Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Eğitim Bilimleri Ekonomi Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular İletişim
DÜNDEN YARINA EĞİTİMİMİZ (8)

DÜNDEN YARINA EĞİTİMİMİZ (8)

Eğitim Felsefesi 14 Temmuz 2020 13:37 - Okunma sayısı: 261

ALİ GENÇLİ

DÜNDEN YARINA EĞİTİMİMİZ (8)
AMERİKAN SÜTTOZU DÖNEMİ
Yeni nesillerin sağlıklarını bozarak, onları kendisine bağımlı hale getirmeyi hedefleyen Amerika, İkinci Dünya Savaşı sonunda yoksul ülkelere beslenme yardımı adı altında, un, yağ, peynir, süt tozu göndermeye başladı.
Altmışlı yıllarda geçen benim de ilkokul dönemini yaşadığım günlerde, Türkiye’deki tüm ilkokullarda olduğu gibi okulumuzun bodrum katında yemekhane oluşturulmuştu. Buralarda ocak üstündeki kazanlarda sulandırılıp kaynatılmış süt tozundan oluşan sıvılarla dolu güğümler her sabah okul hademeleri tarafından sınıflarımıza getirilirdi. Öğretmenimiz beslenme saatlerinde güğümlerdeki bu sıvıyı bir kepçe ile evden getirdiğimiz bardaklara boşaltırdı. Tatillerinde gittiğimiz dedemin köyünde, bardak bardak içtiğimiz mis gibi süte hiç benzemiyordu, süt dedikleri bu sıvı. Mide bulandıran bu şeyi içmek istemediğimizde öğretmenlerimizden azar işitir, içmeye zorlanırdık. Bazen kazanlarda dibi tutan, yanık yanık kokan bu sıvının aslında asıl marifeti, yıllar sonra çocuk felcine neden olduğu anlaşılınca ortaya çıkmıştı. Hatta bazı arkadaşlarımızdan birisi ilerleyen yıllarda, bu süttozu sütünü bir gün kuzusuna içirdiğini, ertesi kuzunun öldüğünü, bir diğeri de evdeki köpeklerinin yiyecek kabına döktüğü sıvıyı koklayıp koklayıp içmeden oradan uzaklaştığını anlatmıştı.
Anımsıyorum, ilkokul beşinci sınıftaydım Sevim adında, adı gibi sevimli kıvırcık saçlı bir kız arkadaşımız vardı. Ailesi ilk Almanya’ya gidenlerdendi. Bir gün çantasından çıkardığı küçük bir kavanozdan siyah bir tozu sütün içine kattığını gördüm. Merakla ona bakarken bir kaşık da benim bardağıma o tozdan kattı. O mide bulandıran sıvı bambaşka bir şey olmuştu. Meğer ailesinin Almanya’dan getirdiği kakaoyu evdeki büyükler toz şekerle karıştırıp küçük kavanoza doldurmuşlar.
Uzun yıllar sonra, işin farkında olan ülkemiz bilim insanlarının süt tozu gerçeğini rapor ettiklerini, gazetelerdeki yazılarıyla yöneticileri uyardıklarını öğrendik. Ama gerçekler su yüzüne çıkana kadar biz, sağlık bozan o kimyasalı öğretmenlerimizin masum zorlamalarıyla yeterince tüketmiştik. Bu olay ise “devletler arasında dostluk yok, çıkarlar vardır…” sözünü doğruluyordu.
27 Mayıs Devrimi sonrasında Türkiye’de bağımsızlıkçı, emperyalizm karşıtlığı ülkede yayılmaya başlamıştı. 1963’te kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikası, çocuklarımızı Amerikan sütleriyle beslenmesine karşı çıkıyordu. Bazı okullarda öğretmenler bu sütleri içirmeyi reddettikleri için soruşturmalar geçirmişti.
Üzerinde tokalaşan iki el resmi olan beyaz çuvallar içindeki unlar tüketilince don ve içgömlek diksinler diye okulumuzun yoksul öğrencilerine dağıtılırdı. Hatta bizim sınıfta babasız bir öğrenciye de verilen bir çuvaldan don içgömlek yapılıp yapılmadığını kontrol eden Başöğretmenimiz (okul müdürü) öğrenciye önlüğünü çıkartmış, arkadaşın annesinin diktiği, “altında USA yazılı tokalaşan” iki el resminin süs olsun diye, iç gömleğin tam göğüs kısmına denk getirmesi yüzünden tüm sınıfı gülümsetmişti.
Baş Öğretmenimiz okulun bodrumunda oluşturulan yemekhanede bekletilen süttozu teneke kutularına işi bittikten sonra, hademelere çiçek ektirip, okul girişindeki basamaklara dizdirmişti. Bu kutuların üzerinde Amerika ve Türkiye’yi temsilen tokalaşan iki el ve üzerlerine Türkçe büyük harflerle imla hatalı yazılmış; “ YAVAN SÜTTOZU AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİN HALK TARAFINDAN TÜRK MİLLETE BİR HEDİYE” görülüyordu. (*)
Dört yıl süren bu süttozu dayatması, ülkemizde çocuk felci hastalığının yayılmasıyla son buldu. Ardından ABD bize, milyon dolarlara çocuk felci aşısını sattı.
1961 yılında kurulan, ancak altı ay gibi kısa bir süre sürdürülebilen Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet Partisi Koalisyonu’nun Milli Eğitim Bakanı Mehmet Hilmi İcesulu idi. Bu döneme damgasını vuran Şubat 1962’de yapılan Yedinci Şurada alınan kararlar olmuştur. “A) İlköğretim B) Ortaöğretim C) Kız Teknik Öğretim D) Erkek Teknik Öğretim E) Ticaret Öğretimi F) Eğitimimizde Ölçme ve Değerlendirme G) Çeşitli Olgunluk İmtihanları H) Yükseköğretim I ) Özel Okullar İ ) Dış Kültür Münasebetleri J) Din İle İlgili Eğitim ve Öğretim K) Beden Eğitimi ve Sağlık L) Millî Savunma İle İlgili Eğitimi ve Öğretim M) Eğitim Vakıfları “maddelerinden oluşan şura gündem üzerine konuşan Bakan Halil İncesulu özet olarak, günümüz diline çevirdiğimizde; “ Ortaöğretim alanında yeteneklerin yönlendirilmesi için gerekli önlemleri almalıyız. Değerlendirmelerimiz, öğrencileri yetenekleri doğrultusunda yönlendirebilecek kadar dikkatli olmalıdır. Ortaokullarımız çeşitli hedeflerden oluşmalıdır. Ortaokul mezunları liseye, teknik okullara, meslek okullarına girebilmeli ve bu okullardaki öğrenim için önceden ortaokullarda mutlaka hazırlanabilmiş olmalıdırlar. Mesleki ve teknik okullarda liselere girişte öğrencinin ilkokuldan itibaren göstermiş olduğu ilgi ve yetenek dikkate alınmalıdır. Üstün yetenekli öğrenciler için bir Bilim Lisesi ve bir de aşağıda kuruluş nedenlerini, ayrıca açıklayacağımız bir Deneme Sanat Enstitüsü kurulmalı ve öğrenciler başarı gösterdikler sürece bu okullarda kalmalıdırlar, gösteremeyenler diğer okullara nakledilirler. Herhâlde mevcut liselerimizi randımanlı bir hâle getirmeden, yeni lise açmamalıyız. Olgunluk imtihanlarının kabulü, teknik ve klâsik üniversitelerimize girecek öğrencilerin, bütün Türkiye için ortak bir ölçüye tâbi tutulmaları bakımından, gerekli görülmektedir. Değerlendirme ve ölçme konusu bütün öğretim derecelerimiz için önemlidir. Okullarımızda bilimsel değerlendirme ve ölçmeye geçmeden önce öğretmenlerin ve öğrencilerin bunlara hazırlanmalarını olanak sağlayacak önlemler almalıyız. Türk ulusunun öğretmenlerine karşı minnettarlığı, ordusuna karşı olan minnettarlığı ile beraber yürür. Bugün çeşitli kademelerde öğretmen ihtiyacı ile karşı karşıyayız. Yüksek nicelikteki ve nitelikte öğretmen yetiştiren yeni kurumlar açmaya ve açılmış olanları geliştirmeye muhtacız.” diyerek konuşmasını sonlndırmıştır.
(*)ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye'ye gönderdiği teneke kutu içindeki 70 kutu margarin yağ, 24 Ocak tarihinde Elazığ’da meydana gelen depremde hasar gören ve tahliye edilen bir okulun çatı katından çıktı. (Sözcü Gazetesi/06 Haziran 2020) (Devam Edecek)

