Pinokyo’yu Paulo Freire’nin Eleştirel Pedagojisi Bağlamında Okumak

Felsefe-Mantık - Doç. Dr. Zeynep Kantarcı Bingöl

Pinokyo’yu Paulo Freire’nin Eleştirel Pedagojisi Bağlamında Okumak

Doç. Dr. Zeynep Kantarcı Bingöl

Çocuk edebiyatı eserleri çoğu zaman çocukları eğlendiren ve onların keyifli vakit geçirmelerini sağlayan eserler olarak değerlendirilir. Bu eserlerin içerdiği düşünsel boyutlar dikkate alındığında, çocukların dünyayı nasıl algılamaları gerektiğine, toplumsal kuralların nasıl oluşturulduğuna ve bireyin mevcut düzenle nasıl bir ilişki kuracağına ilişkin önemli mesajlar taşıdıkları görülür. Çocuk edebiyatı eserleri; eğitim, otorite, toplumsal uyum, bireysel özgürlük ve ahlak gibi temel insani meseleler hakkında çeşitli yaklaşımlar ortaya koymakta ve bu yaklaşımları çocukların dünyasına taşımaktadır. Bu yönüyle çocuk edebiyatı, pedagojik bir alan olmanın ötesinde, toplumsal, kültürel ve felsefi tartışmaların yürütüldüğü önemli bir zemin niteliğindedir.

Carlo Collodi’nin klasikleşmiş eseri Pinokyo, bu durumun dikkat çekici örneklerinden biridir. Eser, ilk bakışta yaramazlık yapan ve sürekli yalan söyleyen tahta bir kuklanın değişim geçirerek gerçek bir çocuğa dönüşme sürecini konu edinmektedir. Ancak daha kapsamlı bir inceleme, Pinokyo’nun serüveninin bireyin otorite figürleriyle, eğitim kurumlarıyla, toplumsal beklentilerle ve kendi seçimleriyle kurduğu karmaşık ilişkinin bir yansıması olduğunu göstermektedir. Bu açıdan Pinokyo’nun dönüşümü, ahlaki bir iyileşme ya da “kötüden iyiye geçiş” değildir. Bu dönüşüm, bireyin kendi yaşamının öznesi hâline gelme çabası bağlamında da yorumlanabilir.

Pinokyo’nun yaşadığı deneyimler, eğitimin sadece didaktik bilgi aktarımı ve davranışların denetlenmesinden ibaret olmadığını göstermektedir. Gelişim süreci boyunca Pinokyo, nasıl davranması gerektiği konusunda farklı otoriteler tarafından yönlendirilmekte, uyarılmakta ve kimi zaman cezalandırılmaktadır. Bununla birlikte, kendi seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlayan deneyimler de onun dönüşümünde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu süreç, 20. yüzyılın etkili eğitim düşünürlerinden Paulo Freire’nin eleştirel pedagojisi çerçevesinde ele alındığında, Pinokyo’nun eğitim ve dönüşüm deneyimine ilişkin daha kapsamlı bir değerlendirme yapma olanağı sunmaktadır.

Pinokyo’nun dönüşüm süreci, Freire’nin eleştirel pedagojisinde öne çıkan bankacı eğitim, diyalog, problem tanımlayıcı eğitim, eleştirel bilinç, özgürleşme ve praksis kavramları çerçevesinde ele alınmaya elverişli bir yapı sunmaktadır. Ahşap bir kukladan “gerçek çocuk”a uzanan bu yolculuk, ahlaki açıdan bir uslanma ve davranış değişikliği süreci olarak değil, bireyin kendi seçimleriyle karşılaşması, deneyimleri aracılığıyla öğrenmesi ve giderek kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenen bir özne hâline gelmesi açısından da anlam taşımaktadır. Bu bağlamda Pinokyo’nun karşılaştığı otoriteler, eğitim deneyimleri, seçimleri ve yaşadığı sonuçlar, onun özneleşme sürecinin farklı boyutlarını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, yolculuğun sonunda ulaştığı “gerçek çocuk” kimliğinin özgürleşmenin mi, yoksa toplumsal normlara uyumun mu göstergesi olduğu sorusu, Pinokyo’nun dönüşümünün eleştirel bir bakışla yeniden düşünülmesini gerekli kılmaktadır.

