KORKU KAYNAKLARI

Fikir Yazıları - Prof. Dr. Faik KANATLI

KORKU KAYNAKLARI

Prof. Dr. Faik KANATLI[1]

Korku, tıpkı aşk gibi her türlü tanıma direnir, ama onu tanımlama girişimlerini de özendirir. Korkunun aşktan ayrıldığı en temel nokta, hemen hemen herkesçe daha sık yaşantılanmasıdır. Hayatı boyunca hiç âşık olmadığını, hatta ona da hiç kimsenin âşık olmadığını söyleyenler olmuştur, ama hiç korkmadığını söyleyene pek rastlanmaz. Korkusuzluğuyla övünen tek tükler çıksa da pek inandırıcı olamazlar. İnsana ve hatta hayvana içkin olan korku o kadar dallanıp budaklanmıştır ki; hem Psikolojinin, hem tıbbın hem de beşeri ve sosyal bilimlerin uğraş nesnesine dönüşmüş. Burada ilkin; Psikoloji, Psikoterapi, Psikiyatri, Endikronoloji, Sinir Bilimleri, Biyoloji ve Evrim, Kültür, Edebiyat, Felsefe, Teoloji, Sosyoloji, Sinema ve Tiyatro korkuyu işleyen alanlar olarak göze çarpar. Kısacası doğa bilimleri ve tıp korkunun vücuttaki hasarına ve bunu giderme olanaklarına odaklanırken, beşeri ve sosyal bilimler onun kültürümüze ve düşünme biçimimize olası etkilerini anlamaya çabalıyor. Ben de bu alandaki okumalarım doğrultusunda, haddimi de bilerek sosyal bilimlerin penceresinden bakarak korku kaynaklarına ve artışına dikkat çekmeye ve olası etkilerine ilişkin bir şeyeler söylemeye çalışacağım bu yazımda.

.

Kaygı, tasa, endişe, tedirginlik, pinpiriklik, tereddüt, aşırı şüphecilik, sarsılma, sendeleme, dengesizlik gibi anlam alanlarında gezinen korkuya ilişkin yazmak; korkuttu beni. Ama bizzat yazmanın bir korku türü olduğunu okuyunca kısmen rahatladım. En azından kaygımın tamamen yersiz olmadığına sevindim. Yine de korkuya değil, kaynaklarına ilişkin yazmaya karar verdim. Ama bu da beni tamamen rahatlatmadı, çünkü sadece korkunun tonları olarak nitelendirdiğim ve aynı zamanda korku kaynakları olabilen fobileri alt alta yazsam bu yazının sınırlarını aşar. O halde sadece hemen hemen herkesin bildiği 10 korku türünü ve dolayısıyla kaynağını anmakla yetinmeliyim:

.

- Ölüm korkusu (nefes alamamak, boğulmak, girdap, kapalı alanda kalma, aç kalma…)

- Güvenirliğini, saygınlığını kaybetme kokusu

- Günah ve günahkârlık korkusu

- Başarısızlık korkusu ( Eğitimin ve hayatın dayattığı sınavlardan duyulan korku)

- Yalnız kalma ve yalnız kalacak zamanı bulamama korkusu

- Özgürlük korkusu; kendi özgürlüğünden, başkasının özgürlüğünden ve özgürlüğün yitirilmesinden duyulan korku

- Kontrolü kaybetme korkusu (belirsizlik, savrulma, öngörülemezlik…)

- Doğa ve doğal afet korkusu ( deprem, fırtına, sel, gök gürlemesi, şimşek çakması, rüzgâr…)

- Toplum önünde konuşmakla özdeşleşen sosyal korku ( hangi ortamda neyi, ne zaman nasıl konuşmak gerektiğine ilişkin kaygılar)

- Geçmişe ve geleceğe yönelebilen rüyalardan duyulan korkular

.

Elbette andığım maddelere çok şey eklenebilir veya çıkarılabilir. Farklı alanlarda, farklı önceliklerle, farklı listeler yapılabilir. Yine de bu 10 madde bile korkunun bütüncül resmini yansıtmaya ve nasıl bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu göstermeye yeter sanırım. Buradan olanaklar varlığı insanın olanakları kadar korku kaynağı olduğu çıkarımını yapabiliriz sanki. Bu çağın korku ikliminde etrafımızı saran tüm nesnelerin korku kaynağına dönüşebileceğini görebiliriz artık. Başka bir söylemle, korkuyu dindirmek için bulundurulan araçlar bile korku kaynaklarını besleyebilir. O halde korku iklimini değiştirmeye yönelmek en akıllıcası.

.

Süper güçlerin korkuyu bir sorun çözme yöntemi olarak benimsemesi ve bunu tüm dünyaya bulaştırması, korkunun değirmenine su taşıyor ve ona akan nehirleri şişiriyor. Bunu neredeyse görmeyen yok. Kirkegaard’ın, “Korku bugüne yönelik değildir, bunun yerine insanlar yalnızca geçmişten ve gelecekten korkarlar” söyleminden esinlenerek bu tutumun hem geçmişi hem de geleceği tehdit ettiğinin ayrımına varmamak olanaksız. Ayrıca, korkunun kültürü ve düşünmeyi belirlediği bir dünya kimin hayallerini süsler ki?

.

Unutmayalım ki, dünya tüm olanaklarını seferber etse bile korkunun tüm kaynaklarını kurutamaz, çünkü korkunun derecesi ve onu üreten koşullar veya nedenler arasında her zaman dolaysız bir bağ olmaz. Kimi zaman küçücük nedenler büyük korkulara sürükleyebilir, büyük tehlikeler de göz ardı edilebilir. Alan çalışmalarında öznel ve nesnel korkulardan söz edilse de korkunun daha çok öznel olduğu gözlemlenebilir. Kurumlar nesnel koşulları iyileştirse bile öznel korkuların azalmasına ancak dolaylı katkı sunabilir.

.

Bana öyle geliyor ki, dünyadaki kaynaklar azaldıkça, korku kaynakları çoğalıyor. Akıl almaz hızdaki tüm gelişmelere rağmen bu kaynakları azaltma olanağı, yalnızca insan odaklı eğitimde saklı. Söylemesi bizden!

.

Kaynakça

Glucksmann, André :Philosophie der Abschreckung. Übersetzt von Thomas Dobberau und Barbara Hennings. Stuttgart/ Berlin 1984, S.350ff.

Kierkegaard, Sören:Entweder-Oder. Hrsg. v. Hermann Diem und Walter Rest. München 1978, S.184.

[1] Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi