Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

PANDEMİ DÖNEMİNDE EĞİTİME ÖĞRETMEN ve YÖNETİCİ BOYUTUYLA BİR BAKIŞ

NAZMİYE HAZAR

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 28 Ağustos 2021 16:56 - Okunma sayısı: 339

PANDEMİ DÖNEMİNDE EĞİTİME ÖĞRETMEN ve YÖNETİCİ BOYUTUYLA BİR BAKIŞ

PANDEMİ DÖNEMİNDE EĞİTİME ÖĞRETMEN ve YÖNETİCİ BOYUTUYLA BİR BAKIŞ
Küresel bir krize neden olan unsur olarak karşımıza çıkan ve hâlâ daha kriz etkisini sürdüren Covid-19 dünyada pek çok işletme sektörünü olumsuz etkileyerek işletmelerin birçoğunun iflas eşiğine girmesine de sebep olmuştur. Nitekim eğitim alanında da büyük değişimlere yol açan bu sürecin örgün eğitim kurumlarının örgün eğitim ve öğretim süreçlerinin de değişim yaşamasına neden olmuştur. Yüz yüze eğitim faaliyetleri sosyal bir sistem özelliğine sahip okullar adına toplulukların bir araya gelme durumunda hastalığın yayılma durumuna bağlı olarak farklı alternatifler arayışları hâlâ daha gündemde. Eğitim faaliyetleri ile ilgili süregelen uzaktan eğitim faaliyetlerinin devamlılığına ilişkin öğretmenler ve okullar teknolojiye entegre olarak gelişim göstermeye devam etmektedirler. Bu bağlamda öğrenciye ulaşmakla ilgili okullar öğrenci ve velilerine ulaşabilmek için büyük çaba sarf ederken; aileler ve çocuklar da bu gelişim ve değişim sürecini farklı zorluklar yaşamıştırlar. Her ne kadar pandemi süreci ile ilgili büyük zorluklar atlatılmış gibi görünse de bu sürecin sürekli değişim göstermesi sürece ilişkin planlamaları, programları ve sistemlere de olumsuz etki edebilmektedir. Bu bağlamda olası krizlere ilişkin karar sürecindeki kararlılık tutumlarının olmaması bu işlevlerin verimliliğine ilişkin bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirme yapmaya da engel olmuştur. Türkiye coğrafi ve fiziki özellikleri birbirinden farklı olmanın yanı sıra kültürel farklılıkları da içinde barındıran büyük bir ülke. Her ülkenin demokrasi yapılaşmasındaki farklılıklar gibi toplumsal yapısı ve eğitim yapısında da farklılıklar kendi değerlerini de içinde barındıran bir uyumla var olabilmek adına dünya ile rekabet sürecine etki edebilmektedir. Her toplumun kendine has özellikleri de dikkate alındığında pandeminin Türk eğitim sisteminde var olan teşkilat yapısındaki merkezi hâkimiyete rağmen; her bölgede farklı etkilerle eğitimi ve eğitim sistemini yeni arayışlara doğru ilerletmektedir. Öğretmenlerin öğrenciye ve veliye ulaşmakla ilgili sorunlarının Türkiye’de EBA üzerinden giderilmesine ilişkin çabalardan tutun da KKTC’de portal üzerinden eğitim hizmetlerini sağlama çabaları eğitimin verimliliğine ilişkin hedeflere tam anlamıyla ulaşmak adına etkili olabilmiş midir? Uzaktan eğitim etkinliklerinin geliştirilmesine ilişkin her ne kadar fazla eğitim uygulaması üretilmiş olsa da öğretmenler yüz yüze eğitim sürecindeki efordan daha fazla stres ve enerji harcamış olsalar da görsel ve işitsel özellikleri yüksek olan öğrenciler dışında kalan öğrencilerin dışta kalması da bu uygulamanın tüm öğrencilere ulaşabilirlik özelliğine olumsuz sonuçlandırılmıştır. Pandemi sürecinde uzaktan eğitim sürecine ilişkin herhangi bir yasal sınırlılıklar belirtilmemiş olsa da; okullar öğrencilere ulaşma sorununu kendi çabalarıyla çözmeye çalışmıştırlar. Kısaca online eğitimler zorunlu hale gelmiş gibi görünse de bu durumun aksine ilişkin sadece sınıf tekrarı ya da öğrenci velisine ulaşıp aile desteği ile öğrenciyi etkin bir biçime sokma çabası gerçekleşmemiştir. Bunun dışında medya ve haberlerde de bu konulara yer verilmesi toplumu da bir nebze sorumluluğa itmiştir. Ancak bu konuya ilişkin ne kadar başarı sağlandığını sanıyorum zaman geçtikçe öğreneceğiz. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitim faaliyetleri pandemi sürecinde hızlı değişime uğramış ve Türkiye’de yaklaşık yirmi yedi milyon öğrenci bu süreçten etkilenmiştir. Bu süreçte hızlı ve etkin adımlar atarak eğitim faaliyetlerinin sürdürülmesi gerekli olsa da sürecin doğasında var olan şeylere sabretmeden isyan etme ya da pes etme, ya da aceleci kesin kararlarla süreci daha kötüye götürmemeye de dikkat edilmelidir. Eğitim kurumlarının pek çok kurum ve kuruluşla işbirliği halinde yürütmekte olduğu pandemi dönemi hâlâ daha sağlık bakanlıkları ve bilim kurullarının okullara yön verdiği biçimde eğitim kurumlarının da var olan durumlar dikkate alınarak multi- disipliner br bakış açısı ile alt yapı ve stratejiler geliştirmeye de olanak sağlamaktadır. Bu anlamda eğitim sistemini eleştiren pek çok insanın var olan ülke şartlarını ve toplum yapısının dikkate almadan farklı ülkelerle kendi durumumuza özeleştiri yaparken “ Ama biz herkes değiliz” kısmıyla ilgili kendini tanıma, başkalarını tanıma ve anlama becerilerinin yanı sıra uyumsamaya ilişkin hangi modellemelerin bize uygun olabileceği ve bizim için daha yararlı olabileceği ile ilgili mevcut ülke şartlarını da dikkate alması çok önemlidir. Bu bağlamda KKTC MEKB Türkiye MEB işbirliğinde pek çok girişim içeren işbirliği çalışmalarını da pandemi döneminde geliştirerek eğitimde değişim ve gelişimlere ilişkin yeni adımlar atmaya doğru her geçen gün farklı projelerle girişim göstermektedir. Bu konuya ilişkin dikkat edilmesi gereken en önemli hususun ülke gelişimi ile ilgili alınabilecek yardımlarda toplum değerleri ve coğrafik özellikleri içinde Kıbrıs Türk halkının ihtiyaçlarını olması gereken doğal bir özellik olarak kabul ederek ilerlemek çok önemlidir. Bu bağlamda bugün Türk milleti olarak bugünlere erişebilmemizle ilgili her mesleğin, her branşın her alanın fedakâr pek çok öncüleri olduğunu asla unutmamalıyız. Nitekim o fedakâr öncülerin bir çoğunun elleri, kolları varken yapabilecekleri pek çok başarıyı yapmalarına engel deneyimleri tekerrür değerindedir. Bu detayı açıklayabilecek bir hikâye ile örnek vermek gerekirse kelebek hikâyesini sizlerle paylaşmak isterim:
Kelebek Hikâyesi
Adamın biri kırlarda gezinirken açılmak üzere olan küçük bir kelebek kozasının otların bir tanesinin dalı üzerinde durduğunu fark eder. Heyecanla bu kozanın açılma anını yani kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk anlarına tanıklık etmek ister ve bir süre orada beklemeye başlar. Aradan birkaç dakika geçer ve dakikalar saatler olurken kelebek bir türlü kozanın içinden çıkmaz. Adam bir an kelebeğin elinden gelen her şeyi yaptığını, ancak yapabilecek başka hiçbir şeyi kalmamış gibi dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçtiğini düşünür. Bu nedenle kelebeğe yardımcı olabilmek için cebindeki çakısını çıkarıp kozadaki deliği adeta bir cerrah titizliği ile büyütmeye başlar. Sonunda kelebek kolayca dışarı çıkıverdi fakat görüntü olarak bedeni kuru olduğu gibi kanatları da buruşmuş bir biçimde idi. Adam kelebeği izlemeye devam eder çünkü kelebeğin kanatlarını her an açabileceği ve o narin bedenini taşıyabilecek güce erişince kanatlanacağını umuyordu. Fakat hiç de umduğu gibi olmadı. Kelebek kurumuş bedeniyle birlikte buruşuk kanatları ile yerde sürünerek yaşam sürerken hiç ama hiç uçamadı ve adam tüm iyi niyeti ile o kelebeğe yardım etme çabasındaki eksikliği düşünüyordu. O kelebeği iyi niyetiyle o daracık kelebeği kısıtlayan ortamdan kurtardı sansa da; kelebek o daracık delikten çıkmak için onun yaradılışı gereği ona Allah’ın göndermesi gereken sıvı sayesinde kozadaki kısıtlayıcılıktan kurtulup kanatlarını çırpar bir kıvama eriştiği düşüncesi idi.
Hayatta bazen çabalarımız karşılığında nasıl ödüllerle karşılaştığımızı fark etmeyebiliriz. Yani aslında doğa bize bizim inançlarımız çerçevesinde Yüce Yaradan’ın kendi çabamızla edindiğimiz tüm edinimleri bizi bütünleştirmesidir kim bilir. Kim bilir hiç zorluk ve çaba harcamadan ilerlememize izin veren bir yaradılış olsaydı belki de az önce anlatılan kelebek hikâyesindeki gibi sakat kalırdık? Belki de gereken olgunluğa erişmek için bir takım çabaların ve mücadelelerin bizi güçlendirdiğini kabul etmeliyiz. Bir kelebeğin kanat çırpabilecek özgürlüğü onun o kanatların kozadan kurtulma çabası iken; yaşamda ne çok kanat olduğunu görebilmek bizim farkındalık ve hayattan tat aldığımız şeylerle ilişkilendirilebilir. Nitekim kaç kelebeğin kanat çırpamadan yaşama veda ettiği bir değer ise; yaşamın doğal döngüsünde azim ve çabanın güçlüğünün sonucundaki özgürlük aynı olmamalıdır. Yani hiçbir çaba sarf etmeden doğanız gereği bazı özelliklerinize müdahale edilmesi bir yardım niteliği sanılsa da aslında bu yaşamınıza ilişkin en büyük kısıtlayıcılık da olabilir. Bu hikayeye ilişkin daha pek çok üretilebilir sebat ve selamete ilişkin. Fakat bizim asıl konumuz eğitim, okullar, öğretmenler ve okul yöneticileri olduğu için daha çok uzatmadan konuya devam etmek istiyorum:
