Prof. Dr. İsmet Emre
Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 30 Kasım 2025 17:07 - Okunma sayısı: 17
Dünyayı Açgözlü İnsanlar Yönetiyor
Prof. Dr. İsmet Emre
Tam da bu yüzden dünya ortadan ikiye ayrılmışçasına açlar ile toklar arasındaki bir mücadele alanına
dönüşmüş durumda. Açlar, kendilerinden çalınanı arayıp bulmak için ömürlerini harcarken toklar
kazandıklarını saklamanın stratejisini üretmenin kaygısıyla yaşıyor. Doymak için hayatlarını
harcayanlar ile kazandıklarını kaybetmeme korkusunu yatıştırmak için uykusu kaçanların dünyası bu.
Dünyanın yüzölçümü ile insan nüfusu karşılaştırıldığında oldukça komik, hatta biraz da trajik bir
durumla karşı karşıyayız. Komedinin trajediye dönüştüğü yer burası: Birileri kazandıklarını hiçbir
zaman tüketemeden, diğerleri kendilerine yetecek olanı hiçbir zaman kazanamadan ölüp gidiyor. Her
ikisi de eksik kalıyor, insanlık böylece tamamlanamıyor. Açgözlülükte de bir açlık olduğu
düşünüldüğünde bütün insanlar aç olarak doğuyor, aç olarak yaşıyor, aç olarak ölüyor. Böylece açlık
kişisel tarihimizden insanlık tarihine yükselerek bütün sorunların başına oturuyor.
Neresinden bakarsak bakalım her ikisi de aynı psikolojik sonuca ulaştırıyor bizi: Açlığın sefaleti de
tokluğun sefahati de beyni uyuşturuyor. Açlık daha ziyade fizyolojik, tokluk ise ruhsal yoksulluğa yol
açıyor. Birileri zihnine glikoz gitmediği için baygınlıklar geçirir, hayatı net göremezken diğerleri fazla
şekerden mayışmış gözlerle bakıyor hayata, doğaya. Birileri olmayanı ararken diğerleri gözünün
önündekileri görmüyor. Açgözlülüğün açlıktan çok daha körleştirici bir tarafı var elbette. Sonuçta açlık
kısıtlı da olsa dar bir pencereden görme yetisi geliştirmeye uğraşırken tokluk var olanla yetinmemenin
getirdiği çok daha kalıcı bir körlükle yüz yüzedir. Olmayanı bulma uğraşı ile daha fazlasını kazanma
hırsı yan yana getirildiğinde hangisinin daha korkunç olduğu kendiliğinden görülür.
İçinde bulunduğumuz karmaşanın bir adım gerisine çekildiğimizde, hayata oradan baktığımızda birkaç
dakikalığına dehşeti yaşıyoruz. Aman Allah’ım diyoruz, bütün bu gayret, çaba, yorgunluk, usanç
devasa gezegenimizde kendime birkaç metrekarelik bir yer bulma uğraşı için mi? Ama her yer senin,
bütün mekanlar insan için… Bütün bu didinme, tükenme, yere serilecekmişçesine enerji harcamanın
sebebi huzurlu bir uyku için mi? Ama şu an, içinde bulunduğun zaman diliminde bile bir uyku
çekebilirsin… Bütün bunlar, bu sabahın beşinde uyanıp gecenin bir vaktine kadar zincirlerinden
boşalmış atlar gibi koşturmacalar, bir kuru ekmek uğruna mı? Bir ekmek ya, kuru bir ekmek, ne kadar
çabayı gerektirebilir ki… Ve ama öyle… Birkaç metrekarelik yer, birkaç dakikalık huzur, birkaç lokmalık
ekmek için bir ömür harcıyor, sonunda şunu soruyoruz kendimize: Hepsi bu mu?..
Muhtemelen, başlarda değilse de sonlara doğru açgözlü insanların sorduğu soru da böyledir, buna
benzerdir. Çalıştık ettik, çaldık çırptık, neyse… Şimdi her şeyimiz var, her şey bizim ama hayatın
uzağına düştük, bugün, belki de yarın elimizi ayağımızı çekip ayrılacağız bu dünyadan ve bütün o
kazandıklarımızı başkaları yiyecek, bütün o barınaklarımızda başkaları yaşayacak, bütün o
hayallerimizi başkaları yaşayacak. Üstelik bunu soranlar, böyle düşünenler aralarından şanslı olanlar.
Ölürken bile gözlerinin önünde kazanma hırsı levhaları bulunanlar çok daha bahtsız olmalı. Giderken
de dünyanın en muhkem mezarlığında, en tepede, en parlak mezarlığı hayal ediyordur böyleleri.
Öldükten sonra da mezarları yoksullarınkine tepeden baksın diye… Ne büyük yanılgı…
Biz yoksullar şöyle ya da böyle, yaşayıp gidiyoruz. Açgözlülerin parsellediği topraklardan yasakladığı
göklere bakarak, elemle… Şöyle serin, pınarından henüz çıkmış bir yudum suyu bile içmeden,
içemeden… Şöyle keyfince bir manzaraya bakmadan, bakamadan… Şöyle adamakıllı bir sofraya
oturmadan, oturamadan… Şöyle adamakıllı birkaç insanla oturup üç beş kelam etmeden, edemeden…
Öyle ya da böyle, bizim durduğumuz bir yer var. Çizdiğimiz bir sınır, yetindiğimiz bir eşik… Açgözlü
zenginlerin ne düşündüğünü ise Allah bilir. Kimi “biraz daha, biraz daha” diyordur şimdi, kimi
yaşadıklarını az bularak üç beş ömür daha talep ediyordur hayattan. O verilse birkaç ömür daha
isteyecekleri kesin. Orayı aldık, şurası kaldı, oraya gittik, şurasını görmedik, onu yedik, şunu
yiyemedik, onu hallettik, bu kaldı… Bizden farklı oldukları kesin. Neredelerse orayı görmemenin
cezasını çekiyorlar. Nelere sahiplerse ona hükmedememenin acısını yaşıyorlar. Her şeyin içinde hiçbir
şey olamamanın bahtsızlığından daha büyük bir trajedi mi var? Dünyayı açgözlü insanlar yönetiyorlar,
bu kadar küçük görünmesinin sebebi bu. Yer darlığından yoksulların hayatın dışına itilmesi,
öldürülmesinin sebebi de… Açgözlülük tok gözlülüğe çevrildiğinde dünyanın ne kadar büyük, doğanın
ne kadar üretken, ışığının ne kadar parlak olduğunu göreceğiz ve bunların hepsinin hepimize
yeteceğini… Ama bu olmayacak, biliyoruz. Göz yoksulluğu yürek zenginliğine ne zaman izin vermiş,
fırsat tanımış ki…

01 Kasım 2025 14:05

05 Kasım 2025 11:21

02 Kasım 2025 17:32

16 Kasım 2025 17:49
18 Kasım 2025 19:36

08 Kasım 2025 13:37

14 Kasım 2025 21:37

23 Kasım 2025 10:35

01 Kasım 2025 22:43

01 Kasım 2025 14:21