
BİNNUR YEŞİLYAPRAK İLE “ZAMANSIZ AŞK GÜNLÜKLERİ” KİTABI ÜZERİNE SÖYLEŞİ 2
.
“Aşkta evrensel bir hakikat yaratmak imkansız bir girişimdir.”
.
SORU: BAHRİ LOŞ
“ZAMANSIZ Aşk Günlükleri” kitabınızda içsel kazı yaptığınızı belirtiyorsunuz. Bu içsel kazının size etkileri nasıl oldu? Herkes içsel kazı yapabilir mi? Genel anlamda, kendinizden de yola çıkarak, içsel kazı yapan bir insan olumlu ya da olumsuz olarak nelerle karşılaşabilir?
.
BİNNUR YEŞİLYAPRAK:
Binim 40+ yıldır ‘insanı tanıma-anlama-kabul etme’ ile ilgili olarak Psikolojik Danışma alanındaki akademisyenlik kariyerimden sonra kendi içsel kazıma niyet ederek çıktığım deneyimsel yolculuk ÖZ TERAPİ ‘içsel bir kazı’ kitabımla başlamıştı aslında (1). Benim için çok şaşırtıcı ve geliştirici bu deneyim sırasında; o güne kadar tüm yaşadığım süreç sanki geriye sarılıp ‘şu ana’ getirilmiş ve beden arşivlerinde bastırılmış duygular ortaya saçılmıştı.
.
Bir bakıma kendi kendimle yaptığım maraton bir terapi süreciydi; kişisel ve toplumsal bilinçdışıma temas ederek bazı yaşantıları bilinçli hale getirme deneyimi idi. Kuşkusuz ki çok aydınlatıcı ve geliştirici bir süreç oldu. Toplumsal baskıların, kültürel öğretilerin üzerimde yarattığı prangaları görme, bunları sorgulama ve bir bakıma yarattığı baskılardan kurtulup özgürleşme süreci olarak yaşadım bu deneyimi.
.
Ulaştığım bu özgürleşme sonucu yani kendi üzerimdeki ‘kontrol’ duygusundan vazgeçip kendimi özgürce hayatın akışına bırakabildiğimde geldi AŞK!
.
İşte bu kitabımda ‘zamansız ve imkansız’ bir aşkın benim içsel kazıma devam etmemi nasıl sağladığını, diğer bir ifade ile derinlerdeki ihtiyaçlarımla yüzleştirmesini anlatıyorum (2). Kuşkusuz ki bu süreç bir bakıma ‘kendi özüne ulaşma, kendin olma’ çabası…
.
‘Herkes içsel kazı yapabilir mi?’ sorusuna ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ diye yanıt vermek çok zor… Öncelikle birçok insanın bundan kaçındığını görüyorum. Çünkü zor bir süreç olduğunun az-çok farkındalar. Ama birçok kişinin hiç farkında olmadığını ve niyet etmediklerini söyleyebilirim. Onlar kim olduklarını bilmeden yani ‘oldukları kişi’ ile ‘olduklarını sandıkları kişi’ arasındaki uçurumu görmeden yaşamlarını tamamlıyorlar. Bunun bedelini onlar kişisel olarak ödüyorlar elbette ama yazık ki bunun toplumsal bedellerini de hepimiz ödüyoruz. Patolojik bir toplum olmamızı ben böyle görüyorum.
.
Kısacası, içsel kazı yapmak zor; bu meşakkatli bir yolculuk ama yolun sonunda özgürleştirici, geliştirici ve iyileştirici bir yaşama ulaştığınızı deneyimliyorsunuz.
.
SORU: BAHRİ LOŞ
Kitabınızda “DÜNYADAN UZAK” şarkısını çok dinlediğinizi görüyoruz. “Bir yer bulalım dünyadan uzak” sözü çok tekrar edilmiş. Bir insan, dünyadan uzak bir yer bulsa bile kendinden uzak bir yer bulması mümkün mü?
.
BİNNUR YEŞİLYAPRAK:
Haklısınız elbette… Nereye gidersek gidelim kendimizi de götürürüz kaçınılmaz olarak… Kitabın içindeki duyguyu sezenler bu şarkının hem gerçek hem metaforik anlamını göreceklerdir eminim.
