Bir Çocuğun Kaderini Değiştiren Öğretmen

Eğitim Bilimleri - Gül tatlı

Bazı insanlar hayatımıza sessizce girer. Ne büyük sözler söylerler ne de kendilerini hatırlatmak için özel bir çaba gösterirler. Fakat yıllar geçtikten sonra geriye dönüp baktığımızda, bugün olduğumuz kişi üzerinde en büyük izlerden birini onların bıraktığını fark ederiz. Çoğu insanın hayatında böyle bir öğretmen vardır. Belki adını yıllar sonra bile unutmadığı, belki de yalnızca bir cümlesini hatırladığı bir öğretmen…

Öğretmenlik, çoğu zaman sınıfa girip bir konuyu anlatmak, ödev vermek ve sınav yapmak gibi görünür. Oysa bir öğretmenin asıl etkisi, çoğu zaman ders kitabının dışında başlar. Öğretmen, çocuğun yalnızca ne bildiğini değil, kendisini nasıl gördüğünü de şekillendirir. Çünkü bir çocuk, kendisine bakmayı önce ailesinin, sonra öğretmeninin gözlerinden öğrenir.

Bir öğretmenin “Sen yapabilirsin.” demesi, yetişkinler için sıradan bir cümle olabilir. Ancak kendisine hiç güvenilmemiş bir çocuk için bu söz, hayatının yönünü değiştirebilir. Sürekli başarısız olduğu söylenen, arkadaşlarıyla kıyaslanan, sessizliği fark edilmeyen bir öğrenci; öğretmeninin ona duyduğu güven sayesinde ilk kez kendisinin değerli olduğuna inanabilir.

Sınıflarda her zaman öne çıkan öğrenciler vardır. Sorulara hızlı cevap veren, parmak kaldıran, yüksek not alan ve öğretmenlerin dikkatini kolayca çeken çocuklar… Bir de arka sıralarda sessizce oturanlar vardır. Yanlış cevap vermekten korktuğu için konuşmayan, evindeki sorunları kimseye anlatamayan, başarısızlığını tembellikle gizlemeye çalışan çocuklar…

İşte gerçek öğretmenlik, çoğu zaman o arka sıraya bakabilmektir.

Çünkü bazı çocukların ihtiyacı daha fazla ödev değil, kendilerini gören bir yetişkindir. Bazen bir öğretmenin teneffüste sorduğu “İyi misin?” sorusu, bir çocuğun günlerdir duymayı beklediği tek cümledir. Bazen herkesin içinde azarlamak yerine yanına oturmak, yanlışını yüzüne vurmak yerine nedenini anlamaya çalışmak gerekir.

Çocuklar her zaman yaşadıklarını kelimelerle anlatamazlar. Bazıları içine kapanır, bazıları öfkelenir, bazıları derslere ilgisini kaybeder. Yetişkinler ise çoğu zaman davranışın arkasındaki nedeni görmek yerine, çocuğa bir etiket yapıştırır: Tembel, yaramaz, ilgisiz, başarısız…

Oysa hiçbir çocuk yalnızca aldığı nottan ibaret değildir.

Bir öğretmenin sorumluluğu, öğrencinin eksiklerini göstermek kadar güçlü yanlarını da ortaya çıkarmaktır. Çünkü eğitim, çocuğa sürekli neyi yapamadığını hatırlatmak değildir. Eğitim, onun yapabileceklerini keşfetmesine rehberlik etmektir.

Belki matematikte zorlanan bir çocuk çok güzel resim çiziyordur. Belki sınıfta konuşmayan bir öğrenci, yazdığı hikâyelerde bambaşka bir dünyaya sahiptir. Belki hareketli olduğu için sürekli uyarılan bir çocuk, doğru yönlendirildiğinde çok başarılı bir sporcu olacaktır. Öğretmen, çocuğu yalnızca bugünkü hâliyle değil, içinde taşıdığı ihtimallerle görebilen kişidir.

Geçmişte pek çok başarılı insanın hayatında, onlara inanan bir öğretmenin izine rastlarız. Ancak burada yalnızca dünyaca tanınan kişilerden söz etmiyoruz. Öğretmeninin desteğiyle okula devam eden, meslek sahibi olan, ailesinde üniversiteye giden ilk kişi olan ya da yalnızca hayata daha sağlam tutunan her çocuk, aslında bir başarı hikâyesidir.

Bir çocuğun kaderini değiştirmek, onun mutlaka çok önemli bir makamda bulunmasını sağlamak anlamına gelmez. Bazen kaderini değiştirmek, ona kendisini değersiz hissettiren bir döngüyü kırmaktır. Bazen şiddet gördüğü bir evden çıkıp kendi ayakları üzerinde durmasına vesile olmaktır. Bazen yıllarca taşıdığı “Ben yapamam.” düşüncesini, “Ben de deneyebilirim.” cümlesine dönüştürmektir.

