Çocuk yetiştirmek insanlığın en eski çabalarından biridir. Her çağda, her kuşakta, her çocuk neredeyse bütün ebeveynler için öylesine “nev’i şahsına münhasır” özelliktedir ki hiçbir şey onun verdiği ince mutluluğu vermez. Hatta fiziksel ya da zeka kusurlu olması bile, onu anne-babasının gözünde değersizleştirmez; sevgi vermede, koruma ve kollamada geri plana itmez, çünkü her çocuk ebeveyni için ikinci kendisidir. Kendimizi çocuğumuzda görürüz… Kanımızın, aklımızın, onurumuzun ve yeteneklerimizin bir ürünüdür çocuğumuz ve bundan dolayı onu en iyi şekilde büyütmek, yetiştirmek isteriz…
Peki ama nasıl yetiştireceğiz?
- Çocuğumuzda neyi ve kimi görmek istiyoruz? Kendimizi mi? Kendi kopyamızı, yani ete kemiğe bürünmüş halimizi mi? Haydut, gaspçı, yalancı, “altta kalanın canı çıksın” ilkesi etrafında hak, adalet, eşitlik, sevgi ve dayanışma düşmanı, empati yoksunu, güçlü aldatıcılarla aldatan kendimizi mi görmek istiyoruz? Veya bunların tam tersini mi? Yani akıllı, uslu, uyumlu, onaylayan, bir ömür kafası önünde, kendi halinde, sürekli çalışmayı erdem sanan halimizi mi?
-Ya da zihinsel olarak sorunlu, eğitim ve öğütlerle şekilsiz kılınmış çarpık, yoksun, belirsizlik ve karmaşayla donatılan, nesneleşmiş kusurlu halimizi mi?
-Ya da berrak bilince sahip, kendimizden üstün, hayatın amaç ve anlamını kavrayabilen, güdümsüz veya içkin güdümlü (varlık nedeninin yitirmeyen, var olmanın bilincinde olarak) bilgelik ve bilgilenmenin hakim olduğu birini mi görmek istiyoruz?..
*********
Yukarıdaki sorulara vereceğimiz cevaplar, yaşamımızın akış yönünü belirleyecek tercihlerimizden dolayı önemledirler ve çocuk yetiştirmeyi sadece yetişkinlerin, ebeveynlerin ve okulların yargılarına bırakamayız…( Okullar ve yetişkinler, iktidarlar ve hakim güçler, günümüzde -belki de tarih boyunca- paslı çıkrıkların gıcırtılı ezgilerini tekrarlamak dışında pek önemli bir işleve sahip değildirler. Çünkü yaşlanmayla birlikte değişime, öğrenme -öğretmeye kapalı statükocu bir yaşam tercih edilmiştir ve sorunlara çözüm anahtarı sunamıyorlar. Çocuklara kendi düşüncelerini mutlak bir katılıkla iletirler. Onları kendi garip koşulları içinde kafeste tutmayı, boş ve yararsız, zorunlu ve zorlayıcı uzun eğitim dönemleriyle yılların heba edilmesini yaratırlar.)
İşte bütün bu nedenler ve benzerlerinden dolayı şimdi artık yeni yollara, yeni çözümlere ihtiyacımız vardır. Bugün kendimizi çocuğumuza kopyalatmak üzerinden, onu ete kemiğe büründürme girişimimiz geleceğe cevap olamamaktadır. Eğitim sistemimiz ve düşünce biçimimiz inilti ve nakarat dolu bir arabesk şarkının bıktırıcı uğultusu gibidir. Hep aynı ses, aynı tını, aynı köşe ve paslanma… Çünkü çocuklardan öğrenmeyi ıskalıyoruz, küçümsüyoruz, değersizleştiriyoruz. Çocuktan öğrenme gibi bir hedef ve amaç edinmiyoruz.
Oysa çocuklar daha ilk günden itibaren şaşırtıcı şekilde bize hem öğretiyorlar hem öğreniyorlar. Yani hem öğrenen hem öğreten ve eğer bana onların öğreten mi öğrenen mi öncelikli olduğu sorulursa, tereddüt etmeden öğretenler derim onlar için.
Sözgelimi kağıtlara veya beyaz tahtaya rastgele çizimler, şekiller, desen ve boyama yapan çocuklar, bize nasıl bir dünyada yaşamak istediğinin ipuçlarını verebiliyorlar. Bakış açımızı değiştirebilecek bozulmamış temiz hayaller ve beklentilerle karşımıza çıkabiliyorlar. Yaşam, hak, adalet, dünya, hayvanlar, bitkiler, kısaca gördükleri ve hissettikleri ile ilgili şaşmaz öngörülere sahiptirler. Ufacık bir kanaryanın nasıl sevilmesi gerektiğini, yemeğini yanı başındaki kediyle paylaşmanın gerekliliğini; hüznün, mutluluğun, mutsuzluğun, sevincin, açlığın hangi nedenlerden dolayı başladığını, bir olayın başka bir olayı nasıl takip ettiğini, savaşlar ve haksızlıklar sonucu yerinden yurdundan edilmenin nedenlerini çok zaman bir yetişkinden daha iyi, daha açık şekilde görebiliyorlar ve çözüm önerileri de daha adil, daha paylaşımcı olabiliyor.
Dolayısıyla çocuklardan öğrenmeyi bir kenara atamayız. Öğrenme bir bütündür ve bu süreç sadece okul ve yetişkinlerin yargılarıyla sınırlı değildir. Ama ne yazık ki gözlemlediğimiz kadarıyla hiçbir eğitimci, ebeveyn, iktidar vs. onların neler istediklerini hesaba katmıyor. Onlar için tasarlanan düzenlemeler de ne görüşleri alınır ne de onayları… Kendi şeytani planları dışında hiçbir sese kulak vermezler. “Çocuktur bir şey anlamaz… Doğru nedir bilmez… Daha kavrayabilecek yaşta değildir,” denilir ve geçilir.
Ne var ki bu klasik bakış açısı, zararlara, ucuz nesillerin yetişmesine neden olmuş ve iflas etmiştir artık… Kağnı arabasıyla yol almak gerilerde kaldı. Şimdi çocuklardan öğrenmeyi yaygınlaştırma zamanı… Gelecek derslerimizden biri, çocuklardan öğrenmeye yönelik ayrıntılı haritalar hazırlamak olmalıdır.