.
Kitapta anlatılan zamansız ve imkansız aşkın ifadesi bir bakıma bu şarkı… Çünkü AŞK olgusu; hem doğal bir duygu olarak özgürce kendini ifade etme ihtiyacında hem de kültürün yüklediği Sosyal Yazılım’ın sınırları içinde kalma ihtiyacında… İşte bu çatışma bir çıkış yolu arıyor… Bir kaçış… Bir bakıma yaşanan çaresizliğin sessiz çığlığı şarkıda ses buluyor!
.
Bu şarkının sözlerinin; aşkta yaşanan mantık ve duygu çatışmasının tam ortasındayken, zihnime kazınmış olması, bir bakıma egonun bir uzlaşma arayışı gibi… Çünkü organizmanın dengesi alt-üst olmuş durumda ve bir merkezlenme noktası aranıyor ama bulunamıyor… Dünyada bulunamıyorsa, dünyadan uzak bir yerde bulunabilir mi acaba?
.
Çaresizlik içinde bir umut arayışı; şu anda yine içimi titretti!
.
SORU: BAHRİ LOŞ
Kitabınızda bireysel, öznel anlamda aşkı ele almışsınız. Aşk duygusunun alanını biraz daha genişletecek olursak hayatınızda aşkın başka tanımları var mı? Mesela Rumi’nin, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaşı Veli’nin işlediği bir konu olarak aşk sizin için ne ifade ediyor?
.
BİNNUR YEŞİLYAPRAK:
Aşk üzerine konuşup yazarken bu olgunun herkesçe kabul edilebilecek bir tanımını yapmanın mümkün olmadığı konusunda ortak bir görüş vardır. Çünkü aşk, çok öznel bir deneyimdir; herkes kendi özel yaşantısına dayalı bir fikre sahiptir. Bu konuda J. Lacan’ın ifade ettiği gibi;
.
“Aşkta evrensel bir hakikat yaratmak imkansız bir girişimdir.”
.
Saydığınız isimler tasavvuf anlayışı içinde aşk olgusunu ele alıyor… Yeterli bilgiye sahip olduğumu iddia edemem, ayrıntılı bir okuma ve inceleme yapmış değilim bu konuda ancak yine de birkaç görüşümü paylaşmak isterim.
.
Öncelikle bu isimler aşkı mistik bir bakış açısı ile ele alıyor ve ilahi bir aşktan söz ediyorlar. Onların aşka ilişkin şiirlerini ve görüşlerini yeniden gözden geçirdiğimde bu anlayış ile psikanalitik açıdan aşk anlayışı arasında bazı benzerliklerin olduğunun dikkatimi çektiğini söyleyebilirim. Öyle ki aşkın temelinde yaradılışımıza dayalı bir dürtüsel çekim vardır. Helen Fisher’in ifadesiyle;
.
“Aşk, genetik olarak DNA’mızda yazılıdır.”
.
Ben bunun tasavvuftaki ilahi aşk anlayışına benzer bir şekilde aşkın akıl ve mantıkla açıklanamayan, sanki sır gibi bir duygu olmasına benzetiyorum. Yine tasavvufta aşkı “iki iken bir olma”, “tek vücut olma”, “Bir’e ulaşma hali” vb ifadeleri, psikanalitik açıdan aşkta ortaya çıkan bilinçdışı arzuyu yansıtan açıklamaları düşündürüyor bana.
.
Kuşkusuz bu konuda dilimin ucuna gelen bazı dizeler her iki şekilde de yorumlanabilir:
.
“Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni.”
.
Ya da yine Yunus Emre’den;
.
“Gel gör beni aşk neyledi!”
.
Aşkın sarsıcı gücü, eksikliklerini O’nunla tamamlama ve bütüne ulaşma arzusu, hem içsel hem evrensel bir deneyim olması gibi özellikler bence her tür aşkın doğasındaki ortak nitelikler gibi görünüyor.
…
Bu anlamlı sorular için size ve okuyuculara teşekkürler.
B.Y.
----------------------
Psikoloji-Sosyal Psikoloji25 Aralık 2025 22:36
Psikoloji-Sosyal Psikoloji15 Aralık 2025 21:19