Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

ÖZ SABOTAJ

ZERRİN KESKİN

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 28 Ocak 2026 19:02 - Okunma sayısı: 301

ÖZ SABOTAJ

Öz sabotaj, bireylerin bilinçaltı eylemler veya bilinçli kararlar yoluyla kendi hedeflerini ve refahlarını baltaladıkları karmaşık bir davranış modelidir. Bu olgu iş, ilişkiler, kişisel sağlık ve eğitim de dahil olmak üzere yaşamın çeşitli yönlerini kapsar ve kişinin başarı ve mutluluğa ulaşma yeteneğini etkiler.

Kendini sabote etmek, gerçekten istenilen şeylerle çelişen şekillerde hareket etmek veya düşünmektir. Bu, erteleme, yetkinliğini kanıtlamış olanlarda bile kendi becerilerinden şüphe duyma veya ilerlemeyi engelleyen alışkanlıklar edinme şeklinde ortaya çıkar.

Bazı insanlar düşmanlarını uzakta arar. Oysa asıl pusu, insanın kendi içinde kurulur. Adını bilmediği ama sesini çok iyi tanıdığı bir gölge vardır.

“Şimdi değil.”

“Biraz daha hazır ol.”

“Zaten beceremezsin.”

İnsan çoğu zaman nefes alır, günleri sayar, konuşur, güler ama sadece gününü kurtarır. Yaşamına kalite getirebilecek her türlü değişim ve riskten kaçınır.

Öz sabotaj, insanın kendine yaptığı en büyük ihanettir :

Erteleme...Bir hayalini rafa kaldırır, bir ihtimalini yavaşça boğar. Bıçakla değil, iğneyle öldürür umutlarını. Çoğu zaman tembelliğe benzetilen Öz sabotaj yorgunluğun değil, korkunun çocuğudur. Başaramamaktan çok, başarmanın getireceği yüzleşmeden korkanların kendilerinin bile zamanla unuttuğu bir maske.

İnsan bazen “ya olmazsa?” diye değil, “ya olursa?” diye geri çekilir. Çünkü olursa; sorumluluk gelir, görünürlük gelir, kendinle hesaplaşma gelir. İşte tam bu noktada iç ses devreye girer. Naziktir, mantıklıdır, ikna edicidir:

“Biraz daha bekle.”

“Bu ortam uygun değil.”

“Şartlar kötü.”

İnsan en profesyonel yalanlarını kendine söyler. Öz sabotaj böyle başlar. Bir alışkanlık gibi. Sonra kişiliğe dönüşür. “Ben böyleyim” cümlesi, kendini gömmek için kullanılan en kibar kürektir.

Zaman geçer. Geç kalan hayaller, yarım bırakılan cümleler, hiç başlanmamış hayatlar birikir. Sonra insan bir gün aynaya bakar ve şunu fark eder: Kendisine kimse ihanet etmemiştir. Kendi dışında. İş tabi ki burada bitmez. Çünkü öz sabotaj sadece bilinçli bir kaçış değil, daha derinlerde sinsi bir şekilde çalışan bir sisteme dönüşmüştür.

Jung’un dediği gibi: “Bilinçdışına itilen her şey kader olarak geri döner.”

Öz sabotaj, Gölge’nin sesidir. Toplumun, ailenin, ahlakın “olmaz” diye bastırdığı öfkenin, arzunun, hırsın, kıskançlığın gece vakti konuşmaya başlamasıdır. Gölge yok edilemez. Görmezden gelindikçe güçlenir.

İnsan öz kontrolünü yönetebildiğini sanırken aslında direksiyon çoktan el değiştirmiştir. Ertelenen her adım, yarım bırakılan her cümle bilinçli bir tercih değil, bastırılmış benliğinin intikamıdır.

Neden hep o görünmez eşiğe kadar gelinir de içeri girilmez? Çünkü içeri girmek, maskelerinin düşmesi demektir. Persona parçalanmadan, gerçek benin doğuşu mümkün değildir.

Ama insan bütün olmaktan korkar. Bütünlüğün peşindeki, karanlıkla yüzleşmekten. Öz sabotaj, iyi kalmak uğruna eksik kalma hâlidir.

Sosyal vitrinlerin görünen yüzünde; Uyumlu, fedakâr, makul... modellerimiz yer alır. Vitrinin arkasında ise kıskançlık, öfke, yas ve bastırılmış bir hayat vardır. İşte insan o vitrin kırılmasın diye hayatını durdurur.

Öz sabotaj burada daha da karanlık bir hâl almaya başlar. İnsan yaşamına son vermez ama özgürlüğü de esaretin boyunduruğunda kalır. Kendi mezarını kazarken ellerinin kirlenmemesi için gereksiz bir özen gösterisine girişir . İçeride bir yerde olamamış bir hayatın cesedi saklı, başına gelenlere sorumsuzluk yerine kader yada talihsizlik der. Oysa çoğu zaman bu, kendine duyulan eski bir nefrettir. Çocukluktan kalma bir suçluluk, hak etmediğine dair sessiz bir inanç. Bu inançla insan mutlu olmayı kendine yasaklar. Başarıyı kibir sanır. Sevilmeyi riskli bulur. Her iyi ihtimali “fazla” diye geri iter.

Öz sabotaj, öz iradenin yerini aldığında: “Buraya kadar,” der. “Daha ileri gitme.” Çünkü korkular artık merhamet kılığına girmiştir.

Jung’un bu konuyla ilgili güzel bir tanımı vardır: “İndividuation” İnsanın kendine doğru karanlıktan geçerek yürümesi. Öz sabotaj bu yolun başında duran bekçidir. İnsan gölgesiyle yüzleştiğinde mükemmelliğin aldatmacasıyla birlikte bölünmüş olmaktan da çıkar. Kendine çelme takmayı bırakır. Yıllardır benimsediği zincirleri kırmak zor olsa da zinciri tutan elin kendi eli olduğunun ayrımına varmak önemli bir başarı göstergesidir.

İnsan kendini inkâr etmeyi bıraktığında gerçek özgürlüğün kapılarını aralar. Tabii ki hiçbir özgürlük bedelsiz değildir. Hayat yolunda başkaları, en çok da ellerimizle döşediğimiz mayın tarlasında sağlam adımlarla ama konfor batağına saplanmadan cesaretle yürümek, “gerçekten yaşadım” demek için başarmamız gereken en ağır var oluş sınavlarından biridir. Sonunda elde edeceğimiz mutluluk, iç huzur ve varlığından tatmin olma hâlinin paha biçilemezliği yaşanacak her zorluğun ve çabanın teşekkürü misliyle bizlere yansıyacaktır. Yeter ki gözlerimizin içindeki gerçek benle doğru teması kurabilelim.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları
BOŞLUK

Fikir Yazıları 19 Ocak 2026

BOŞLUK