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Eğitim Felsefesi
Yüz Yüze Eğitim İle Uzaktan Öğretimin Avantaj ve Dezavantajları

Eğitim Felsefesi16 Eylül 2020 19:58

Yüz Yüze Eğitim İle Uzaktan Öğretimin Avantaj ve Dezavantajları

DÜNDEN YARINA MİLLİ EĞİTİMİMİZ (9) EĞİTİMDE YENİLEŞME ÇABALARI

Eğitim Felsefesi23 Temmuz 2020 17:09

DÜNDEN YARINA MİLLİ EĞİTİMİMİZ (9) EĞİTİMDE YENİLEŞME ÇABALARI

PANDEMİ SÜRECİNDE TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ

Eğitim Felsefesi17 Temmuz 2020 10:38

PANDEMİ SÜRECİNDE TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ

EĞİTİMDE STRATEJİK PLANLAMA

Eğitim Felsefesi04 Haziran 2020 11:31

EĞİTİMDE STRATEJİK PLANLAMA

23 Nisan ve Çocuk

Eğitim Felsefesi23 Nisan 2020 20:26

23 Nisan ve Çocuk

Velilere Mektup

Eğitim Felsefesi05 Nisan 2020 15:25

Velilere Mektup

Eğitim ve Özgürlük İlişkisi

Eğitim Felsefesi13 Şubat 2020 20:54

Eğitim ve Özgürlük İlişkisi