Devletler savaşlarda nice acı ve fedâkarlıkların sonrasından o topluma huzur veren can olur değil mi? Tarihimize baktığımızda Türk milletinin M.Ö. 2000’lerde yaşamış olduğunu ve Türk milletinin birbirinden bağımsız bugünkü Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan KKTC ( 7 tane) gibi farklı coğrafyalara yayılarak bugün hala daha millet olarak devletler kurarak varlığını sürdürdüğünü görmekteyiz. Nitekim tarihinde devletler, imparatorluk kurabilmiş bir millet olarak bugün var olabilme mücadelesini hala daha sürdürmekte olan bir millet olarak dünyada devletler arasında var olan kapitalist mücadeleler içinde de mücadelesi sürmektedir. Bugün gerek Türkiye Cumhuriyeti gerekse Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti devletinin var olabilmesine ilişkin asıl zor süreçleri o devletin var olabilmesi için canlarını, kanlarını feda eden, açlık ve yokluğa rağmen ecdadına bırakabileceği en büyük değerin bağımsızlık olduğunu bugün nesillerinin bağrında hissettiren atalarımız armağan etmiştir. Nitekim devletler varlık mücadelelerini mensubu olan toplumlar aracılığı ile geliştirmektedirler. Nitekim bireysel olarak da insanoğlunun mücadelesi adeta kelebeğin hikayesindeki gibi emek, mücadele ve çalışma ve gayretin ürünüdür. İnsan eğitim yaşamı boyunca türlü türlü sınavlardan geçebilmek için zihnini, bedenini yormakla zaman harcarken bu birikim insana mesleki başarısının yanı sıra insan olmakla ilgili de değer kazandırır ve bu bağımsızlık aslında insanoğlunun hayata ilk gözlerini açtığı andan itibaren yaşamındaki birikimlerin ürünüdür. İnsanlar bir takım işlevleri gerçekleştirmekle ilgili kendi kişisel amaçlarına uygun amaçlar ile kendilerine yön verirken, bu planlamalarda zaman zaman hayatın içerisinde karşılarına çıkan fırsatlar veya olumsuz birçok tehditle de mücadele ederler. Yani insan birey olarak tek bir birey olsa da onunla birlikte var olan canlı cansız her şey onun yaşamına olumlu ya da olumsuz etkileri ile yaşamını biçimlendirmesine etki eder. Bu bağlamda insanların kontrolünde yönetiminde olan işletmelerde de durum pek farklı değildir. Bugün Dünya’da Corona virüs ( Covid-19) pandemisinin insanlığı özellikle ekonomik kalkınmaya etki eden iş hayatındaki süreçlere olan olumsuz etkileri ile zorlayıcı etkisini hala devam ettirmektedir. Özellikle tedarik zincirine yönelik organizasyonları, tüketim, üretim, e- ticaret lojistik uygulamalarına olan etkisi dünyada işletme sektörleri için oldukça kıymetli. Dünyada pek çok şirketin ticaret yapmakla ilgili e- ticaret ve e- ihracat pazaryerleri ile ilgili araştırmalarını sürdürme çabası rekabet avantajlarını kaybetmeme amacı ile birlikte tüketicileri tarafından değer kaybetme riski ile zarar edebileceklerinin bilincinde olmalarıdır. Pandemi nedeniyle Avrupa’daki e- ticaret raporları doğrultusunda gıda sektörüne ilişkin e- ticaret pazarında %6 oranından %10’a bir artış söz konusu olurken; Echos Etude araştırmasında 2020 yılında internet üzerinden gıda satışında %38 oranda büyüme kaydettiği, ve geleceğe ilişkin bu bulgular doğrultusunda 5 yıl içinde gıda ürünleri ile ilgili online satışların iki kat aratarak 21 miyar avroya ulaşabileceği de tahmin ediliyor. Pandeminin bu süreçlerle ilgili mutasyon arttırıcı bir etki gücü olduğunu açık sistem özelliği olan tüm işletmelerin farklı türlerde benzerlikleri içeren olumsuzluklar ile kendilerini kar elde edebilecek bir yönde değiştirdiğini görebilmekteyiz. Bu değişimlere ilişkin eğitimi bir sistem olarak ele aldığımızda girdi, ürün ve çıktı yapısının her birinin insan olduğu bir sistemde eğitim işlevlerinin aksamasına ilişkin dünyada yaşanan tüm olumsuzluklar yeni dünyanın eğitime bakış şeklini, eğitimin yanı sıra okullara, öğretmenlere ve eğitim uygulamalarına bakış şeklini de yeniden şekillendirmektedir. Okulların eğitim hizmeti sağlamaya ilişkin işlevlerini yerine getiren asıl personelleri öğretmenler olurken; bu işlevlerin yerine getirilme sürecinde amaçların gerçekleştirilmesini sağlatan kişiler okul yöneticilerindir. Günümüz şartlarına okul yönetmekle ilgili yaşanılan değişimlerin okul yöneticilerinin liderlik özellikleri ile kontrol edilebileceğini ummaktayız.