Kuklalıktan Öznel Varoluşa

Paulo Freire’nin eleştirel pedagoji anlayışının merkezinde, insanın edilgen bir varlık olmadığı düşüncesi yer almaktadır. Freire’ye göre insan sadece içinde bulunduğu dünyayı olduğu hâliyle kabul eden ve tüketen bir varlık değildir. Bilakis onu anlamlandıran, sorgulayan ve dönüştürme kapasitesine sahip bir öznedir. Bu nedenle eğitim, bireyin mevcut toplumsal düzene sorgulamaksızın uyum göstermesini ve itaat etmesini sağlayan bir süreç olarak görülmemelidir. Aksine eğitim, bireyin içinde bulunduğu koşulları anlamasına, bu koşulların sınırlarını ve dayanaklarını sorgulamasına ve gerektiğinde onları dönüştürme imkânlarını keşfetmesine olanak sağlayan özgürleştirici bir süreç olmalıdır.

Freire, geleneksel eğitim anlayışlarını eleştirmek için “bankacı eğitim” kavramını kullanmaktadır. Bankacı eğitim anlayışında eğitim süreci, bilginin belirli bir otorite tarafından aktarılması ve öğrencinin bu bilgiyi edinmesi üzerine kuruludur. Öğrencinin eğitim sürecine kendi deneyimleri, soruları ve düşünceleriyle katılması yerine, önceden belirlenmiş bilgi ve davranış kalıplarını benimsemesi beklenmektedir. Bilginin tek yönlü aktarımına dayanan bu yapı, öğrencinin sorgulama ve eleştirel düşünme imkânlarını sınırlandırmakta; eğitim sürecini mevcut bilgi ve toplumsal düzenin yeniden üretildiği bir alana dönüştürmektedir. Böylece öğrenci, kendi deneyimleri üzerinden anlam üreten bir özne olmaktan uzaklaşarak kendisine sunulan bilgi ve davranış kalıplarını benimseyen edilgen bir konuma indirgenmektedir.

Pinokyo’nun karşılaştığı yetişkinler, okul ve toplumsal çevre, onun davranışlarını biçimlendiren çeşitli otorite biçimlerini ortaya koymaktadır. Pinokyo’nun babası marangoz Geppetto’nun yönlendirmeleri, okul düzeni ve toplumsal beklentilerle birleşerek Pinokyo’nun okula devam etmesi, çalışması, söz dinlemesi, dürüst davranması ve sorumluluklarını yerine getirmesi yönündeki beklentileri şekillendirmektedir. Bu beklentilerin önemli bir bölümü ahlaki açıdan olumlu nitelikler taşımakla birlikte, Pinokyo’nun bu kuralların dayanaklarını sorgulama ve onları kendi deneyimleri üzerinden anlamlandırma imkânı sınırlı kalmaktadır. Bu durum, eğitimin bireyin kendi düşüncesini geliştirmesine ne ölçüde alan açtığı ve davranışların dışsal yönlendirmeler aracılığıyla mı, yoksa bireyin sorgulama ve deneyimleri aracılığıyla mı şekillendiği sorusunu gündeme getirmektedir.

