LGS VE TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLERİN YENİDEN ÜRETİMİ
.
Modern toplumlarda eğitim, uzun yıllar boyunca bireylerin toplumsal statülerini dikey yönlü değiştirebilmelerini sağlayan, fırsat eşitliğinin ve sınıfsal geçirgenliğin en önemli aracı olarak kabul edilmiştir. "Eğitim yoluyla sınıf atlama" ya da yaşamını daha nitelikli bir noktaya taşıma fikri, özellikle yoksul ve dezavantajlı kesimlerin çocukları için geleceğe tutunmanın en güçlü dayanağı olagelmiştir. Ancak Türkiye’deki Liselere Geçiş Sistemi kapsamında yapılan merkezi sınavlar (LGS) gibi eleme odaklı merkezi sınavlar, bu toplumsal vaadin tam aksine işleyen, mevcut sınıfsal uçurumları kökleştiren ve eşitsizlikleri meşrulaştırarak yeniden üreten birer mekanizmaya dönüşmüştür.
.
12 Temmuz’da açıklanan LGS verileri, bu sistemin pedagojik bir yönlendirmeden ziyade yapısal bir dışlama aracı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sınava katılan yaklaşık 1 milyon öğrenciden yalnızca %15,6’sının merkezi sınavla öğrenci alan okullara yerleşebilmesi, geri kalan %84,4’lük devasa çoğunluğun ise yerel yerleştirmeye mecbur bırakılması, sistemin daha en başından kitlesel bir elenme üzerine kurulduğunu göstermektedir. Kamuoyunun ve medyanın sadece zirvedeki azınlığa odaklanması, geride kalan ve sistemin dışına itilen milyonlarca çocuğun geleceksizliğini görünmez kılmaktadır.
.
KURUMSAL AYRIŞMA: “NİTELİKLİ” VE “NİTELİKSİZ” OKUL İLLÜZYONU
.
LGS’nin eğitim sistemine getirdiği en yıkıcı kavramsal tahribat, okulların resmi ve toplumsal algıda "nitelikli" ve "niteliksiz" olarak ikiye bölünmesidir. Bir devletin, kendi eliyle açtığı ve finanse ettiği okulların sadece küçük bir kısmını "nitelikli" ilan edip, geriye kalan ezici çoğunluğu bu tanımın dışında bırakması, anayasal bir hak olan eğitim hakkının özüne aykırıdır. Bu ayrışma, eğitim kurumlarını eşit yurttaşlar yetiştiren mekanlar olmaktan çıkarıp, kast sistemine benzer bir hiyerarşinin basamakları haline getirmektedir.
.
Merkezi sınavla öğrenci alan akademik eğitim odaklı Anadolu, fen ve sosyal bilimler liselerinin kontenjanları sistematik olarak daraltılırken, meslek ve imam hatip liselerinin kontenjanlarının artırılması tesadüfi bir planlama değildir. Bu durum, tercih hakkı elinden alınan yoksul aile çocuklarının önüne iki bariyer koymaktadır:
.
Ekonomik Ayrışma ve Özel Okul Dayatması: Akademik eğitim almak isteyen ancak merkezi sınavda binde birlik dilimlere giremeyen alt-orta sınıf aileler, çocuklarının geleceğini kurtarabilmek adına tüm ekonomik imkânlarını zorlayarak özel okullara yönelmektedir. Paran kadar eğitim anlayışı, LGS’nin işleyiş yapısıyla adeta bir zorunluluk haline getirilmektedir.
.
Geleceksizliğe Hazırlanış: Maddi imkânı özel okula yetmeyen ve "niteliksiz" olarak etiketlenmiş yerel okullara gitmek zorunda kalan %84,4’lük çoğunluk ise daha 14 yaşında başarısızlık hissiyle baş başa bırakılmaktadır. Bu okullarda son yıllarda tırmanışa geçen devamsızlık, disiplin sorunları, şiddet ve okul terkleri, öğrencilerin içine itildikleri bu motivasyonsuzluk ve geleceksizlik girdabının doğrudan bir sonucudur.
.
İKİ KUTUPLU GELECEK
.
LGS’nin yoksul ve dezavantajlı halk çocukları için çizdiği gelecek haritası, neoliberal piyasa dinamikleri ile siyasi iktidarın ideolojik ajandasının kesişim noktasında şekillenmektedir. Sınav sistemi, yoksul çocuklarına kendi yaşamlarını özgürce belirleme hakkı tanımamakta; onları ya sermayenin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü ordusuna ya da iktidarın arzuladığı politik kitle tabanına dönüştürmektedir.