Liderlik kavramı ile ilgili her yöneticinin lider özellikleri olmadığı gibi her liderin de yönetici konumunda olamayabileceğini bilmekteyiz. Çağdaş eğitim felsefelerinde lider ve yönetici ayrımına önem verilirken yönetici vasfına erişmiş yöneticilerin lider özellikler taşıması örgütün varlığını işlevleri sürdürme adına her geçen gün değer kazanmaktadır. Hatta lider öğretmenler pandemi döneminde daha belirgin bir biçimde okullarında eğitim öcüleri olarak birçok kriz sürecinde kurumlarındaki iş arkadaşları ve yöneticileri tarafından daha belirgin hissedilmiştir. Liderlerin başkalarını etkilemekle ilgili bir takım güç kaynakları vardır. Liderler bazen yasal güçleri ile ( biçimsel güç) , bazen zorlayıcı güç özellikleri ile, bazen karizmatik güçleri, bazen uzmanlık güçleri bazen de ödüllendirme güç kaynakları ile izleyenlerini etkileyerek onları harekete geçirerek peşlerinden sürükleyebilmektedirler. Bir lider birden farklı güç kaynağına sahip olabildiği gibi iş ortamındaki çevresel durumlara bağlı olarak da güç kaynaklarını kullanım durumları değişebilmektedir. Günümüzde liderliği geleneksel liderlik tarzları ve çağdaş liderlik tarzları olarak iki grupta inceleyebilmekteyiz. Otokratik liderlik, demokratik- katılımcı liderlik ve liberal – tam serbesti tanıyan liderlik türleri geleneksel liderlik yaklaşımları içinde ye alırken; bugün çağdaş liderlik yaklaşımları içerisinde karizmatik liderlik, transaksiyonel ( etkileşimci) liderlik, transformasyonel( dönüşümcü) liderlik vb. tarzlarının yer aldığını belirtebiliriz (Özalp, Koparal ve Berberoğlu, 1996). Günümüz gereklilikleri esas alındığında liderlik kavramının tek bir özellik ya da kuramsal çerçeve içerisinde değerlendirilebilecek bir olgu olmadığını görmekteyiz. Hatta yeni iş yaşamına ilişkin yöneticilik kavramının dışında yönetişim kavramının işlevselliğinin kurumsal anlamda başarıya daha büyük etki edebildiğini de önemle vurgulamamız gerekmektedir. Bu bağlamda her kurumun kendi kurumsal özellikleri, örgüt yapısı, örgüt kültürü ve değerleri esasına uygun personelleri ve bu personelleri harekete geçiren lider özellikli yönetişim becerilerine sahip yöneticilere ihtiyaçları olmaktadır. Pandemi döneminde eğitim kurumlarının işlevselliği ile ilgili değişimlerin yönetişim becerileri gelişmiş olan okul müdürlerince daha etkili olabildiğini yaşayarak deneyimleme olanağını da yakalamış bulunduk aslında. Bu bağlamda öğretmenliğe bakış şeklimiz ve yöneticiliğe bakış şeklimizle ilgili kalıplaşmış değerlerin ötesinde ihtiyaçlara bağlı olarak da bir takım değerlendirmeleri gözlem analizlerimizle de edinebilmeliyiz. Yıllardır tartışılan en iyi öğretmen kimdir? En iyi öğretmen nasıl olmalıdır? Etkili öğretmen nasıl davranmalıdır? Eğitimde vizyon geliştirmeye ilişkin yönetici ve öğretmen rolleri nelerdir? Çevresel değişimlerin etkisi ile öğretmenlik mesleği ile ilgili ne gibi kriterler gelişim ve değişime etki etmektedir? Sanırım tüm bu soruların cevaplarına ilişkin genç bir eğitimci olarak verebileceğim en güzel cevap; “yaşayarak öğreniyoruz” demek olabilir.
2008 yılında öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda KKTC Öğretmenler Yasası (25/1985 Öğretmenler Yasası) öğretmenlik asaleti ile ilgili deneme sürecini başarıyla tamamladıktan sonra muvazzaf öğretmen olmaya hak kazanan bir öğretmen oldum. Sanıyorum her eğitim ve öğretim yılı bir öğretmen için değerlendirme yapabileceği pek çok deneyimi içinde barındırmaktadır. Ancak pandemi döneminde en yoğun hissettiğim değerlerde bir takım soruların cevaplarında farklılaşmaları daha derin hissetmeye tanıklık etmiştim:
Mesela;
“Okul nedir? Yönetmek nedir? Okul yönetmek nedir? Eğitimi yönetmek nedir? İyi bir okul yönetimi nasıl sağlanmalıdır? Eğitim yönetimi ile ilgili okulların sosyal sistem olmaları ile ilgili etkili okul yöneticileri ne gibi durumları dikkate almalıdır? Okul yönetiminde görevli okul yöneticileri hangi öğretmenlerinin okul liderliğine ilişkin ne derece etkili okul liderliğine sahip olduklarını gözlem ve değerlendirme becerisine sahip mi? Eğitimde disiplinler arası yaklaşımlar sadece eğitim programları ile mi değerlendirilmelidir? Etik ve ahlâki değerlerle ilgili pandemi döneminde öğretmenlik mesleğinin fedâkarlık boyutunun topluma yansıması nasıl değerlendirilmeli? Eğitim hizmetlerinin sağlandığı okullar ya da bakanlıklar öğretmenler için bugüne kadar yaşanan farklı durumlara ilişkin girişim gösteren öğretmen ve okul yöneticilerin herhangi bir performans değerlendirme kriteri sunabilecekler mi?” gibi nice soruları benim gibi kendine göre değerlendiren pek çok eğitim öncüsü var biliyorum.
Pandemi döneminde Türkiye ile KKTC’yi kıyasladığımda Türkiye’de okul yöneticisi olan hocalarımızın paylaşımlarında öğrenciler, öğretmenler ve veli işbirliğinde okullar kapalı olmasına rağmen pek çok projeyi hayata geçirebildiklerine tanıklık ettim. Adanın kuzeyinde ise devlet okullarının büyük bir yoğunluğu uzun bir süre kuluçka dönemine girmiş kuşlar gibiydi. Öyle ya neden kış uykusuna geçmiş herhangi bir canlı ile ilişkilendirmiyorum derseniz; bunun da nedeni ciddi anlamda sessiz bir biçimde hazırlık ve birikim sürecine giren öğretmenlerden biri de bendim aslında. Eğitim bakanlığımız öğrencilere hizmet sağlamakla ilgili alt yapı eksikliklerine rağmen bir takım çareler arasa da profesyonel anlamda çağdaş bir eğitim uygulaması sağlamakla ilgili imkânlarımız mevcut ülke ekonomisinde eğitime ayrılan bütçeden ötürü kısıtlı idi. Bu kuluçka sürecinde öğretmenler kısa sürede eğitim bakanlığı ve ülkemiz üniversitelerinin öğretmen yetiştirme ve geliştirme hizmetleri içinde sağlamış olduğu kurslara online olarak katılmıştırlar. Bu süreç sonunda uzaktan eğitim hizmetlerini sağlamakla ilgili alternatifleri nasıl değerlendirebilecekleri, canlı dersleri sağlamakla ilgili nasıl materyal üretebilecekleri, neyi nasıl kullanabilecekleri ile ilgili de bir takım beceriler öğretmenlere kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda okullarda asıl eğitim liderleri su yüzüne çıkarak kurumsal anlamda paylaşım, etkileşim ve iletişim becerileri ile işbirliği ve koordinasyon sağlanarak KKTC MEKB dolaylı olarak eğiticinin eğitimini de sağlamayı başarmıştır. Nitekim bu kuluçka süreci sonunda 2020 -2021 öğretim yılı sürecinde öğretmenler öğrencilerine öğretim süreçlerini olanaklar ölçütünde başarılı bir biçimde sağlamıştır. Elbette öğrenci ve velilere ulaşabilme güçlükleri, özellikle küçük yaş grubundaki öğrencilerin gelişim özellikleri gereği bir takım becerileri kazanamamış olamamaları zor olsa da bu sinerji tüm okullara yayıldığı için zaman içerisinde tüm okullar kendi imkan ve olanakları ölçütünde bir takım kurallar esasında oluşturulan ders programlarını yürütmeye çabalamıştırlar. Elbette bu süreçte daha nice ifade edilmeyen sorunlar da su yüzüne çıkmıştır. Gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de özel eğitime olan hassasiyet, Türk Eğitim Sistemi’ne ilişkin geleneksel yapının değişmesi gerekliliğine olan inanç, “Z Kuşağı” olarak adlandırılan “Alfa Kuşağı” nın ihtiyaçlarının doğru niteliklerle sınıflandırılıp öğretim programlarına eklenmesi, öğretmen becerilerine ilişkin geleneksel öğretim uygulamalarında etkili olan pek çok sınıf yönetimi yaklaşımın etkililiğini yitirmesi, eğitimde fırsat eşitliğine engel olan sorunlar, eğitim denetimine ilişkin yetersizlikler vs. eğitim bilimcilerinin de dikkatini çekmiştir. Enteresan olan bir diğer durum ise; bu süreçlerin birçoğunu okul yöneticilerinin etkin bir biçimde takip edememesi de bir sorun olarak değerlendirilebilir. Şöyle ki; az önce bahsedilen süreçleri yaşayarak deneyimleyen ve gözlemlere dayalı olarak analiz eden bir öğretmen olarak bu değerlendirmeyi yapabilecek yüzlerce öğretmenimizin olmasından ötürü umutluyum. Eğitimde okul yöneticileri ile ilgili de ilginç deneyimler edinmiştik aslında. Örneğin; pek çok okul müdürünün eğitim işlerini koordine etme sürecinde kurumları ile ilgili eğitim yönetimi alanında sürekli yer alan yönetim süreçleri ile ilgili kavramları bilebilirken; bu kavramları doğru anlamlandırıp anlamlandıramadıklarını pandemi sayesinde ayna gibi topluma yansıtılmıştır. Yönetim kavramının ne olduğunu bilen, yönetim süreçlerini bilen pek çok okul yöneticisinin Türk Eğitim Sistemi’nde var olan merkeziyetçi yönetim anlayışına bağlı kalarak kendi okulları ile ilgili alacak oldukları kararlarda liderlik gerektiren pek çok adımda pasif olduklarını daha yoğun hissettik kim bilir? Merkezden alınan kararları beklerken; pasifleşen binlerce okul yöneticisinin yönetimin örgütsel amaçlar boyutunda düzen amacı, kültürel amacı, ve ekonomik amacının bilincinde olmasına rağmen elleri ve kolları bağlı kalarak örgütlerine ilişkin pek çok faaliyeti yerine getiremeyecek pozisyona düşen yöneticiler olduğunu da gördük. Oysa yönetimle ilgili teknik beceriler, analitik beceriler, beşeri beceriler ve kavramsal beceriler okul yöneticilerine okul yöneticisi olmadan önce pek çok hizmet içi eğitim sürecinde defalarca anlatılmıştı. Hatta bu yöneticilerin içerisinde eğitim yönetimi alanında yüksek lisans yapan veya doktora yapan yöneticiler de vardı. Yönetim fonksiyonları ile ilgili planlama, örgütleme ( organize etme) , yöneltme (yürütme) , kontrol ( denetleme) gibi fonksiyonların ne olduğunu, koordinasyon ( eşgüdümleme) nin yönetim fonksiyonlarının tümünün içinde var olan bir süreç olduğunu eğitim yönetimi kitaplarında okuyan eğitim yöneticileri özellikle hangi süreçlerde güçlük