Ankaralıyım ben. Hayatımın ilk otuz dokuz yılını Ankara’da geçirdim. Orada büyüdüm, orada şekillendim. Huyum, duruşum, hayata bakışım biraz Ankara gibi oldu sanırım: düzenli, planlı, öngörülü ve mümkünse sürprizsiz.
Ankara güvenli bir alandır benim için. Davranışlarımın olası sonuçlarını, insanların vereceği tepkileri aşağı yukarı tahmin edebilirim. Neyin fazla, neyin makul olduğunu bilirim. Belki memur şehri olmasından, belki bürokrasinin ağırlığından; Ankara’nın görünmez bir iç tüzüğü vardır. Duygular bile belli bir makul seviyede yaşanır.
Sonra İzmir’e geldim ve insanların yaşadıkları şehrin havasına benzeyebildiğini fark ettim.
İzmirliler çoğunlukla güneşli. Neşeli, güler yüzlü, enerjik. Ama İzmir’in havası gibi bir anda yağmur bastırabiliyor. Sesler yükseliyor, dengeler bozuluyor. İçimdeki Ankaralı hemen hesap yapmaya başlıyor: “Peki şimdi bunun sonuçları ne olacak?”
Hiçbir şey.
Bir saat sonra yağmur dinmiş, güneş açmış, az önce sinirlenen insan içkisini alıp deniz kenarına inmiş oluyor. Ne gün içinde yükselen tansiyon omuzlarında ne de ertesi gün yapılacak iş zihinlerinde.
Oysa ikimizin de bir günü yirmi dört saat.
Ankara’da koşturarak, yetişmeye çalışarak, telaşlanarak yaptığım şeylerin burada da yapıldığını gördüm. Üstelik günün sonunda ortaya çıkan iş, çoğu zaman aynı. Değişen, o işi yaparken içinde bulunduğun ruh hâli.
Hangisi daha iyi, bilmiyorum.
Kendimi bir Ankaralı gibi şekillendirmiş olmanın faydasını hayatım boyunca gördüm. Disiplinli, planlı, programlı ve öngörülü olmayı orada öğrendim. Ama hayatımın daha olgun döneminde İzmir’de yaşamanın bana kattığı esnekliği de inkâr edemem. Bunun İzmir’den mi, yoksa yaş almanın getirdiği doğal bir gevşemeden mi kaynaklandığını bilmiyorum.
Yine de İzmir’in “akışına bırak” hâlinin başka bir tarafını görüyorum. Bazen rahatlık, hedefsizliğe dönüşebiliyor. Ulaşılacak bir yer, peşinden gidilecek bir amaç, insanı sabah yatağından kaldıracak bir tutku eksilebiliyor.
Ankara’da ise hedef var. Fakat bazen hedefe yetişmeye çalışırken hayat kaçıyor.
Belli ki ikisinin de biraz eksiği var.
Hayat, bütün planlarımızı gerçekleştirecek kadar gün verir mi, bilmiyoruz. Ama bunu bilmiyoruz diye bugünümüzü tüketmek de; yalnızca bugünü yaşayacağız diye yarından vazgeçmek de bana doğru gelmiyor.
Ben galiba artık ikisinin ortasında bir yer açıyorum kendime.
Ankara’dan aldığım disiplinle İzmir’den öğrendiğim esnekliği; bir yere varma arzusuyla yolda olmanın keyfini birleştirmeye çalışıyorum.
Hedefim var.
Ama artık giderken denizden esen rüzgârın saçlarımı savurmasına tüm neşemle izin veriyorum.