ATAM İZİNDEYİZ!
Toplumsal düzen içinde bizleri doğrudan veya dolaylı yollardan ilgilendiren olay, olgu ve
durumlara karşı bizim dışımızda gerçekleşiyormuş niyetiyle hareket etmek; belli bir süre sonra
ahlaki olarak ortaya koyduğumuz tüm gerçeğin ve toparlanmaya doğru yürüyüşümüzün önünde
‘’meşru’’ engeller olarak ortaya çıkmaya başlayacaktır. Nitekim insanın düşünce ve
görüşlerinin elde edilişi otorite, inanç ve sağduyu, sezgi ve bilim gibi yöntemler ekseninde
oluştuğundan her kişi kendisinin veya bağlı bulunduğu grubun gerçeğini toparlanmak olarak
aksettirecek bir hareketin ‘meşru öncüleri’ rolüne bürünecektir.
İnsanların yaşamlarına ve tecrübelerine dayalı olarak elde ettikleri tüm edinimler sağduyu
hakimiyetine sahip olduğundan bilimsel ilkelerden uzakta seyretmektedir. Benzer durum
doğuştan sahip olduğumuz sezgiye dayalı öngörülerimiz için de geçerlidir. Görüş çerçevemizi
çizen inançlar ise bildiğinden şaşmamak veya salt beklentiler adına sadece bir şeye inanma
güdüsüyle ‘sarılıp sarmalanan’ duygular olarak ortaya çıkmaktadır.
Bireyleri şekillendiren bir diğer unsur ise bireyin sağduyu ve inançları dışında neyin doğru
neyin yanlış olduğunu sorgulama çabasından vazgeçerek, aile, yasa, kurumlar, toplumsal
yapılar, gazeteler gibi görüş yaymayı ödev haline getirenlerin ortaya koydukları cevapları
benimsemesi olarak anlamlandırılır. Nedensellikleriyle birlikte tüm bu yöntemler herkese açık
bir özellik taşımayacağından öznel olarak kalmaktadır. Bu öznel oluşum keyifliliğe, dar
görüşlülüğe neden olmakta, bu süreç gerçekçi kanıtların nesnel bir zemin üzerine
oturtulmasının önünde engeller olarak karşımıza çıkmaktadır.
Engeller olarak nitelendirdiğimiz bizi bireysel veya grup düşünüş olarak bir kaba sığdıran
anlayış zihinsel yetilerin gerçekçi, tam, akla uygun ve bilimin ışığında kullanılmasına izin
vermeyeceği için fiziki veya düşünsel bir saldırı mekanizması halini alacaktır. Bu mekanizma
zaman içinde işlerlik kazanması deprem öncesi stres birikimi gibi toplum yapısında birikerek
insan merkezli sarsıntıların öncülüğünde, bazen doğrudan bazen dolaylı olarak etki alanını
düzenleyen ve artçılarıyla genişleyen toplumsal çatlaklar olarak kendini gösterecektir.
Toplumsal çatlaklar en dar ölçekte bireysel bir oluşum olarak karşımıza çıkabileceği
gibi geniş ölçekte gruplaşmalar olarak da tehlikeli bir birlikteliğin sonucu olabilmektedir.
Nitekim grubun birey üzerindeki normatif etkileri, grubun ortak karar alma durumlarında, grup
üyelerinin birbirlerinden bağımsız bir biçimde düşünme istekleri ve kabiliyetlerini
baskılayabilmekte, alternatif düşünceler fikir birliğine dayalı bir karar verme süreci için
reddedilebilmekte ve doğru kararı vermenin önüne geçecek şekilde grup düşünüşe yol
açabilmektedir.
Bireysel boyuttan grup boyutuna tüm oluşumlar; toplumsal düzensizliğin dışavurumu
olarak meşru bir kurala bağlı kalmaksızın herkesin istediği her şeyi yapmasına imkan ve fırsat
sunacak bir yöntem olarak zuhur edecektir. İlkin pek de bilinçli ve kasıtlı olarak görülmeyen
bu sessiz ve bulanık oluşumların illüzyon hareketleri gün geçtikçe zihinleri ve bedenleri
etkileyecek bir istilaya dönüşecektir. Kendilerini ‘çoğunluk’ olarak görmeyi makul ve makbul
gören gerek bireysel gerekse grupsal oluşumlar düşünce ve eyleme geçme boyutunda tüm
etkilerini sözde ‘teorik’ bir zemine oturtmak isteyecektir.
En görünür tehlike ise kendini bu ‘teorik çerçevede’ hissettirecek, bu oluşumların sözde
gerçek olarak ortaya koydukları ölçütlere uymayan her şey ‘mesru’ olarak görünen ve dayatılan
bir rıza gösterme durumuna evrilecektir. Bu evrilme bizi biz yapan her şeyden vazgeçme
durumuna getirilmeden bu oluşumların en basit manada saf ve salt cehaletten olduğuna yönelik
kendimizi bir ikna etme durumundan kurtarma yolunu bize Mustafa Kemal ATATÜRK şu
ifadeleri ile anlatmıştır: ‘ Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir
sonmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır. Benden
sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul
ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.’
Manevi mirasçıların olarak sana söz ATAM İZİNDEYİZ!
Hazırlayan: Mehtap ŞİMŞEK GÜRKAN