Çocuğa hangi davranışların doğru olduğu öğretilip bu davranışların gerekçeleri üzerinde düşünme olanağı sunulmadığında, ahlaki davranış dışsal ödül ve ceza mekanizmalarına bağlı hâle gelebilmektedir. Bu durumda davranışın doğru kabul edilmesi, onun bilinçli bir tercihe ve içselleştirilmiş bir anlayışa dayandığı anlamına gelmemektedir. Freireci perspektiften bakıldığında eğitim, bireye hazır kalıplar ve doğrular sunmanın ötesinde, kendi eylemlerinin anlamını ve sonuçlarını değerlendirebilmesine olanak tanımalıdır. Bu bağlamda Pinokyo’nun yaşadığı deneyimler, doğru davranışın dışarıdan belirlenmesi ile bireyin kendi deneyimleri aracılığıyla bu davranışın anlamına ulaşması arasındaki farkı görünür kılmaktadır. Pinokyo’nun bir kukla olarak tasarlanması da bu açıdan, bireyin kendi iradesini geliştirme ve kendi yaşamının öznesi hâline gelme sürecini simgeleyen güçlü bir metaforik anlam taşımaktadır.

Pinokyo’nun başlangıçtaki davranışları, öğüt ve dışsal otoriteye dayanan eğitimin sınırlarını göstermektedir. Çevresindeki yetişkinlerin uyarılarına rağmen Pinokyo aynı hataları tekrarlamaktadır. Bu durum, nasihat vermeye dayalı bir eğitimin bireyin içsel farkındalığını geliştirmede yetersiz kalabileceğini düşündürmektedir. Pinokyo’nun dönüşümünü asıl mümkün kılan unsur, kendisine söylenenleri mekanik biçimde tekrarlamasından ziyade yaptığı seçimlerin sonuçlarıyla doğrudan karşılaşmasıdır.

Pinokyo’nun tilki ve kedi tarafından kandırılması, altınlarını kaybetmesi ve yaptığı tercihlerin sonuçlarıyla karşılaşması, öğrenme sürecini soyut bir bilgi aktarımının ötesine taşıyarak yaşantısal bir niteliğe kavuşturmaktadır. Pinokyo, doğru ve yanlış davranışlara ilişkin bilgileri dışarıdan edinmekle kalmamakta, kendi eylemlerinin sonuçlarını doğrudan deneyimlemektedir. Bu deneyimler, onun karşılaştığı olayları anlamlandırmasına ve seçimleri ile bu seçimlerin sonuçları arasındaki ilişkiyi kavramasına olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla Pinokyo’nun eğitsel serüveninde öğrenme, dışarıdan aktarılan bilgilerin edinilmesinden çok, yaşantıların anlamlandırılması ve bu yaşantılar üzerinden yeni bir kavrayış geliştirilmesi süreci olarak ortaya çıkmaktadır.

Yalan, Bilinç ve Ahlaki Sorumluluk

Oyuncaklar Ülkesi, Carlo Collodi’nin eserindeki dikkat çekici duraklardan biridir. Bu mekân, çocuklara okulun, derslerin, sorumlulukların ve otoritenin bulunmadığı bir özgürlük alanı olarak sunulmaktadır. Çocuklar burada gün boyunca oyun oynayabilecek, eğlenebilecek ve herhangi bir sınırlamayla karşılaşmadan kendi istekleri doğrultusunda hareket edebileceklerdir. İlk bakışta bu durum, çocukların arzuladığı sınırsız özgürlüğün gerçekleşmesi olarak düşünülebilir. Ancak kısa süre içinde söz konusu özgürlük anlayışının gerçekte bir yanılsamadan ibaret olduğu ortaya çıkmaktadır. Çocuklara sunulan sınırsızlık, onları özgürleştirmek yerine eşeğe dönüştürerek sömürü düzeninin parçası hâline getirildikleri bir sürecin başlangıcı haline gelmektedir.

Freireci bir bakış açısıyla Oyuncaklar Ülkesi, özgürleşmenin dışsal sınırlamaların ortadan kalkmasıyla açıklanamayacağını göstermesi bakımından ele alınabilir. Bireyin herhangi bir dış sınırlamayla karşılaşmadan kendi tercihleri doğrultusunda hareket edebilmesi, tek başına özgürleştiği anlamına gelmemektedir. Birey, kendisine sunulan seçeneklerin hangi amaçlarla oluşturulduğunu ve bu seçeneklerin ardındaki çıkar ilişkilerini sorgulama imkânından yoksunsa, özgürce seçim yaptığını düşünürken başkaları tarafından belirlenmiş bir yönlendirme sürecinin parçası hâline gelebilir. Freire’nin özgürleşme anlayışı açısından belirleyici olan, bireyin sadece seçim yapabilmesi değil, kendi seçimlerini ve içinde bulunduğu koşulları eleştirel biçimde değerlendirebilmesidir.