.
Akademik liselerin kontenjanları daraltıldıkça, yoksul ailelerin çocukları burslar, teşvikler ve "erken meslek edinme" vaatleriyle mesleki eğitim merkezlerine (MESEM) ve meslek liselerine yönlendirilmektedir. Bu süreç, çocukların entelektüel gelişimini ve yükseköğrenime erişim umudunu ellerinden alarak, onları henüz çocuk yaşta fabrikaların, atölyelerin ve şantiyelerin güvencesiz, ucuz ve niteliksiz işgücü ihtiyacını karşılayan birer nesneye dönüştürmektedir. Eğitim, yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olmak yerine, yoksulluğun nesiller boyu devredilmesini sağlayan bir banta dönüşmektedir.
.
Diğer taraftan, kontenjan artışları ve idari yönlendirmelerle alternatifsiz bırakılan öğrencilerin bir diğer adresi ise imam hatip liseleri olmaktadır. Bu okulların toplumsal talep oranının çok üzerinde açılması ve yaygınlaştırılması, bilimsel ve akademik eğitim talebinin bastırılması anlamına gelmektedir. Buradaki temel amaç, sorgulayan, eleştiren ve hak arayan nesiller yerine; mevcut sosyo-politik yapıyı rıza ile kabul edecek, iktidarın kültürel ve siyasi hegemonya zeminini tahkim edecek tek tipleştirilmiş bir kitle tabanı yaratmaktır.
.
KAYBOLAN UMUTLAR VE GELECEK BELİRSİZLİĞİ
.
Bu acımasız eleme sisteminin yarattığı en büyük toplumsal maliyet, yeni nesillerin gelecek inancını ve umudunu kaybetmesidir. Geçmiş kuşaklar için çalışmak, okumak ve emek vermek, daha iyi bir yaşamın anahtarı olarak görülürken; bugünün gençleri için merkezi sınavlar aşılması imkânsız sınıfsal duvarlara dönüşmüştür.
.
Eğitimde eşitliğin tamamen yok edildiği bir iklimde, yoksul bir ailenin çocuğunun ne kadar çalışırsa çalışsın, özel ders alan, kurslara giden, her türlü sosyo-kültürel avantaja sahip akranlarıyla aynı kulvarda yarışamayacağı gerçeği artık gizlenemez bir boyuttadır. Bu durum, gençlik dalgasında derin bir yabancılaşma, apolitikleşme ve akut bir umutsuzluk yaratmaktadır. Eğitim yoluyla kendi geleceğini belirleyemeyeceğini gören genç nesiller için gelecek; planlanabilir bir süreç olmaktan çıkmış, kaygı ve belirsizlikle dolu karanlık bir tünele dönüşmüştür. LGS, bu anlamıyla sadece bir lise giriş sınavı değil, yoksulun ve dezavantajlının sistem dışına atıldığı kitlesel bir tasfiye operasyonudur.
.
BAŞKA BİR EĞİTİM MÜMKÜN
.
Mevcut karanlık tabloya rağmen, gençleri erkenden eleyen ve geleceksizliğe mahkûm eden bu rekabetçi model kaçınılmaz değildir. Her öğrencinin kendi ilgi, yetenek ve eğilimleri doğrultusunda, dilediği okul türünde sınavsız, ücretsiz ve nitelikli kamusal eğitim alabileceği bir sistem inşa etmek tamamen mümkündür.
.
Bunun ilk adımı, okullar arasındaki altyapı, öğretmen kadrosu ve bütçe olanakları farklılıklarını ortadan kaldırarak "mahalle okulunu" en nitelikli eğitim merkezi haline getirmektir. Eğitim yatırımları, belirli seçkin okullara ya da ideolojik olarak fonlanan okul türlerine değil, tüm çocukların eşit şekilde yararlanabileceği kamusal alanlara aktarılmalıdır. Çocukları daha 14 yaşında sermayenin veya siyasetin ihtiyaçlarına göre kategorize eden eleme sınavları kaldırılmalı; yerine öğrencilerin kendilerini keşfedebilecekleri bir ortaöğretim yapısı kurulmalıdır. Eğitim bir yarış, öğrenciler birer yarış atı ve okullar birer ticarethane ya da ideolojik laboratuvar olmadığı zaman; adil, eşitlikçi ve özgür bir geleceğin kapıları tüm çocuklar için yeniden açılacaktır.
.
ÖZGÜR BOZDOĞAN