
“Numaralar Çağı”: Gerçeklik Duygusunun Yitimi
“Numara” sözcüğü hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılır. Gerçek anlamda bir şeyin sayısal ifadesi için kullanılır. Bir ayakkabının numarasından söz ederken ya da plakalar için, sporcular için veya öğrenci numarasından söz ettiğimizde numara sözcüğü gerçek anlamdadır.
Öte yandan numara sözcüğü cümle içinde çoğu kez mecaz anlamda kullanılır. Buna göre numara sözcüğü ile örneğin bir kişinin birtakım önemli niteliklere sahip olup olmadığını ifade etmek için “vardır bunda bir numara” gibi ya da “bu adamda bir numara yok” deriz. Ya da “yine ne numaralar çeviriyorsun” derken karşıdaki kişinin sahtekârca bir iş yaptığını vurgulamak ya da o kişinin belirli bir prosedüre, yasalara, kurallara uygun olmayan bir iş yaptığını vurgulamak için kullanırız.
Her geçen gün gerçeklikten, gerçeklik duygusundan uzaklaştığımız “sahte”, “manipülatif” bir dünyada, "türlü numaraların döndüğü" organize bir kötülüğün içinde yaşıyoruz adeta. Gülmeler, kahkahalar, hüzünler kendi gerçek havasından uzaklaşmış birer temsile, Baudrillarcı bir deyişle, simülakra dönüşmüştür. Gerçek duyguların yerini sanal emojik çıkartmalar, gifler, filtreler, baloncuklar, etiketler almıştır artık.
Gerçekliğin yitip gittiği bir dünyada yaşıyoruz ve bu gerçeklik yitimi bizim ahlaki, toplumsal ve kişisel durumumuzun temelden sarsılmasına yol açmıştır. Gerçekten neye inandığımızı, gerçekten neye bağlanmamız gerektiğini bilemez haldeyiz. İnsanların gerçekten olması gerektiğine inandığı şekilde inanmaktan, sevmekten, düşünmekten uzaklaştığı bu sanal aleme gömülmüş olan dünya, tekinsiz bir dünyadır, güvenilmezdir. David Lynch’in filmlerini anımsatan tekinsiz, güven vermeyen, korku ve gerilim dolu bir dünyadır. Herkesin türlü numaralar çevirdiği böyle bir dünya nasıl güven versin ki?
Aşırı özgürlüğün olduğu, neredeyse hiçbir denetimin, sınırlamanın olmadığı bu sanal alemler dünyasında bir şeylerin kontrolden çıktığı duygusu toplumsal ve kişisel hayatımızı altüst etmektedir. Sadece fiziki açıdan bizi güvende tutan bir sisteme değil, aynı zamanda ruhsal açıdan bize güven veren derinlikli, kuşatıcı bir sisteme de ihtiyacımızın olduğu açıktır.