Öğretmenin kullandığı dil bu nedenle çok önemlidir. Çocuğa söylenen bir söz, onun zihninde yıllarca kalabilir. “Senden hiçbir şey olmaz.” cümlesi de unutulmaz, “Senin farklı bir yeteneğin var.” cümlesi de…

Çocuklar öğretmenlerinin söylediklerini yalnızca duymazlar; zamanla o sözleri kendi iç sesleri hâline getirirler. Bu yüzden öğretmen, bazen farkında olmadan bir çocuğun gelecekte kendisine nasıl konuşacağını belirler.

Elbette öğretmenlik kolay bir meslek değildir. Kalabalık sınıflar, yoğun müfredat, sınav baskısı, idari sorumluluklar ve sürekli değişen beklentiler arasında her öğrenciye ayrı ayrı ulaşmak oldukça zordur. Öğretmen de yorulur, üzülür, bazen çaresiz hisseder. Fakat bütün bu zorluklara rağmen bir çocuğun hayatında açılan küçücük bir pencere, öğretmenliğin neden yalnızca bir meslek olmadığını gösterir.

Bir öğrencinin yıllar sonra öğretmenine dönüp “Bana ilk kez siz inandınız.” demesi, belki de bu mesleğin en büyük ödülüdür. Çünkü öğretmenin emeği her zaman karneye, sınav sonucuna ya da istatistiklere yansımaz. Bazı emeklerin sonucu yıllar sonra ortaya çıkar. Bir öğrenci zor bir kararın eşiğindeyken öğretmeninin sözünü hatırlar. Vazgeçmek üzereyken, yıllar önce kendisine duyulan güveni düşünür. Belki öğretmeni o an yanında değildir; fakat bıraktığı iz hâlâ oradadır.

Eğitim sisteminde başarı çoğu zaman rakamlarla ölçülür. Kaç öğrenci sınav kazandı, kaç kişi yüksek not aldı, okulun başarı ortalaması ne kadar yükseldi? Bunların hepsi elbette önemlidir. Ancak eğitimin insan üzerindeki etkisini yalnızca rakamlarla açıklamak mümkün değildir.

Bir çocuğun özgüven kazanması hangi tabloya yazılır? Kendisine zarar vermekten vazgeçmesi hangi başarı ortalamasına eklenir? Okulu bırakmayı düşünürken yeniden derslerine sarılması hangi sınav sonucunda görünür?

Eğitimin en kıymetli sonuçları bazen görünmezdir.

Bu nedenle öğretmenlere yalnızca bilgi aktaran kişiler olarak bakmaktan vazgeçmeliyiz. Öğretmen, çocuğun dünyasında güvenilir bir yetişkin, bir yol gösterici ve bazen de hayatındaki tek umut olabilir. Bunun için öğretmenin mükemmel olması gerekmez. Her sorunun cevabını bilmesi, bütün öğrencilerle aynı yakınlığı kurması da mümkün değildir. Fakat adil olması, dinlemesi, küçük düşürmemesi ve çocuğun kişiliğine saygı duyması büyük bir fark yaratır.

Çocuklar yıllar sonra derslerde anlatılan her konuyu hatırlamayabilirler. Bir şiirin bütün dizeleri, bir formülün ayrıntıları ya da tarihlerin tamamı unutulabilir. Fakat öğretmenlerinin yanında kendilerini nasıl hissettiklerini kolay kolay unutmazlar.

Kendilerini güvende mi hissettiler, yoksa sürekli korktular mı? Hata yaptıklarında yeniden denemeleri için cesaretlendirildiler mi, yoksa herkesin içinde utandırıldılar mı? Fikirleri dinlendi mi, yoksa susturuldular mı?

İşte bir öğretmenin gerçek mirası, bu soruların cevaplarında saklıdır.

Belki bugün bir sınıfta sessizce oturan, kendisine inanmayan bir çocuk vardır. Belki evinde duyduğu ağır sözlerle okula gelmiş, başarısızlığını kaderi sanmıştır. Belki kimse onun içinde taşıdığı cevheri henüz fark etmemiştir.

Bir öğretmenin bakışı, bir cümlesi, küçük bir desteği her şeyi değiştirebilir.

Çünkü bazen bir çocuğun kaderini değiştirmek için büyük imkânlara değil, onun içinde hâlâ bir umut olduğunu görebilecek bir öğretmene ihtiyaç vardır.