yaşamıştırlar (Özalp, Koparal ve Berberoğlu, 1996)? Bilimsel anlamda bu sorulara verilecek olan yanıtlar okul yöneticisi olan yöneticilerin eksikliklerini tespit ettireceği gibi yönetici olmaya hak kazanan adayların ne gibi özelliklere sahip olabilmesi gerektiğine ilişkin de eğitim sistemine stratejik bir plan oluşturmayı da ihtiyaç olarak karşımıza çıkartıyor. Nitekim bir işin ya da bir işlevin başlama ve bitirme sürecinin önemini pandemi sürecinin bilinmezliklerinde hem insan olarak kişisel yaşantımızda hem de çalışanlar, işverenler ya da yöneticiler olarak kurumsal anlamda var olabilme sürecinde derin derin yaşadık. Entropi nedeniyle gücünü kaybeden pek çok işletmenin battığına tanıklık ederken; özellikle hava yolları şirketleri ve turizm şirketlerinin hala daha entropi ile mücadele ettiğini görmekteyiz. Elbette dönem dönem çelişkiler içinde kalabiliriz. Nitekim pandemi döneminde her toplumun toplum yapısında da değişmeler söz konusu olmuştur. Kişisel anlamda kendimizle ilgili gelecek kurmakla ilgili hayallerimizi içinde bizi tehdit eden unsurlar arasında artık Covid-19 virüsünün de olduğunu kabul edebiliriz. En etkili alternatifin bize nasıl fayda sağlayacağını düşünürken Covid-19 virüsünün fırsatları bile değiştirebildiğini görebilmekteyiz. Kısaca birey olarak biz kendimizle ilgili bunları yaşarken işletmelerde de girişimciler aynı değerleri değerlendirmeye alarak girişimler sergileme yoluna girmiştirler. Bu bağlamda muhakeme yeteneği, mantıksal- matematiksel zeka, analitik düşünce 21.yy. insan becerilerinde var olan değerler adına pandemi döneminde küçükten büyüğe tüm işletmelerin başındaki yöneticilerin adeta bir ihtiyacı oluverdi. Pandemi dönemi insanları bir takım zorluklarla mücadele ettirirken kelebeğin hikâyesindeki gibi bir takım süreçleri oluruna da bıraktırdı kim bilir? Bazı şeylerin doğal akışına bırakma inancını yitirten yaşam döngüleri pandemi ile mücadele eden toplumların doğa felâketleri sonucunda yaşadıkları kayıplarla da perçinlenmiştir. Corona virüsü insanlara doğa olayları ile de ekolojik dengeyi bozan tüm dengesizliklerin yine yönetimsel sorunlar olduğunu bile fark ettirdi kim bilir?
Eğitimde sabır ile ilgili sebat ilkesinde var olan değerlerde işini başarıyla olması gereken noktaya ulaştırabilen öğretmen sebatkar öğretmen ya da sebatkar yönetici olarak tanımlanabilir. Okulunun amaçlarını çalışanları ile işbirliği kurarak gerçekleştiren okul yöneticileri sebatkar okul yöneticileri iken; bugün insanoğlunun kader gibi karşımıza çıkardığı tüm olumsuzluklarla da mücadele etme sürecinin olumlu yönlerini sebatkar yöneticilerin öncülüğü ile yaşamaktayız. Eğitimde çevre kirliliği, aidiyet, aile sevgisi, ülke sevgisi, bayrak sevgisi, yurttaşlık, iyi insan modeli oluşturmakla ilgili ders kitaplarında öğretim programlarında konu edinilen pek çok şeyin aslında havada kaldığını, eğitimde “girdi- süreç ve çıktı” kısmındaki ürünün nasıl bir insan olduğunu bir fabrika ürünü gibi anında görüp değerlendiremediğimiz için eğitim programlarında yeni öğretim programları ve ölçme- değerlendirme ihtiyaçlarının da yaşanılan olumsuzluklarla şekillenmesi de bir ihtiyaç olarak nitelendirilmesi sağlandı kim bilir? Belki de Türk Eğitim Sistemi adına yönelik en iyi öğretmenin ya da en iyi okul yöneticisinin ya da iyi toplumun nasıl olacağına ilişkin soruların yeniden cevap bulması gereken yeni bir sistem arayışına girmek üzereyiz kim bilir?
Meslek yaşantım boyunca öğrencilerine en iyi bilgiyi paylaşma hırsı ile en çok ödev veren öğretmenlerin öğretme hırslarının iyi insan modeli oluşturmakla ilgili eğitim sürecinde zaman bulamadıklarını belirtebilirim. Öğretmenlerin ellerinde var olan örnek ders planı, materyal, bilgi ya da bir takım değerleri kendi çabalarıyla kazandıkları inancı ile emeklerinin değerli olmasını bu emekleri kimseden yardım görmeden edindikleri gereği ile bencilce elinde hiçbir şeyi yokmuş gibi kimseyle paylaşmadıklarına tanıklık ettim. Öğretmenliğe yeni başlayan öğretmenlerin deneyim yoksunluğuna ve öğretim materyali, ders planı, bilgi vs. eksikliklerini bilmesine rağmen bu genç öğretmenlerin deneyimli asıl adıyla bana göre öncü öğretmenler olabilmesi gereken bencil öğretmenlerden yardım taleplerinin reddedildiğine şahit oldum. Bir de öğretmenliğinin baharında henüz yeni göreve atanmış olduğum yıllarda müzik öğretmeni olarak görev aldığım okula gitmeden önce Gönendere( Konedra) köyünde birlikte çalışma fırsatı bulduğum Şht. Salih Terzi İlkokulu'nda müzik öğretmeni olarak tanıdığım tecrübeli, insanlığı ile her öğretmene ve her öğrenciye iyi örnekleri ile model olan Ayşen Öğretmen’in bu yeni görevimle ilgili bana elindeki her şeyi sanki onun kızıymışım gibi paylaşmasını hatır kalacak bir izle yaşayarak tattım. Yıllarca birlikte arkadaşlık ilişkileri iyi olan ancak bilgiyi en yakın arkadaşından bile sakınan öğretmenlerden bahsetmiyorum size. Ben sadece bir yıl birlikte aynı okulda görev yaptığım bir müzik öğretmeninin bilgisine ve tecrübesine olan güveninin korkusuz yardım eden karakterli duruşunda asıl öncü öğretmen ( lider öğretmen) olan Ayşen Öğretmen’den ibret aldığım bir anımı paylaşmak istiyorum. Bundan tam 11 yıl önce dün gibi unutmadığım ve unutamayacağım değerleri ile bana örnek olan öğretmenlik mesleğini yürüttüğüm dönemde bana da öğrencilerine yaklaştığı şekilde öğretmen olabilmeyi başaran asil bir Kıbrıslı Türk öğretmenden bahsediyorum. 