Bu açıdan Oyuncaklar Ülkesi, özgürlüğü herhangi bir sınırlama olmaksızın istediğini yapabilme biçiminde anlaşılmasının yetersizliğini ortaya koymaktadır. Bireyin özgürleşmesi, kendisine sunulan seçenekler arasında tercih yapabilmesinin yanı sıra, bu seçenekleri ve içinde bulunduğu koşulları eleştirel biçimde değerlendirebilmesini de gerektirmektedir. Kişinin kendi tercihlerini belirleyen koşulların farkına varması ve bu tercihlerin sonuçlarını değerlendirebilmesi, özgürleşme sürecinin önemli boyutlarından biridir. Bu bağlamda eleştirel bilinç, bireyin özgürlüğünü anlamlandırmasını ve seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmesini sağlayan temel unsurlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Pinokyo’nun Oyuncaklar Ülkesi deneyimi de bu çerçevede, özgürlüğün dışsal sınırlamaların ortadan kalkmasıyla açıklanamayacağını; bilinçli seçim, eleştirel değerlendirme ve sorumlulukla birlikte düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.

Aynı eleştirel yaklaşım, Pinokyo’yla özdeşleşen “yalan söyleme ve burnun uzaması” motifi üzerinden de sürdürülebilir. Eseri yalnızca ahlaki doğrular ve yanlışlar üzerinden değerlendiren bir yaklaşım, bu motifi kolaylıkla “yalan söylemek kötüdür, dürüst olmak iyidir” biçiminde doğrudan bir ahlaki öğüde dönüştürebilir. Oysa eleştirel pedagoji, bir davranışı doğru veya yanlış kategorileri içerisinde değerlendirmekle sınırlı kalmaz; davranışın ortaya çıktığı koşulları, bireyin içinde bulunduğu ilişkileri ve bu davranışın oluşumunda etkili olan unsurları da dikkate alır. Bu açıdan Pinokyo’nun yalan söylemesi, düzeltilmesi gereken bir davranış olmanın ötesinde, onun deneyimleri, tercihleri ve içinde bulunduğu ilişkiler bağlamında ele alınabilecek bir durum olarak görülebilir.

Pinokyo neden yalan söylemektedir? Yetişkinlerin kendisinden beklediği “iyi çocuk” imgesine uymadığı için mi, cezalandırılma korkusuyla mı, yoksa içinde bulunduğu güç durumdan kurtulmak için mi? Bu sorular, davranışın kendisini yargılamanın ötesine geçerek onu ortaya çıkaran koşulların anlaşılmasına olanak sağlamaktadır. Böylece ahlaki değerlendirme, yalan söylemenin yanlışlığını belirtmekle sınırlı kalmamakta; bireyin davranışını biçimlendiren ilişkileri ve koşulları da dikkate almaktadır.

Bu noktada önemli olan, dürüstlüğün dışsal yaptırım korkusuyla ortaya çıkmamasıdır. Çocuk cezalandırılmaktan kaçınmak için doğruyu söylüyorsa, davranışın ardındaki bilinçli tercihten söz etmek güçleşmektedir. Ahlaki gelişim, bireyin eylemlerinin sonuçlarını kavraması ve bu sonuçları değerlendirerek sorumluluk üstlenmesiyle derinleşmektedir. Bu nedenle Pinokyo’nun dönüşümü açısından asıl soru, yalan söyleme davranışından ziyade, kendi seçimlerinin sonuçlarını değerlendirebilen ve bunların sorumluluğunu üstlenebilen bir özne hâline gelip gelmediğidir.

