Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Sevgili Öykü

Sevgili Öykü

Fikir Yazıları 15 Şubat 2026 01:31 - Okunma sayısı: 16

Hasan Turunç

SEVGİLİ ÖYKÜ/Hasan Turunç

Tarih 13 Şubat 2026. Günlerden Cuma. Antakya’da hava sıcaklığı mevsim normallerinde seyrediyor. Yalnız metrekareye düşen yağış miktarı son yılların ortalamasına göre oldukça yüksek. Yaklaşık 10 gündür gece gündüz kesintisiz rahmet yağıyor. Bugün de hava parçalı çok bulutlu. Yağmur ara ara dursa da çoğunlukla şiddetini arttırarak yağmaya devam ediyor. Bu durum aklıma yıllar önce duyduğum bir rivayeti getirdi:

Ülkenin öbur ucundan bir tüccar, kırk deve kırk katırla yükünü pazarlamak üzere Antakya'ya getiriyor. Aylar süren uzun bir yolculuktan sonra şehre giriş yapıyor. Yapıyor yapmasına da öyle şiddetli bir yağmur yağıyor ki malını günlerce indiremiyor. Haftalar birbirini kovalıyor yağmur dinmek bilmiyor. Bu bekleyiş tam kırk gün sürüyor. Tüccar umudunu kesiyor. Yüküyle birlikte geldiği gibi memleketine dönüyor. Aylar yılları kovalıyor. Bizim tüccar günün birinde çarşıda bir askerle sohbet ederken Antakya'lı olduğunu öğrenince merakını giderecek soruyu soruveriyor:

"Hemşehrim sizin oraya hala yağmur yağıyor mu?"

Öğretmenler odasında ders öncesi hazırlık trafiği yoğun. Mutfaktan gelen kahve kokusunu içime çekerek dolabıma yöneldim. Teneffüs olsa da kokusuyla yetinmesem diye geçirdim içimden. Etkinlik çantamı alıp soluğu dersimin olduğu sınıfta aldım.

- Günaydın çocuklar.

- Öğretmenim dışarı çıkacak mıyız?

- Önce günaydın çocuklar.

- Gü-nay-dın öğ-ret-me-nim, dışarı çıkacak mıyız?

- Bugün nasılsınız bakalım?

- Öğretmenim dışarı çıkalım, lüt-feeennn!

- Teşekkür ederim ben de iyiyim!

Elimde kalem tahtanın sol üst köşesine dersi ve konuyu yazdım.

Ders: Beden Eğitimi ve Spor

Konu: Akıl ve Zeka Oyunları

O sırada sırtım sınıfa dönük, gelen seslerin kime ait olduğunu tahmin etmeye çalışıyordum. “Böyle şans mı olur, geçen hafta da çıkamadık” diye sitem eden bir erkek sesi, “Serkan olmalı bu” diye geçirdim içimden. “Haftaya da deneme sınavı var diyordu başka bir ses, “bu da Ali.” Emine hiç durur mu? “Kesin hoca şimdi oylama yapacak, herkes dışarı çıkmak için parmak kaldırsın!” Oysa bilmiyordu ki Emine’m o gün daha az demokrat tarafımdan kalktığımı.

Masama yöneldim. Yoklamayı alıp defteri imzaladıktan sonra öğrencilerin dikkatini çekmek için etkinlik çantamdan oyunları çıkarıp masaya dizdim. Satranç, reversi, koridor, mangala, tangram, dama, kelime bulmaca...

Sonra pencereleri açtım, rüzgarla beraber yağmur içeriye kadar girdi. Pencereyi açtığım gibi kapattım. “Allah dışarda çalışmak zorunda olanlara ve üç şubattır hala çadırda yaşamak zorunda kalanlara yardım etsin dedim iç çekerek. İyi ki bu havada dersimizi ıslanmadan, üşümeden işleyebileceğimiz bir sınıfımız var” diye de ekledim. Anladılar çıkmayacağımızı, yüzleri asıldı.

Sınıfa oyunları tanıtırken, bana tek gözle bakıyorlardı diğer gözleriyse dışardaydı hala. İki kulakları da bendeydi ama. Korkarım ki anlattıklarım birinden girip diğerinden çıkıyordu o sıra. Ne yapsınlar bedenleri içeriye mahkum, gönülleri özgürce koşturuyordu sağanak yağmurlarda. Sınıfı gruplara ayırıp her gruba bir oyun verdim. Dönüşümlü şekilde herkes tüm oyunları oynadı ders boyunca. Neyse ki oyunlara kaptırdılar kendilerini, aramızdaki buzlar eriyiverdi araya sıcak bir tebessüm girince.

Teneffüste kahvenin mis gibi kokusuna o sıcacık tadı da eşlik ediyordu. Bir de öğretmenler odası muhabbetleri var tabi:

“Altın yükselmeye devam edecek gibi görünüyor, borsada ve fonlarda düşüş var, elektrikli araba için acele etmemek lazım, bekleyip görmekte fayda var. Hibrit de alınabilir ama hala en iyisi fosil yakıt. Bildiğinden şaşma! Haftaya 8-9 halı saha maçımız var, kimler geliyor?

İkinci ders yağmur dinmiş gibi görünüyor belli belirsiz çiseliyordu. Çocukların bakışları bana her şeyi anlatırken “Kıyamayacağım onlara galiba” diye aklımdan geçirdiğim anda adeta zihnimi okudular. Yeter ki istekleri yerine gelsin leb demeden leblebiyi anlıyorlar bu zamane çocuklar. İkinci kattan inişimiz iki adım sürdü. Futbol sahasının üzerinde bir gökkuşağı karşıladı bizi. Takımlar hazır ve maç başladı. Çocuklar mutlu ve çoğu futbol oynadıklarını sanıyor. Oysa bilmiyorlar ki bu kadar suyun içinde oynanan oyuna su topu dendiğini.

Maç esnasında bir veli bana doğru geldi. “Hocam okuldan aradılar, çocuğum rahatsız almaya geldim” dedi. O konuşurken istemsiz gözüm takıldı olmayan koluna. Ona soramadım tabi ama ben susturmaya çalıştıkça zihnim anlatıp durdu bana:

“Enkaz altından üç gün sonra çıkardılar bizi. Eşim, iki kızım ve bir kolum yok artık. Oğlanla biz kaldık. “Bir şey mi dediniz hocam” diye sorunca irkildim. “Afedersiniz yok bir şey” diyerek müdür yardımcısına yönlendirdim beyefendiyi. Ben veliyle konuşurken oyun durmuş, ortalık karışmıştı. Çocuklar hep beraber bana doğru geldiler. Her ağızdan bir ses çıkıkıyordu. Kimi faul diyor kimi el diyor kimi golümüzü vermediler diye yakınıyordu. Orta yolu bulamıyorduk. Son çare sembolik olarak VAR’a gittim. Varla yok arası olayı tatlıya bağladık. En azından bir sonraki tartışmalı pozisyona kadar.

Ders bitmişti. Teneffüste bir öğrenci bana doğru yanaşıp “Günaydın öğretmenim” dedi. “Günaydın” dedim ben de gülümseyerek.

- Senin adın neydi?

- Öykü öğretmenim.

- Öykücüğüm biliyorsun yarın On Dört Şubat. Sence bu günün ne özelliği var?

Öykü’nün yüzü kızardı, çekinerek “yarın Sevgililer Günü öğretmenim” diye cevap verdi. “Evet doğru, yarın Sevgililer Günü olarak kutlanıyor ama ben bu özel güne Sevgi Günü demeyi tercih ediyorum” dedim.

- Neden öğretmenim?

- Sevgiyi kısıtlamadan ne kadar yayarsak o kadar iyi. İnsana sevgi, doğaya sevgi, hayvana sevgi, çiçeğe-böceğe sevgi. Üstelik birgün sevdiklerimiz gitse de bizimle kalan hep sevgidir sevgi...

Ardından “Yarın aynı zamanda Dünya Öykü Günü” diye açıkladım Öykü’ye. “Yarın herkes senin gününü kutlayacak.” dedim muzipçe gülümseyerek. Çocuk bir şey diyecek oldu, vazgeçti. Gözlerinin içi gülerek gitti. Birkaç adım attıktan sonra geri döndü. “Öğretmenim yarının bir özelliği daha var” dedi ve ekledi:

“Benim doğum günüm.”

Günlerden On Dört Şubat. Nica yıllara öykü, iyi ki varsın sevgi...

hasanturunc47@gmail.com

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Fikir Yazıları
KİMSE BAĞIRMADI AMA HERKES SUSTURDU

Fikir Yazıları11 Şubat 2026 14:41

KİMSE BAĞIRMADI AMA HERKES SUSTURDU

Devam edip değişmek, değişip devam etmek!

Fikir Yazıları09 Şubat 2026 22:48

Devam edip değişmek, değişip devam etmek!

KALABALIK YALNIZLIK

Fikir Yazıları09 Şubat 2026 01:09

KALABALIK YALNIZLIK

YAPAY ZEKÂNIN SİNEMAYA ETKİSİ Yapay Zekânın Yolculuğu  (6)

Fikir Yazıları07 Şubat 2026 20:32

YAPAY ZEKÂNIN SİNEMAYA ETKİSİ Yapay Zekânın Yolculuğu (6)

Bir Yere Ait Olmak mı, Oranın Sahibi Olmak mı?

Fikir Yazıları05 Şubat 2026 16:36

Bir Yere Ait Olmak mı, Oranın Sahibi Olmak mı?

DOĞRULAMANIN YAŞAMIMIZDAKİ YÖNLENDİRİCİ ETKİSİ

Fikir Yazıları04 Şubat 2026 14:47

DOĞRULAMANIN YAŞAMIMIZDAKİ YÖNLENDİRİCİ ETKİSİ

Medusa Sendromu: Benliğin Diyalektiği

Fikir Yazıları03 Şubat 2026 22:08

Medusa Sendromu: Benliğin Diyalektiği

ÖZ SABOTAJ

Fikir Yazıları28 Ocak 2026 19:02

ÖZ SABOTAJ

OBLOMOVLUKTAN UYANMAK

Fikir Yazıları24 Ocak 2026 04:42

OBLOMOVLUKTAN UYANMAK

YARATICI BİREY NASIL YETİŞTİRİLİR?

Fikir Yazıları20 Ocak 2026 18:56

YARATICI BİREY NASIL YETİŞTİRİLİR?