ANLAMLI YAŞAMAK
İnsan yaşamı uzun bir yol, uzun bir yürüyüştür. İnsan için hangi yolda ve nasıl yürüneceği sorusu önemli bir sorudur. İçinde yaşadığımız dünyanın özelliklerinden dolayı yaşam tercihlerimizi yaparken algılara yenilmemiz pek muhtemeldir. Sistem bize meslek ya da yaşam tarzı, yaşam düşüncesi konusunda pek de istemediğimiz tercihler yaptırabilir. Pek çok düşünce insanına göre birey tercihlerinin, kararlarının sonucudur. İnsanın cevaplandıracağı en önemli soru “Ben nasıl yaşayacağım?” sorusudur. Soruları biraz artıracak olursak “Ben ömür boyu ne yaparsam mutlu olurum?” sorusunu da ekleyebiliriz. Algılar ihtiyacımız olmayan pek çok şeyi tercihimiz haline getirebilmektedir. Ancak yaşam amacı taşıyan bir sorunun karşılığı algılara bırakılamaz. Amaç belirlerken amacın getirdiği yararlara bakılır. Kime, neye, ne faydası var? Yediğimiz bir elmanın bize faydasını gözetirken yaşam amacımızın yararlarını düşünmememiz düşünülemez.
Yemek, içmek, eğlenmek bir ihtiyaçtır fakat bunlar tek başlarına bir yaşam amacı oluşturamaz. İnsan ömrü bir noktada azalırken bu azalış başka bir yerde birikmelidir. Yani insan kendini biriktirebileceği anlamlı bir yerde harcamalıdır. Bir okul inşaatında çalışan iki işçiyi düşünelim. Biri ay sonunda alacağı maaşı düşünürken diğeri ay sonunda alacağı maaşı düşünmekle beraber bu okulda yetişecek çocukların geleceğini, onların taşıdığı umudu düşünüyor. Buna göre ikinci işçinin düşüncesi daha anlamlıdır. Amaç ve gaye uğruna yaşamak önce bu düşüncenin sahibini sonra da bu düşüncenin değdiği diğer insanları mutlu eder. Anlamlı bir amaç insanın her anını fark ederek yaşamasına ve her anını olumlu geçirmesine imkan sağlar. Mesleğimiz, konumumuz, yaşımız ne olursa olsun kendimize göre anlamlı amaç ve hedefler oluşturmamız mümkündür. Yakın zamanda tanıdığım bir kadın; benim iyi kötü bir arabam var, mahallede hasta olup da hastaneye gitmekte zorlanan kimse olursa onu hastaneye karşılıksız olarak götürüp getiriyorum; bazen de imkanı olmayan çocukları arabamla gezdiriyorum, dedi. Tanıdığım başka bir kadın eczacı kimliğiyle meme kanserine yakalanmış kadınlar için kolektif bir çalışmanın içerisinde anlamlı bir mücadele veriyor. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Elimizdeki maddi manevi imkanları, küçük ya da büyük demeden herhangi bir şey ya da herhangi bir kimse için anlam oluşturacak şekilde kullanmalıyız.
Bir güzelliğe ortak olan ölümsüzlüğe ortak olmuştur çünkü güzellik ölümsüzdür. Divan şairi Baki “Bu kubbede kalan hoş bir sada imiş.” derken bunu kastediyor olması pek muhtemeldir. Bir Çin atasözü “Gül verenin elinde gül kokusu kalır.” der. Binlerce yıldır üretilen güzellikler bugün yaşamımıza ışık oluyorsa bu birikime, bu ışığa katkılarımızla ortak olmaya çalışmak en yüce ülkümüz olmalıdır.