2009 yılında beraber çalışma fırsatı yakaladığım ardından ertesi yıl yeni görev yerimin değişme sürecinde ve daha önce hiç yapmamış olduğum bir branşa ilişkin aslında iyi bir mentore ihtiyacım vardı. “ Acaba başarabilecek miyim?” sorusu iç sesimde var olan; ancak ifade edemediğim bir duyguydu kim bilir? Müzik öğreteni olarak harika becerileri öğrencilerine kazandıran Ayşen Öğretmenin bana yardımcı olabileceğini düşünüp; kendisini hem yeni görev alacak olduğum okul hem de yeni görev şeklimle bilgilendirip neler yapabileceğime ilişkin de fikir alabilmek adına telefonla aramıştım. Kendisini telefonla aradığımda pozitif enerjisinin yanı sıra annelik içgüdüsü de ağır basan hâli ile bana yardımcı olabileceği neler olabileceğini sesli düşünürken; bu süreçte nelere dikkat etmem gerektiğini de anlatmayı ihmâl etmiyordu. Telefon görüşmesinden sonra kendisini okulda ziyaret ettiğimde müzik dersine ilişkin bir öğretmenin sahip olabileceği tüm yazılı dökümanları bir dosya halinde bana teslim etmişti. Daha sonra aldığım tüm kaynakları fotokopi çektirip ben de kendime göre hazırlıklarımı yapmaya başlamıştım. Elbette Ayşen Hoca ile zaman zaman görüşmekte, onun rehberliğinde bazı bilmediğim şeyleri de öğreniyordum. Nitekim günler ayları, aylar ise bir yılı başarı ile tamamlamamı sağlamıştı. Her daim başarabileceğime ilişkin bana güvenen o elleri öpülesi gerçek öğretmenlik fıtratına sahip Ayşen Öğretmen’i bir sonraki yıl aradığımda kendisine benim hazırladığım planları götürmek istediğimi söyledim ve yine eski okulumda öğretmenler odasında onu ziyaret edip kendi dosyamı ona teslim ettim. Gerçekten bir yıl sonra o acemi ve tecrübe yoksunluğu olan öğretmen olarak başarabilmek gailesi ile hazırladığım planlarımı ve materyallerimi ona gösterdiğimde oldukça dikkatli göz ucu bakışları ile kağıtları inceliyordu. Beni takdir ederken; ona teşekkür edişimi büyüklüğü ve mütevazi hâliyle bana “Nazmiye! Bak! Sen daha güzelini bana getirdin.” derken “paylaştıkça çoğalır” olgusunun ders çıkarımını bana alçak gönüllü bir biçimde ifade ediyordu yine.
Ayşen Öğretmen sanırım kısa bir zaman sonra emekli olacak olan öğretmenlerimizden biri. Nitekim bu yaşam deneyimi benim yorumlamamda gerçekten ülkemizdeki öğretmen motivasyonuna tokat vuran bir cevherdi. KKTC’de ilköğretim kademesinde öğretmenlik mesleğini yapmak istemeyen öğretmenlerin okul yöneticisi olma çabalarının asıl nedeni mesleki motivasyon kaynağı olmayan bir sistemin varlığıdır. Nitelikli insanların okul yöneticisi olmakla ilgili eğilimlerine baktığımızda günümüz şartlarında oldukça eğitime zaman ve yatırım gerektiren durum söz konusudur. Okul yöneticisi olabilecek bir yöneticinin öğretmenlik becerileri dışında uzmanlık ve bilim kimliği taşıyan becerileri de barındırıyor olması gerektirmektedir. Dolayısıyla bugün öğretmen gibi görünen öğretmen olamayan ve bu çaresizlikten farklı arayışlar içinde arayışlar içinde gömülen genç öğretmenlere kızmak yerine sistemin değişmesi büyük bir ihtiyaç olarak değerlendirilebilir. KKTC’de öğretmenle, aileyle, toplumla hiç bir paylaşımı olmadan, herhangi bir projede sorumluluk almadan da sadece ders çalışarak müdür olabileceğini bilen öğretmenlerin varlık nedeni var olan sınav sistemleri ile ilgili bir bozukluktur. Bugün bu öğretmenlerin pek çoğunun kurslara katılım amaçları yöneticilik ile ilgili girecek oldukları sınavlarda puan toplamak amacı vardır. Dolayısıyla KKTC MEKB olarak farkında olmadan bu çerçevede Pavlov’un Koşulsuz Refleks deneyini denemekle ilgili başarı sağlasak da modern cağa uygun bir yapı ile eğitim sistemine hizmet edemeyeceğimiz gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Okul yöneticisi olmayı niyetleyen bireylerin karakter özelliklerini değerlendirebilecek sosyolog, psikolog, eğitim yönetimi uzmanları ile birlikte davranış bilimleri, program geliştirme, sanat, iletişim, mantıksal matematik zeka becerilerini pek çok bilim alan işbirliğinde ciddi bir eylem araştırması içinde bu yola gönül veren tüm adayların kapsayıcı hizmet içi eğitim programları dahilinde bilim insanlarının oluşturacak oldukları raporlarla değerlendirilerek seçilmesi gerekmektedir. Bugün pandemi döneminde krizlerin yönetilme sürecine ilişkin başarı durumu yöneticilerin liderlik özellikleri ile ilişkilendirilebilir. .
