bireyler iletişim kurarken ebeveyn, yetişkin ve çocuk olmak üzere üç farklı ego durumundan hareket ederler (Berne, 1964). Bu kuram bireylerin yaşam senaryolarını ve iletişim kalıplarını fark ederek daha sağlıklı ilişkiler kurmalarına yardımcı olmayı hedefler (Hargaden & Sills, 2002). Belki de iş yerindeki birçok anlaşmazlığın nedeni, sandığımızdan çok daha basittir: yetişkinlerin bulunduğu bir ortamda bazen içimizdeki çocuk konuşur, bazen de farkında olmadan ebeveyn rolüne bürünürüz.

Bazen yetişkinlerin diğer yetişkinler hakkında şöyle söylendiğini duyarız: “Çocuk gibi ya”, “Çocuk gibi davranıyor” ya da “Şu yaptığını çocuklar yapmaz!”. Bazen de bir yönetici için “Aynı babam gibi konuşuyor” deriz. Bir okul müdürü için “Annem gibi hareketleri var” ifadesini kullanabiliriz. Bazı yetişkinler mantıklı davranırken kimileri enerjileri ve meraklarıyla çocukları anımsatabilir; hatta bazıları asi bir çocuk gibi davranabilir. Bu noktada Berne, kişiler arası iletişimi bireylerin içinde bulunan üç temel ego durumu üzerinden açıklar. Bu kurama göre bireyler iletişim kurarken ebeveyn, yetişkin ve çocuk olmak üzere üç farklı psikolojik konumu kullanarak konuşurlar.

Ebeveyn ego durumu; öğrenilmiş kurallar, yargılar ve otoriteyi temsil eder. Eleştirel ya da koruyucu biçimde ortaya çıkabilir. Yetişkin ego durumu ise mantıklı, veri temelli ve mevcut duruma odaklanan iletişimi ifade eder ve sağlıklı kurumsal iletişimin temelini oluşturur. Çocuk ego durumu ise bireyin duygusal tepkilerini, yaratıcılığını ya da otoriteye karşı geliştirdiği uyum veya direnç davranışlarını içerir. Bu üç ego durumu, bireyin geçmiş deneyimleri ile içinde bulunduğu durum arasında kurduğu psikolojik bir dengeyi yansıtır (Harris, 1967). Bu noktada şu soruyu sormak da mümkündür: Bu ego durumları, Sigmund Freud’un bilinç yapısını açıklarken kullandığı id, ego ve süperego (Freud, 1923) kavramlarını hatırlatmıyor mu? Bazı araştırmacılar transaksiyonel analizdeki ego durumlarının psikanalitik kuramın yapısal modeliyle belirli benzerlikler taşıdığını ifade eder (Stewart & Joines, 1987).

Kişiler arası iletişimde ego durumlarının uyumu veya çatışması, iletişimin niteliğini doğrudan etkileyebilir (Stewart & Joines, 1987). Bir iş yeri düşünelim: Kadın çalışan, erkek çalışana toplumda kadına atfedilen bir işi yapmasını söylüyor. Erkek çalışan bunu bir aşağılama olarak görüyor (ki bu durum aslında kadının aşağılanması anlamına da gelir ve başlı başına ayrı bir tartışma konusudur) ve alınganlık göstererek tepki veriyor. Aşağılanmanın dozunu artırarak kadın çalışana bağırıp çağırıyor. Erkek çalışan burada çocuk ego durumundan, yani “tepkisel/asi çocuk” konumundan hareket ediyor: “Beni küçümsersen ben de seni küçümserim!”Bu iletişim biçimi, kadın çalışanın ebeveyn ego durumuyla “Şu işi sen yap bakalım” demesi ve erkek çalışanın buna çocuk ego durumuyla karşılık vermesiyle bozuluyor; kişiselleşiyor ve bir ego savaşına dönüşüyor. Oysa yetişkin ego durumunun devreye girdiği bir senaryoda erkek çalışanın yalnızca “Bu benim iş tanımım değil ve bu şekilde ifade edilmesi beni rahatsız etti” demesi yeterli olurdu. Böyle bir yaklaşım, çatışmayı büyütmek yerine iletişimi yeniden profesyonel zemine çekebilir.

Bir başka senaryo hayal edelim: Bir şirkette üst düzey bir yönetici, biriminde görev yapmakta olan memura belir bir günde özel bir durumu için erken çıkmasına izin veriyor. Ancak daha sonra bu sözünü unutuyor ve memuru erkenden hazırlanmış çıkarken görünce, diğer çalışanlara kötü örnek olmasını engellemek amacıyla eleştirel ebeveyn rolüne bürünerek azarlar bir tonda neden erken çıktığını soruyor. Çalışan ise yetişkin ego durumunda kalarak şu şekilde cevap veriyor: “Sizinle bu konuyu önceden konuşmuştuk; erken çıkmam için izin vermiştiniz.” Bu durumda memurun yetişkin tavrı tartışmayı önlüyor ve iletişimi yeniden sağlıklı bir zemine taşıyor.

Transaksiyonel analiz, insan davranışını anlamaya ve değiştirmeye yönelik güçlü bir yaklaşım sunar. Bu yaklaşım, bireyleri kendi davranışlarının sorumluluğunu almaya teşvik eder ve ilişkilerin kalıplaşmış güç mücadelelerinden çıkıp daha yapıcı ve gelişim odaklı bir zemine taşınmasına yardımcı olur (Hargaden & Sills, 2002). Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman fark etmiyoruz; fakat iş yerlerindeki birçok çatışma aslında görevlerden ya da sorumluluklardan değil, hangi ego durumundan konuştuğumuzdan kaynaklanıyor. Bazen içimizdeki eleştirel ebeveyn konuşuyor, bazen incinmiş bir çocuk tepki veriyor. Oysa sağlıklı iletişim çoğu zaman yalnızca bir adım uzağımızda: yetişkin kalabilmekte. Belki de bundan sonra bir tartışmanın ortasında kendimize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir: Şu anda gerçekten ben mi konuşuyorum, yoksa içimdeki ebeveyn ya da çocuk mu?

Kaynaklar

Berne, E. (1964). Games People Play: The Psychology of Human Relationships. New York: Grove Press.

Stewart, I., & Joines, V. (1987). TA Today: A New Introduction to Transactional Analysis. Nottingham: Lifespace Publishing.

Hargaden, H., & Sills, C. (2002). Transactional Analysis: A Relational Perspective. London: Routledge.

Freud, S. (1923). The Ego and the Id. London: Hogarth Press.