Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

EPİKTETOS’UN ÖZGÜRLÜK VE MUTLULUK ANLAYIŞI

Mustafa Günay

Kategori: Felsefe-Mantık - Tarih: 07 Mayıs 2024 16:30 - Okunma sayısı: 204

EPİKTETOS’UN ÖZGÜRLÜK VE MUTLULUK ANLAYIŞI

EPİKTETOS’UN ÖZGÜRLÜK VE MUTLULUK ANLAYIŞI[1]

“Bizi ezen şey, felsefeyi dudaklarımızın ucu ile tadar tatmaz, hemen

lider rolü oynamaya çıkmak, başkalarına faydalı olmayı düşünmek

ve dünyayı yeniden düzeltmek isteyişimizdir. Hey dostum! İlk önce

kendini düzelt.” Epiktetos

Felsefe tarihinde Anadolu’nun tarihsel önemi

Öncelikle felsefe tarihinde Anadolu’nun tarihsel öneminden söz etmek uygun olur. 25OO yıl önce Anadolu’nun Batı Ege kıyı şehirleri başta olmak üzere, felsefi düşüncenin doğuşuna tanık oluruz. Felsefenin Anadolu topraklarında yeşermesi ve zaman içinde başka kültürlerin toprağında da gelişmesi söz konusudur. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde doğmuş, yaşamış ve felsefe yapmış olan nice filozoflar vardır. Bu noktada Miletli filozoflar olarak Thales, Aneksimenes, Anaksimandros anımsanabilir. Ayrıca Efesli Herakleitos, Urlalı Anaksagoras ve daha birçok filozof adı sayılabilir. Tarihsel açıdan Anadolu coğrafyası felsefi düşüncenin tarihinde önemli bir yere sahiptir. Tarsus, Stoa felsefesi ve okulları açısından da önemlidir. Bunlardan dışında daha başka Anadolu kentlerinde doğmuş ya da yaşamış filozoflar söz konusudur.

“Anadolu’da Felsefeye Yolculuk” adıyla başlatıp sürdürdüğümüz bir proje var. Bu projeyle, çeşitli Anadolu şehirlerinde yaşamış olan filozoflardan kimilerini bir dizi etkinlik düzenleyerek gündeme getiriyoruz. Projenin ilk adımını 2012 yılında Denizli’de Epiktetos etkinliğiyle atmıştık. 2013 yılında ise önce Sinop’ta Diogenes’i ele aldık. 2013 güzünde ise Aydın’da Miletos okulu filozoflarını konuştuk-tartıştık. Projenin 4. adımı ise, 6-7 Kasım 2015 tarihinde Urla’da Anaksagoras’ın ele alındığı toplantı oldu.

Seçtiğimiz kentler ve filozoflar, Anadolu’da felsefenin geçmişine ışık tutarken, aynı zamanda felsefenin geleceğine ilişkin ipuçları da sunabilecektir diye umut ediyoruz. Anadolu’daki felsefe yolculuklarımızın başka kentler ve filozoflarla devam etmesini de arzuluyoruz.

Epiktetos’un stoacı yönü, düşünceleri ve etkisi

Hierapolis’te doğmuş olan ve Stoa felsefesinin son döneminde yer alan en önemli filozoflardan biri olarak kabul edilen Epiktetos, Sokrates gibi yazılı eser bırakmamıştır. Ancak öğrencilerinden birisi onun düşüncelerini kaleme alarak günümüze kadar gelmesine katkıda bulunmuştur. Epiktetos’un felsefesinin nasıl bir insan anlayışına dayandığını, bazı yönleriyle ortaya koymaya çalışacağım. Ama onun insan anlayışına geçmeden önce, kısaca stoa felsefesinin temel özelliklerine ve Epiktetos’un felsefe anlayışına değinmek yerinde olur diye düşünüyorum.

Stoacılık ve Temel Özellikleri

Stoacılığın en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Epiktetos’un felsefe anlayışını ve insan görüşünü ele almadan önce, kısaca Stoacılık hakkında bazı şeyler söylemek yerinde olur. M.Ö. 4. yy ile M.S. 2. yy arasındaki yaygın bir felsefe akımı olan ve birçok düşünürün katkılarıyla meydana gelmiş olan Stoa felsefesi, çoğunlukla üç döneme (ilk, orta ve geç Stoa) ayrılarak ele alınır. Her dönemin kendine özgü problemleri ve temaları bulunmakla birlikte, tümünde stoa felsefesinin genel çizgisi devam etmektedir. Stoacılığın ideal ve pratik amacı, yani kişisel mutluluk ahlakının kurulması, Stoa felsefesinin üç dönem boyunca geçirdiği evrim içinde temel anlayış olma özelliğini korumuştur. Felsefenin üç temel alanda ele alındığını görebiliriz: mantık, fizik ve ahlak. Özellikle son dönem (Roma Stoası) ahlaki yön daha belirgin bir duruma gelmiştir.

Özellikle Herakleitos’un felsefesinden etkiler taşıyan Stoacılık’ta, oluş, logos’a, yani evrensel akıl’a göre meydana gelir. İnsanın da evrensel akıldan/logostan pay alması söz konusudur. Stoa felsefesinde mutluluk ve iyi yaşamak için doğaya uygun olma zorunluluğu söz konusudur. Doğaya göre yaşamak, aynı zamanda evrensel akla, logosa göre yaşamak demektir. Stoa felsefesinde insanın kendisinin efendisi olması gerektiği düşüncesi belirgindir. İnsan mutluluk ve dinginlik için, dış koşullara göre değişmemeli, sabırlı olmalı ve hayatın karşısına çıkardığı acılara katlanmalıdır.

Stoa felsefesinde yer yer kaderci düşüncelerle karşılaşsak da, Stoacılığın belirlenimci bir evren düşüncesinden yola çıkarak, özgürlükçü bir ahlak anlayışı ortaya koymaya çalıştığı söylenebilir. Epiktetos gibi diğer Stoacı filozoflar da insandaki akıl ve iradeye büyük önem vermişlerdir. Stoa felsefesinin etkileri düşünce tarihinin sonraki dönemlerinde ve birçok filozofta görülebilir. Bir örnek olarak, Kant’ın ödev ahlakının stoacılıktan etkiler taşıdığını söylemek mümkündür.

Epiktetos’un Felsefe Anlayışı

Epiktetos, felsefeyi kuram-eylem birliği içinde ortaya koyan bir anlayışa sahiptir. Onun felsefeyi insan yaşamı ve eylemleriyle ilişkili olarak kavradığını söyleyebiliriz. Düşünce ve bilginin hayata aktarılması, hayatla bütünleşmesi gerektiğini belirten Epiktetos, bu konuda şunları söyler: “Bu nedenle filozofların bize en büyük öğütü, öğrendiklerimizi sırf öğrenmiş olmakla yetinmemek ve çalışmalarımızı kendimizce artırarak bildiklerimizi hayata geçirmektir. Fakat biz sürekli doğayla uyumsuz davranışları öğrendiğimiz için, hayata geçirdiklerimiz de onlar oluyor. Eğer öğrendiğimiz doğruları hayatımızda uygulamazsak, başkalarının felsefesini yorumlayan birer geveze olmaktan öteye geçemeyiz.”(Epiktetos 2010: 201)

Görüldüğü gibi Epiktetos için felsefe yaşam içindir, bu nedenle bir doğrunun yalnızca öğrenilmesi yetmez, önemli olan onun hayata uygulanmasıdır. Düşünce ve bilgilerin hayata uygulanabilmesi ise rastlantısal ve keyfi biçimde değil, ancak belirli kurallar çerçevesinde mümkündür. Bu nedenle Epiktetos, felsefenin kuralların uygulanmasıyla ilgili yanına büyük önem verir. Ona göre, “LXXX. – Felsefenin en önemli bölümü kuralların uygulanmasını anlatan bölümdür. Örneğin: Hiç yalan söylememelidir. İkinci bölümü bunun ispatını gösterendir; neden yalan söylememeli? Üçüncüsü ise bu ispatların delillerini vererek, bir ispatın ne olduğunu ve onun gerçekliğini ve kesinliğini gösteren bölümdür ki delil, sonuç, zıtlık, çelişme, gerçek, çürüklük gibi türlü terimleri anlatır ve açıklar. Üçüncü bölüm, ikincisi için ve ikincisi birincisi için zorunludur. Ama hepsi için zorunlu olan birinci bölümdür ve orada durmak gerekir. Genellikle bu düzeni tersine çevirir ve yalnız üçüncüsüne önem veriririz. Bütün çabamız, bütün incelemelerimiz üçüncüsü için; delil ve ispat için olur. Ve birinciyi, uygulama olan bölümü unuturuz. Böylece gerekince yalan söylemekten çekinmeyiz. Buna karşılık yalan söylememek gerektiğini her zaman iyice ispata hazırız.”(Epiktetos 1994: 45)

