Veysel Murat Erçoklu (Paydos Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni)
Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 09 Mayıs 2026 21:44 - Okunma sayısı: 11
Bir zamanlar baş köşesinde kitaplıklar olurdu, hatta kitaplık olmayan evlerde kitaplar salonlardaki vitrinlere dizilirdi. Tozlu rafların arasında sararmış sayfalar, altı çizilmiş cümleler, içine kurutulmuş çiçekler veya eski paralar, pullar saklanırdı. İnsanlar bazen bir kitabın içinde kendini bulur, bazen de hiç gitmediği şehirleri kitabın satırları arasında dolaşırdı. Şimdi ise aynı evlerde sadece ekran ışıkları var. Parmakların sürekli yukarı kaydırdığı sonsuz bir akış. Hızlı tüketilen görüntüler, birkaç saniyede unutulan cümleler ve giderek kısalan dikkat süreleri.
Türkiye’de kitap okuma alışkanlığının neden zayıfladığını konuşurken aslında biraz da çağın insanından bahsediyoruz. Çünkü mesele sadece “kitap okumamak” değil; düşünmeye, durmaya ve derinleşmeye giderek daha az vakit ayıran bir toplum haline gelmek.
Yıllardır Türkiye’nin okuma oranlarına dair farklı istatistikler görüyorum. Kimisi abartılı, kimisi eksik, kimisi ise artık güncelliğini yitirmiş gibi geliyor. Ancak güncel sektör raporları ve araştırmalar ortak bir gerçeği işaret ediyor: Türkiye’de kitap üretimi sürse de düzenli okuma alışkanlığı aynı oranda devam etmiyor.
Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2024 raporları, yayıncılık sektörünün ekonomik baskılar altında küçülmeye başladığını ortaya koyuyor. Artan kağıt maliyetleri, düşen alım gücü ve dijital tüketim alışkanlıkları kitap dünyasını doğrudan etkiliyor. Öte yandan bandrol sayılarındaki artış da ilk bakışta yanıltıcı olabilir. Çünkü basılan kitapların önemli bir bölümü Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu veya Diyanet Başkanlığı gibi kamu kurumları tarafından yapılıyor ya da kamu kurumlarının toplu alımlarıyla dağıtıma giriyor. Yani çok sayıda kitabın basılması, toplumun aynı oranda daha fazla okuduğu anlamına gelmiyor.
Oysa bir toplumun kitapla ilişkisi yalnızca matbaalarda değil, gündelik hayatın içinde anlaşılır. Metroda elinde kitap taşıyan insanların azalmasında… Çocukların uyumadan önce masal yerine tablet ekranına bakmasında… Bir kahve masasında romanlardan değil, birkaç saniyelik videolardan söz edilmesinde…
Bugünün insanı sürekli bir hızın içinde yaşıyor. Sosyal medya algoritmaları bizi düşünmeye değil, tüketmeye çağırıyor. Her şey kısa, hızlı ve geçici olmak zorunda. Kitap ise tam tersini ister. Yavaşlamayı… Sabretmeyi… Sessizliği… Belki de bu yüzden modern dünyanın en yalnız nesnesine dönüşüyor.
Eğitimin ve kültürün hem yönetim katında hem de toplumda ve özellikle de gençler arasında giderek önemsizleşmesi bunun en büyük nedeni. Gençler arasında hiç de azımsanamayacak bir oranda insan, okumanın gelecekleri üzerinde pozitif bir etki yaratacağını düşünmüyor. Gittikçe gelişen ve hayatımızı domine eden yapay zeka kullanımıyla korkarım bu oran gittikçe de yükselecek.
Türkiye’de eğitim sisteminin de bu yabancılaşmada çok önemli bir payı var. Çocuklar daha küçük yaşlarda kitaplarla bir keşif ilişkisi kuramadan sınav baskısıyla tanışıyor. Romanlar çoğu zaman hayal gücünü büyüten eserler değil; özet çıkarılması gereken görevler haline geliyor. Bu yüzden yıllarca “100 Temel Eser Kitap Özetleri” en çok satan kitaplar arasında yer aldı, çocukların ödev yapması için kitabı okumasındansa başkası tarafından çıkarılmış özeti okuması yeterli oldu. Böyle olunca kitap, insanın ruhuna dokunan bir dost olmaktan çıkıp zorunlu bir nesneye dönüştü.
Ekonomik gerçekler de tabloyu ağırlaştırıyor. Bugün çok karlı satılmayan bir kitabın fiyatı bile birçok insan için ciddi bir harcamaya dönüşmüş durumda. Özellikle gençler ve öğrenciler için düzenli kitap almak her geçen gün daha zor hale geliyor. Hükümete yakın olmasıyla bilinen GENAR araştırma şirketinin geçtiğimiz nisan ayında yaptığı ankete göre en çok kısıtlamaya gidilen alan % 15.9’la sosyal hayat olmuş.
Kütüphaneler ise çoğu zaman sessiz ama ruhsuz binalar olarak kalıyor; insanların gerçekten vakit geçirmek isteyeceği canlı kültür alanlarına dönüşemiyor.
Yine de bütün bu karamsar tabloya rağmen tamamen umutsuz olmamak gerekiyor. Çünkü hâlâ kitap fuarlarında çoğu sosyal medyada çok takipçisi olan yazarların önünde olsa bile hâlâ uzun kuyruklar oluşuyor. Hâlâ bazı gençlerimiz kalın romanların altını çizerek okuyor. Hâlâ bir kitabın bir insanın hayatını değiştirebileceğine inanan insanlarımız var.
Belki çözümün önemli bir parçası tam da burada saklıdır: Kitabı yeniden bir “zorunluluk” olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir parçasına dönüştürmek.
Çocuklara küçük yaşta kitap sevgisi aşılamak… Okullarda sadece test çözmeyi değil, düşünmeyi de öğretmek… Kütüphaneleri yaşayan kültür alanlarına dönüştürmek… Sosyal medyayı kitaplardan uzaklaştıran değil, kitaplara yaklaştıran bir araç olarak kullanmak…
Çünkü kitap okumak yalnızca bilgi edinmek değildir. İnsan bazen bir kitabın içinde kendi yalnızlığını tanır, bazen hiç yaşamadığı bir hayatın hüznünü hisseder. Ve belki de en önemlisi, kitap insana yavaşlamayı öğretir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yalnızca daha fazla kitap basılması değil; sayfaların arasında yeniden kendini arayan insanlar yetiştirebilmek.

07 Mayıs 2026 21:47

07 Mayıs 2026 20:06

01 Mayıs 2026 21:42

08 Mayıs 2026 13:46

02 Mayıs 2026 21:07

08 Mayıs 2026 20:46

07 Mayıs 2026 13:28

03 Mayıs 2026 22:49
07 Mayıs 2026 19:54

03 Mayıs 2026 13:46