İtaat, Özerklik ve Özneleşme: Pinokyo’nun Dönüşümü

Paulo Freire’nin düşüncesinde praksis kavramı merkezi bir konumdadır. Praksis, düşünce ile eylemin birbirinden ayrılmadığı; bireyin içinde bulunduğu dünyayı anlamlandırırken aynı zamanda bu dünyaya müdahale ettiği ve eylemleri üzerine yeniden düşündüğü bir süreçtir. İnsan, içinde bulunduğu gerçekliği sırf gözlemlemekle kalmaz; ona müdahale eder, müdahalesinin sonuçlarıyla karşılaşır ve bu deneyimler doğrultusunda düşüncesini yeniden şekillendirir. Bu nedenle praksis, düşünme ile eylemin birbirini sürekli beslediği ve bireyin gerçeklikle kurduğu ilişkiyi dönüştürdüğü bir süreç olarak açıklanabilir.

Pinokyo’nun gelişim süreci bu açıdan praksis kavramıyla ilişkilendirilebilir. Onun eğitimi doğrusal ve teorik bilgiye dayalı bir süreç değildir. Pinokyo, doğru davranışlara ilişkin bilgileri edinmekle yetinmeyip bunları kendi deneyimleri içinde anlamlandıran bir karakterdir. Aksine, eylemde bulunmakta, eylemlerinin sonuçlarıyla karşılaşmakta, yaşadıkları üzerine düşünmekte ve geliştirdiği farkındalık doğrultusunda sonraki eylemlerini biçimlendirmektedir. Bu nedenle onun eğitsel deneyimi, düşünme ve eylemin birbirini etkilediği ve bu etkileşim içinde yeni farkındalıkların ortaya çıktığı bir sürece işaret edebilir.

Burada belirleyici olan, deneyimin yaşanması değil, bireyin yaşadığı deneyim üzerine düşünerek onu anlamlandırmasıdır. Yaşantının eğitsel bir nitelik kazanması, bireyin onu sorgulamasına ve yaşadıkları üzerine düşünmesine bağlıdır. Bir deneyimin eğitsel bir nitelik kazanabilmesi için bireyin yaşadıklarını sorgulaması, eylemlerinin sonuçları üzerine düşünmesi ve bunlardan yeni bir anlayış geliştirmesi gerekmektedir. Pinokyo’nun dönüşümü de bu bağlamda değerlendirildiğinde, onu eğiten unsurun tamamen yetişkinlerin verdiği öğütler olmadığı görülmektedir. Onun yaşadığı deneyimler, yaptığı seçimler ve bu seçimler üzerine geliştirdiği düşünceler, dönüşüm sürecinin birlikte ilerleyen unsurlarını oluşturmaktadır.

Özellikle balığın karnında Geppetto’yu kurtarmak için giriştiği eylem, Pinokyo’nun dönüşümünde önemli bir kırılma noktasıdır. Pinokyo burada bütünüyle kendi istekleri doğrultusunda hareket eden bir karakter olmaktan çıkarak başka birinin sorumluluğunu üstlenen bir özne hâline gelmektedir. Fedakârlık, sorumluluk ve başkasının iyiliğini gözetme gibi değerler, onun eyleminde somutlaşmaktadır. Bu nedenle Geppetto’yu kurtarma eylemi, Pinokyo’nun önceki deneyimleri doğrultusunda davranışlarını yeniden biçimlendirdiği ve düşünce ile eylem arasındaki ilişkinin somutlaştığı bir aşamayı göstermektedir. Bu yönüyle söz konusu eylem, Freire’nin praksis anlayışıyla ilişkilendirilebilir.

Bununla birlikte, Pinokyo’nun bütün dönüşümünü Freire’nin praksis anlayışıyla özdeşleştirme noktasında temkinli olmak gerektirmektedir. Çünkü Freireci praksis, bireyin kendi deneyimleri üzerine düşünmesinin yanı sıra, içinde bulunduğu gerçekliği eleştirel biçimde kavramasını ve bu gerçekliği dönüştürmeye yönelik eylemde bulunmasını da içermektedir. Oysa Pinokyo’nun deneyimleri ağırlıklı olarak bireysel dönüşüm, ahlaki sorumluluk ve kişilerarası ilişkiler çerçevesinde şekillenmektedir. Bu nedenle Pinokyo’nun hikâyesi, Freireci praksisin doğrudan bir örneği olarak düşünülmemelidir. Pinokyo’nun hikayesi düşünme ile eylem arasındaki ilişkinin ve bireyin deneyimleri aracılığıyla dönüşümünün bazı yönlerini görünür kılan bir eser olarak karşımızda durmaktadır.

Eserin sonunda Pinokyo’nun tahtadan kurtulup etten kemikten “gerçek bir çocuğa” dönüşmesi, eğitim ve özgürleşme açısından farklı biçimlerde yorumlanabilecek bir sonuç ortaya koymaktadır. Bir taraftan bu dönüşüm, Pinokyo’nun bencilliğini aşmasını, empati geliştirmesini, sorumluluk üstlenmesini ve kendi eylemlerinin sonuçlarını kavramasını simgelemektedir. Bu açıdan Pinokyo, başkalarının yönlendirmeleriyle hareket eden edilgen bir “nesne” olmaktan çıkarak kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlenen bir “özne” hâline gelmektedir. Bu yorum, Freire’nin özgürleşme anlayışının bireyin edilgen konumdan çıkarak kendi yaşamına ilişkin karar ve eylemlerinde etkin bir özne hâline gelmesi yönüyle örtüşmektedir. Diğer taraftan “gerçek çocuk” olmanın hangi koşullara bağlandığı sorusu önem kazanmaktadır. Pinokyo’nun ödüllendirildiği son, onun eleştirel düşünme ve bireysel sorumluluk geliştirmesinin yanı sıra, toplum tarafından kabul edilen “iyi çocuk” normlarına uyum sağlamasını da içermektedir. Çalışkan olmak, otoriteye itaat etmek, sorumluluklarını yerine getirmek ve toplumsal beklentilere uygun davranmak, dönüşümün temel göstergeleri hâline gelmektedir. Bu durum, eserin sonunda özgürleşme ile toplumsal normlara uyum arasındaki sınırın belirsizleşmesine neden olmaktadır.

Freire’nin özgürleşme anlayışı açısından bakıldığında özgürlük, mevcut düzene sorgulamaksızın uyum sağlamakla sınırlı değildir. Özgürleşmiş birey, içinde bulunduğu gerçekliği sorgulayabilen, kendi düşüncesini ortaya koyabilen ve gerektiğinde bu gerçekliğin adaletsiz yönlerini değiştirmeye yönelik eylemde bulunabilen kişidir. Dolayısıyla Pinokyo’nun “gerçek çocuk” oluşunu tam anlamıyla bir özgürleşme olarak değerlendirmek yerine, onun toplumsal beklentilere uyum sağlarken aynı zamanda kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlendiği bir özneleşme süreci olarak değerlendirmek daha tutarlı görünmektedir. Bu süreç, Pinokyo’nun özerklik kazanması ile toplumsal uyum arasında devam eden bir gerilimi de ortaya koymaktadır.

Sonuç: Kukladan İnsana mı, Nesneden Özneye mi?

Carlo Collodi’nin Pinokyo adlı eseri, Paulo Freire’nin eleştirel pedagojisi açısından incelendiğinde eğitim, otorite, özgürlük, sorumluluk ve özneleşme arasındaki ilişkiyi tartışmaya açmaktadır. Pinokyo’nun tahtadan “gerçek çocuk”a dönüşmesine, ahlaki bir olgunlaşma ya da yaramazlıktan uslanmaya geçiş olarak bakıldığında eserin taşıdığı daha geniş anlam gözden kaçırılmaktadır. Eser, bireyin kendisine sunulan davranış kalıplarını benimsemesi ile kendi seçimlerini anlamlandırarak sorumluluk üstlenmesi arasındaki farkı görünür kılmaktadır.

Pinokyo’nun yaşadığı deneyimler, eğitimin yalnızca dışarıdan aktarılan bilgiler ve davranış kuralları aracılığıyla gerçekleşmediğini göstermektedir. Onun dönüşümünde karşılaştığı sonuçlar, yaptığı seçimler ve bu deneyimler üzerine geliştirdiği farkındalık belirleyici olmaktadır. Bu yönüyle Pinokyo’nun hikâyesi, düşünme ile eylemin birbirinden ayrılmadığı praksis kavramının bazı boyutlarıyla ilişkilendirilebilir. Bununla birlikte, Freireci praksisin toplumsal gerçekliğin eleştirel biçimde kavranmasını ve dönüştürülmesini de içermesi nedeniyle, Pinokyo’nun bireysel dönüşümünü bütünüyle Freireci praksisle özdeşleştirmek mümkün olamaz.

Eserin sonunda ortaya çıkan “gerçek çocuk” ise bu dönüşümün sınırlarını tartışmalı hâle getirmektedir. Pinokyo sorumluluk üstlenen, başkalarının iyiliğini gözeten ve kendi eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşen bir karaktere dönüşürken, aynı zamanda toplumun onayladığı çalışkan, dürüst, itaatkâr ve sorumlu çocuk modeline de yaklaşmaktadır. Böylece eser, bireyin kendi iradesini geliştirmesi ile toplumsal beklentilere uyum sağlaması arasında bir gerilim oluşturmaktadır. “Gerçek çocuk” olmanın ödül olarak sunulması, özgürleşme ile uyum arasındaki sınırın yeniden düşünülmesini gerekli kılmaktadır.

Bu açıdan Pinokyo, çocuklara belirli ahlaki davranışları kazandırmayı amaçlayan bir eser olarak sınırlandırılamaz. Eser, eğitimin çocuğu mevcut düzenin beklentilerine göre biçimlendirmekle mi, yoksa onun kendi düşüncesini geliştirmesine ve yaşadığı dünyayı sorgulamasına olanak tanımakla mı yükümlü olduğu sorusunu gündeme getirmektedir. Freire’nin eleştirel pedagojisiyle birlikte düşünüldüğünde asıl mesele, Pinokyo’nun sonunda insan bedenine kavuşması değil, kendi yaşamının nasıl bir öznesi hâline geldiğidir. Bu nedenle Pinokyo, çocukluk ve eğitim üzerine olduğu kadar, insanın kendisine biçilen kalıpların dışına çıkarak kendi yaşamıyla kurduğu ilişki üzerine de felsefi bir sorgulama sunmaktadır.

Kaynakça

Collodi, C. (2022). Pinokyo. (E. Berköz, Çev.) İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Freire, P. (2019). Ezilenlerin Pedagojisi (19 b.). (D. Hattatoğlu, & E. Özbek, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Freire, P. (2019). Özgürlüğün Pedagojisi Etik, Demokrasi ve Medeni Cesaret. (G. Kurt Gevinç, Çev.) İstanbul: Yordam Kitap.

Kantarcı Bingöl, Z., & Aybar, Ö. (2020). Paulo Freire’de Bankacı Eğitim Modeline Karşı Problem Tanımlayıcı Eğitim Modeli. Uluslararası Anadolu Sosyal Bilimler Dergisi, 4(4), 307-323.

Yıldrım, A. (2010). Paulo Freire ve Ivan Illich’in Eğitim Anlayışları Üzerine. Ankara: Anı Yayıncılık.

Yılmaz, Z. (2016). Paulo Freire'nin Felsefesinde Özgürleşmenin Aracı Olarak Eğitim. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi (22), 299-313.