Hayatınızda iyi öğretmeniniz olması ile ilgili umudun bir öğretmen için de iyi meslektaşları olması ile de güç bulacağını bilmeliyiz. Ne yazık ki var olan mevcut düzende mesleki motivasyona ilişkin Türkiye’de başarılı öğretmenlerin farklı girişimleri, projeleri ya da emekleri değer ve ödüllendirme ile öğretmenlere manevi anlamda güç verirken onları mesleklerine ilişkin daha da bir istekli hale dönüştürebilirken; ne yazık KKTC’de böyle bir ödüllendirme sisteminin olmadığını görmekteyiz. KKTC’de öğretmenlerin mesleki motivasyon kaynağı olarak gördüğü tek değer ne yazık ki tükenmişlik sendromu ile yüzleşen pek çok öğretmenin çaresi olacağı sanılan terfi sınavlarıdır. Bunun ötesinde Ayşen öğretmen gibi iç motivasyonu yüksek olan değerli öğretmenlerin sayısının da her geçen gün azaldığının farkında olmamız gerekiyor. Pandemi döneminde farklı okul işbirliklerinin arttırılması okullara daha da bir güç verebilecekken, kutuplaşmaya sebep olacak kadar yoğun rekabet savaşında sadece yükselme sınavlarının olduğu bir düzenin çağdaş eğitim felsefesine aykırılığını bile tartışamayacak kadar pasifleştik kim bilir?
KKTC’deki devlet okullarında öğretmenlik yapan ilkokul öğretmenlerinin büyük bir çoğunluğu “Atatürk Öğretmen Akademisi” veya eski ismiyle “Türk Öğretmen Koleji”nden mezun olan öğretmenlerinden oluşmaktadır. Bu öğretmenlerin niteliksel anlamda öğretmenlik becerilerinde başarıları takdir edilecek derecede üst düzeyde olsa da eğitim sisteminin tabulaşmış bazı şartları bu öğretmenlerin erken yaşta motivasyonlarını yitirmelerine neden olabilmektedir. Bu balamda KKTC MEKB okul yöneticisi sıfatlandırmaları ile ilgili çağdaş ve modern dünyaya ve 21.yy. insan özelliklerine uygun modellemelere nasıl ulaşabileceğine ilişkin okul liderliği ile de öğretmenlere rol model olacak olan okul yöneticilerinin nasıl olmaları gerektiğine ilişkin yeni paradigmalar geliştirmelidir. Görülmektedir ki kelebeğin hikâyesi ile başladığımız bu konu öğretmenlik mesleğine ilişkin yardım eli niteliğinde olan pek çok yardımın öğretmenliğin fıtratına aykırı değerler taşıması açısından öğretmenlerin özgür ve kendine has değerlerini ortaya çıkaramayacak kadar da zorlayıcı bir mesleğe dönüştürebiliyor bu mesleği. Yani iyi öğretmenleri seçmek için ölçme- değerlendirme uzmanları iş birliğinde hazırlanan yazılı sınavların kimin insanlığının kaliteli olabileceğini ölçebilecek bir ölçüt olmadığı için gerçek öğretmen olması gereken bireyler zaman zaman kanadı buruşmuş tırtıl olabilmeyi başarıp kozadan çıkabilmesine fırsat vermeyen düzenin içinde bu mesleği asıl özgünlüğü ve özgürlüğü ile tatmaktan bile mahrum kalabilen öğretmenlerin olmasından bahsediyorum. Aynı döngünün öğretmen hikâyelerinden sonra yönetici olması gereken asıl kişilerde de yaşanıldığını dikkate aldığımızda bunun bedeli aslında oldukça ağır bedellerle bir ülkenin geleceğini olumsuz etkileyebilmektedir. Her insan bir tırtıl gibi gençliğini yaşayıp, hayatının en verimli ve en güzel olması gereken zamanında mutasyona geçen tırtıl gibi yavaşça bir kozalağın içinde kelebeğe dönüşüp o kozalaktan en güzel haliyle çıkabilmeli. İnsan gözünü kamaştıran o büyüleyici güzel desenler binlerce toz tanesinin insan emeği olmadan doğanın bıraktığı bir güzellik ise; Ayşen Öğretmenlerin o doğal güzelliklerinin sergilenebileceği sergiler neden olmasın? Öğretmenlik bilgiyi bilip paylaşmaktan aciz olmaya israf edilmemesi gereken kutsal bir meslektir. İyi öğretmenler lider olabilmeyi kendi iç motivasyonları ve öz denetimleri ile gerçekleştirirken; kimi öğretmenler bir kelebek gibi birilerinin müdahalesi ile buruşuk kanatları ile can vermektedirler. O hâlde pandemi döneminde başarıya ilişkin beklenti ve hassasiyeti artan tüm mesleklerde olduğu gibi “Öğretmen kriterleri ve öncü öğretmenliğe ilişkin yeni öğretmen modeli nasıl olmalıdır?” Sorusunun yanıtını bulmak için araştırmalarımızı arttırıp bu ülkeye asıl ekonomik ve milli varlığımıza değer katacak yavrulara değer katmamız gerekmiyor mu?

Kaynakça
Özalp, İ., Koparal, C., ve Berberoğlu, G. (1996). Yönetim ve organizasyon. TC Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakiltesi
Kelebeğin Hikayesi - Kısa Hikayeler - Bekirhoca.com.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
Fikir Yazıları - 21 Ekim 2021 19:22

AY IŞIĞI

Sinema - 18 Ekim 2021 18:41

SOUL

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları