Garabet… (Veya evet mi dediniz?)

Sosyal Bilimler - Haydar Uzunyayla

Bir garabete, bir tuhaflığa, bir sümüklü böceğe veya bir anlamsızlığa efsanevi ve tanrımsı anlamlar yükleyip onu onaylamak aptallıktan kaynaklanır. İnsanın aptallığı… Bu öylesine güçlü bir akıl problemidir ki, son derece olağan hal almış bu yapıyı tarih boyunca hemen hemen her çağda, her uygarlıkta görebiliyoruz. Böyle olmasaydı eğer bugünlerde aklı başında, ciddi hiçbir hukukçu topluluğu veya politikacı çoğunluğu, sırf özgürlüğü zincirlemek, en doğal hakkın önünü kesmek için 700 yıl veya 7000 yıl önce yaşanmış, artık köhnemiş, koşulları farklılaşmış herhangi bir sözleşme veya yasayla yeniden nikahlanmayı ileri sürmezdi… (Yeri gelmişken burada bir parantez açıp şunu söylemeliyim: Bana göre sadece aptallar ve zorbalar yasa ve sözleşmelerle nikahlanır. Yücelik, olgunluk, bilgelik yoksunu ama kibirli, ama eşitsiz, ama açgözlülükte birinci sırada olanlar yasa ve sözleşmelere gerek duyarlar. Bireyin gerçekliğini boğmak, üstünü örtmek, ikinci, üçüncü sıraya düşürmek, onu sahte ve yalan olana feda etmek, tarih boyunca hep yasa ve sözleşmelerin zorba ve aptal savunucuları tarafından yapılmıştır.)

Ve çok gariptir ki birbirlerini tamamlayan bu iki gücün toplumda hatırı sayılır oranda “evet” deyicileri de vardır. Bunlar toplumun ara yüzlerini oluştururlar ve her defasında sabit, küçük olarak kalmayı seçerler. Çok isteseniz de bunları yükseltemezsiniz, çünkü lahmacun ile bulgur pilavı arasında dolaşan herhangi biri, sorunu algılayamaz muhtemelen. Kendisi hakkında, kendi varlığı, nasıl yaşaması gerektiği hakkında hiçbir şey bilmeyen veya bir şey bilmesine engel konulan birini gözünüzün önüne getirin… Bu şahıs bu haliyle yaşamın anlamını ve işlevini kavrayabilir mi? Böyle biri pazar yeri cümbüşünü bırakıp dağlara kaçan Zerdüşt’ü ve Yunus Emre’nin bir ömür süren sevdasını anlayabilir mi? “Evet” temelinde yaşama döngüsünü yürüten biri soru çoğaltabilir mi? Bir kelebeğin kanat çırpmasını dahi, kendisine görsel şölen olarak algılayan biri, muhtemelen anlam ve çözüm üretmekten uzaktır ve büyük ihtimalle bunlar evrim tarafından yanılsama sonucu ortaya saçılarak, standart, tek çizgi üzerinde yürümeye mahkum edilmiştir…

*********

Bizim şimdiye kadarki yaşamak serüvenimiz “evet” onaylayıcı sözcüğü temelinde, efendi-köle çemberinde dönmektedir. “Evetlerle” devam eden, çok az değişebile trajik hayatlara sahibiz. “Evet” onaylayıcı sarmalı içinde olgunlaşmaya fırsat bulamadan kırılıyoruz. Keramet sandığımız “evetlerin” bolluğu bizi eğiyor, büküyor…

Yüksek, kuşbakışı bakışlar gerekiyor bize. Sorumluluk ve olgunluk bağı bizi her defasında yeniden var eder. Geçmişe değil geleceğe bağlı kalmak, zihnimizde, eğitimimizde, siyaset, kültür, tarım, ekonomi vs. ilişkilerimizde ve karakterimizde, evimizden sokağımıza kadar en iyisini istiyorsak, “hayır” seslerinin sayısı çoğalmalıdır.

Genel olarak “evet” demek hayatımızın kalitesini yükseltmez. Zincirleri çözmek gibi bir özelliğe sahip değildir “evet”. Bu edilgen seçeneğe olduğu gibi uyulduğunda, yaşamı anlama ve kavrama bilinci de kaybolur…

*************