İnsanın felsefenin ortaya koyduğu kurallar çerçevesinde yaşamını ve eylemlerini doğru biçimde düzenleyebilmesi için yalnızca felsefe bilgisi, felsefeyle yüzeysel bir tanışma yeterli değildir. Bu noktada kişinin, hayatı ve dünyayı değiştirip düzeltmeden, değiştirmeden önce kendisinde bir düzeltme yapması gerekir. Bir başka deyişle başkasından ve dünyadan önce kişinin kendini düzeltmesinin gerekli olduğunu söyleyen Epiktetos bu konuda şöyle der: “XXVIII. – Bizi ezen şey, felsefeyi dudaklarımızın ucu ile tadar tatmaz, hemen lider rolü oynamaya çıkmak, başkalarına faydalı olmayı düşünmek ve dünyayı yeniden düzeltmek isteyişimizdir. Hey dostum! İlk önce kendini düzelt. Ondan sonra insanlara, felsefenin yola koyduğu bir adam göster. Soydaşınla; yer, içerken, gezip dolaşırken kendi örneğinle onları aydınlat.”(Epiktetos 1994: 109)

Epiktetos’ta kuram-eylem bağıntısı, aynı zamanda değer-eylem bağıntısını da içerir. Bu nedenle o felsefenin söylemsel yönünden çok eyleme dönük önünü vurgular: “XXIV. – pek çok yiyeceği olduğu halde yiyemediği için sıska, cılız kalan kimselere benzeriz. Güzel ahlak kurallarımız vardır. Ama bunlar laf etmek içindir, uygulamak için değildir. Davranışlarımız sözlerimizi yalanlar.. Adam değiliz. Filozof rolü oynamak isteriz. Yük bizim için çok ağırdır. Bu; tıpkı iki kiloluk yükü taşıyacak gücü olmayan bir adamın Aias’ın taşını yüklenmeye girişmesi gibidir.”(Epiktetos 1994: 83

İrade kavramı onun felsefesinin de temel kavramlarının başında gelir. İrade, insanı özgürlüğe kavuşturma ve kölelikten kurtulma konusunda bir güç olarak anlaşılır.

Epiktetos’un Felsefesinde Akıl, Ahlak ve İnsan

Epiktetos’un felsefesi insan yaşamı ve eylemleriyle ilişkilidir. Epiktetos’un felsefesinde ahlaki yön belirgindir. Epiktetos’a göre akıl, insanın temel varlık koşulu olduğu için özen gösterilmesi gereken bir şeydir.

Epiktetos’un felsefesinde ahlaki yön belirgindir. Öğrencilerinin kaleme aldığı düşüncelerinin bir yaşama ve ahlak felsefesi özelliği taşıdığını saptamak mümkündür. Kişiye dünyada izleyeceği yolu ve nasıl yaşaması gerektiğini gösteren düşüncelerinin temelinde belli bir insan doğası anlayışının bulunduğunu söyleyebiliriz. Burada sorulması gereken soru da ortaya çıkar: Epiktetos’a göre insan nedir, nasıl bir varlıktır, onun doğasının temel nitelikleri ve belirleyicileri nelerdir? Bu soruya önce kısaca bir cevap verirsek, şöyle diyebiliriz: Epiktetos için insan, akıl sahibi ve ölümlü bir varlıktır. Akıl, insanı hayvanlardan ayıran bir yetenektir. İnsan kişiliği, akla dayalı eylemlerle kurulur, akıldışı eylemlerle bozulur.

Epiktetos, insan doğasının özelliklerini anlama konusunda bir güçlüğe dikkati çekerek, akıl bağlamında insan ile diğer canlılar arasında bir karşılaştırma yapar: “İnsan doğasının özelliklerini anlamamız çok kolay bir iş değil. Çünkü insan, akıl sahibi ve ölümlüdür. Akıl yeteneğimiz bizi kimlerden ayırır? Yabani canavarlardan, koyunlardan ve benzeri hayvanlardan. Öyleyse yabani bir canavarın yaptıklarını yapmamaya özen gösterin. Fakat bunları yaptığınız zaman insan kişiliğinizi yitirtirsiniz; bu kişiliğe sahip olarak vermiş olduğunuz sözü yerine getirmemiş olursunuz.”(Epiktetos 2010: 199)

Görüldüğü gibi Epiktetos’a göre insanın kendini diğer canlılardan ve hayvanlardan ayırt eden akla göre eylemesi gerekir. Akla uygun eylememenin insanı insan olma durumundan uzaklaştırması, bir başka deyişle insan kişiliğinin kaybolması söz konusudur. Bu noktada Epiktetos’un akıl yetisini/akılsallığı etik değerler, en başta da iyilik kavramı temelinde düşündüğünü söylemek mümkündür. Akıl ve erdemler arasında kurulan bağıntıyı onun şu sözlerinde görebiliriz: "İnsan doğası nedir? Asıp kesmek, can yakmak, hapislere kapatmak ve öldürmek mi? Hayır. İnsanın doğası iyiliktir, öteki insanlarla işbirliği yapmaktır, onların iyiliğini istemektir. Bu durumda, ister kabul edin ister etmeyin (insan) akıl dışı davrandığı sürece kötü bir durumdadır."(Epiktetos 2010: 499)

Epiktetos’a göre akıl, insanın temel varlık koşulu olduğu için özen gösterilmesi gereken bir şeydir. Burada insanın varoluşunda ve yaptığı eylemlerde akla dayalı hareket edilmesi doğrultusunda unutulmaması gereken bir ilke söz konusudur. Bu konuda Epiktetos şöyle der: “LXXIV. – yürürken bir çiviye basmamaya, ayağının burkulmamasına özendiğin gibi, varlığının en temelli yönünün kısası seni yöneten aklın da çarpılmamasına özen. Hayatımızın her hareketinde bu kurala uyarsak her şeyi daha güvenle yapmış oluruz.”(Epiktetos 1994: 38)

Epiktetos’un yapmış olduğu “insanın elinde olanlar-olmayanlar” ayrımı ve benzeri ayrımlar ve belirlemeler, insanın özgür ve mutlu yaşayabilmesi için gereklidir. Epiktetos, insanın gücü dahilinde olan ve olmayan şeylerin neler olduğunu şöyle açıklar: “Dünyada bazı şeyler gücümüz dahilindedir, bazı şeyler değildir. Gücümüz dahilinde dediklerimiz düşüncelerimiz, amaçlarımız, arzularımız, öfkelerimiz, yani kısaca söylemek istersek kendimize ait olan şeylerdir. Gücümüz dahilinde olmayanlar ise bedenimiz, sahip olduğumuz mallar, şöhretimiz, görevlerimizdir, yani kısaca söylemek istersek kendimize ait olmayan şeylerdir.”(Epiktetos 2021: 15)

Epiktetos, insanın dünyadaki konumunu şöyle açıklar: insan, buraya bir hizmetçi olarak değil, bir kural koyucu olarak gelmiştir. Her ne kadar belirlenimci bir dünya tasarımları olsa da stoa felsefesinde ahlaki özgürlük düşüncesi ön plandadır. Bu özellik Epiktetos’un felsefesi için de geçerlidir. Ancak özgürlük düşüncesinin ahlaki temellendirilmesiyle birlikte politik boyutu da göz ardı edilmez. İnsanı evrendeki yerini gözeterek ele alan Stoa felsefesinde ve Epiktetos’ta kozmopolis kavramının önemli bir yeri olduğu söylenebilir. Epiktetos, insanın kendini bilmesine büyük önem verir. İnsan kimdir sorusu onun için temel sorulardan biridir.

Epiktetos insan kimliğinin temel unsurları arasında akılla birlikte irade ve yeryüzü yurttaşlığı(ya da dünya vatandaşlığı) kavramına da yer verir. Stoa felsefesinde insan yeryüzünün bir yurttaşı ve parçasıdır. Dünya vatandaşlığı kavramı stoa felsefesinin kültür ve düşünce tarihine bıraktığı en önemli felsefi miraslardan biridir. Stoacı için vatan artık site değil dünya olarak görüldüğünden, bu anlayışın sonucu olarak “dünya yurttaşlığı” kavramı ortaya çıkmaktadır. Anayasası doğa yasası olan bu dünya devleti, bütün insanlığın ve tanrıların da içinde yer aldığı bir kozmopolistir. Böylece, felsefe tarihine ilk kez “insanlık” ve aynı bağlamda “insancılık” (hümanizm) kavramları getirilmiş olmaktadır. Ve yine aynı şekilde doğa yasası karşısında her insanın eşit olduğu görüşünü ortaya koymasıyla, Stoacılık, insan ve onun evrendeki yeri hakkındaki görüşleriyle bir çığır açmıştır denilebilir. Gerçekten de, Stoacılığın en önemli mirası; adaletin, hukukun uzlaşımsal bir şey olmadığı, onun evrensel aklın (Logos) ifadesi olarak dayanağını insan doğasında bulan evrensel bir ilke olduğudur. Bu görüş, daha sonraki dönemlerde işlenecek ve Batı uygarlığının hukuk anlayışı için önemli bir temel oluşturacaktır.

Cassirer’in de belirttiği gibi, Stoacı insan anlayışının en değerli yanı bu anlayışın insana hem doğa ile derin bir uyum duygusu vermesi hem de insanın doğadan ahlaksal bakımdan bağımsız olduğunu onaylamasıdır. Kendi deyimiyle, “Stoacı düşünür için bu düşünceler çelişik olmayıp birbiri ile içten bağlantılıdır. İnsan, kendini evrenle yetkin bir denge içinde bulur ve bu dengenin hiçbir dış güç tarafından bozulmaması gerektiğini bilir. Stoacı “sarsılmazlığın” (ataraksia) ikili özelliği buradadır. İşte bu Stoa kuramı, antik kültürü biçimlendiren en önemli güçlerden biri olmuştur.”(Cassirer 1980: 19)

Epiktetos’un Hayata Yönelik Tutumu

Diğer Stoik filozoflar gibi Epiktetos da, dünya ve hayat karşısında, gerçeklik karşısında insanın düşünme ve algılama biçiminin önemini vurgular. Ona göre, “İnsanların üzülmelerine neden olan şey nesneler ya da olay değildir, bunlar hakkındaki düşünceleridir.”(Epiktetos 2021: 18)

Epiktetos’un insanın gerçekliği, yaşadığı olayları algılama ve yorumlama tarzına ilişkin ortaya koyduğu düşünceleri, psikolojik yönden de önemlidir. Bu bağlamda onun insanı akıl temelinde ele alırken duyguları, olayların uyandırdığı etkileri ve izlenimleri de düşünce süzgecinden geçirmek gerektiğini vurgulaması önemlidir.

İnsanın eylemleriyle, davranışlarıyla mutluğa ulaşmak istediği ve acılardan uzaklaşmaya çalıştığı pekçok kişinin ve filozofun ortak düşüncesidir. Bu bağlamda insan mutlu olmak ister ama onun bu isteğinin önüne çıkan birçok engeller ya da zorluklar da söz konusudur. İnsan yaşama yönelik nasıl bir tutum göstermelidir ki mutlu olabilsin? Epiktetos bu konuda şunları söyler: “Yaşamda karşılaştığın şeylerin dlediğin gibi olmasını isteme. Nasıl iseler onları öyle kabul et! Bu sayede her zaman mutlu olursun.”(Epiktetos 2021: 20)

Mutluluk ile arzunun birlikte olamayacağını söyleyen Epiktetos, bunun gerekçesini şöyle açıklar: “Arzu ettiğini elde eder etmez mesud olacağını zannediyorsun. Aldanıyorsun. Onu ekle eder etmez aynı endişeler, aynı kederler, aynı nefretler, aynı korkular, aynı arzular baş gösterecek. Saadet elde itmekte ve zevk duymakta değil, fakat arzu etmemektedir. Zira saadet hür olmaktadır.”(Epiktetos 1994: 124)

Epiktetos’un mutluluk ve özgürlüğü birlikte düşündüğünü ifade eden pekçok sözü bulunmaktadır. Bir yerde şöyle demektedir: “XXII. — Her birimizin hakikî efendisi istediğimizi bize veren ve istemediğimizi yolumuzdan uzaklaştırandır. Şu halde hür olmak isteyen her insan, ne başkalarının elinde olan şeyleri istemeli, ne de onlardan kaçmalıdır. Eğer bunu yapmazsa zaruri olarak esirdir.” (Epiktetos 1994: 23)

Epiktetos’un ahlak anlayışında özgürlük ve mutluluk ilişkisini anlamak ve değerlendirmek için Stoa felsefesinin fizik anlayışını/doğa görüşünü de gözönünde bulundurmak yerinde olur. Doğadaki zorunluluk ile insanın eylemlerindeki akla dayalı seçimler ve irade özgürlüğü arasındaki bağıntı, zaman zaman kaderci bir yaklaşım içermekle birlikte kişinin sorumluluğuna da yer vermektedir. Bu noktada insanın hem toplumsal olanla hem de kosmosla nasıl bir ilişki kurduğu önem taşımaktadır. İnsanın dünya vatandaşı olarak görülmesi hem genel olarak Stoacı felsefenin hem de bu akım içinde yer alan Epiktetos’un düşüncesinin temel özelliklerinden biridir. Düşünce ve kültür tarihin sonraki dönemlerinde kaybolmuş olan bir yaşama temeli anlamındaki insan-evren ilişkisi, etik bakımdan iyiliğin, mutluluğun, huzurun ve insanca yaşamanın da ontolojik temeli/zemini durumundadır. Günümüzde Stoacılığa yönelik güçlenen ilginin arkaplanındaki etkenlerden biri de söz konusu temeli/zemini kaybetmiş olan insanın varoluşu için güçlü bir dayanak araması değil midir? Cassirer’in dikkat çektiği insanın doğa ile uyum düşüncesi ve duygusu günümüz için de yaşamsal önem taşıyan bir sorun ve konu durumunda bulunmaktadır. Bu bağlamda Stoa felsefesi, doğa ve evrenle ilişkilerimizi yeniden sorgulamaya ve inşa etmeye ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda yaşamsal ve tarihsel bir anlam ve işlev taşımaktadır.

Sonuç ve değerlendirme

Genel olarak stoa felsefesinin ve özelde Epiktetos’un düşüncelerinin, pek çok bakımdan günümüz insanını ilgilendirdiğini ve yaşadığımız çağın sorunlarını anlama ve çözümleme konusunda bize yol gösterecek ipuçları içerdiğini söylemek mümkündür. Bu çerçevede bazı hususlara dikkati çekerek konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Günümüzde tüketimin belirleyici olduğu bir kültürde ve dünyada yaşıyoruz. İnsanların eylemlerini belirleyen değer duygusu ve bilincinden çok, sahip olma arzusudur. Sahip olma arzusu ve çabası ise insanın, içinde yer aldığı nesneler, eşyalar ve olgular arasında kaybolmasına yol açmaktadır. Sahip olduğu ve tükettiği şeyler ölçüsünde varolduğu düşüncesiyle hareket eden insan, dünya ve hayat karşısında anlam ve değer sorunuyla yüzleşmekten de kaçınır görünmektedir. Bu nedenle anlamlı bir yaşamın nasıl mümkün olabileceği ve insan eylemlerine dayanak oluşturabilecek değerlerin neler olacağı şeklindeki sorular, Epiktetos’un düşüncelerini ve tutumunu yeniden düşünmeyi gerekli kılar. Onun ortaya koymuş olduğu yaşama anlayışı ve buna somut bir örnek oluşturan kendi hayat çizgisi, yalnızca felsefe tarihinin sayfalarında kapalı kalmamakta, etkileriyle, filozoflar arasında kurulan açık ya da gizil düşünce akrabalıklarıyla çağımıza da uzanmaktadır. Bu nedenle Epiktetos’un çağımızın insanına da seslendiğini söylemek mümkündür.

Epiktetos’un yapmış olduğu “insanın elinde olanlar-olmayanlar” ayrımı ve benzeri ayrımlar ve belirlemeler, günümüz insanının hayatına anlam arama ve özgürlüğünü temellendirme çabasında yol gösterici düşünceler içermektedir. İnsanın nesneler dünyasında kaybolduğu bir çağda, temsil ettiği değerler açısından Epiktetos, “sürüpgiden felsefe”nin (philosophia perennis) önemli bir örneği olarak karşımıza çıkar. Antikçağın felsefe ve kültür dünyasında yetişen bilgelik örneklerinden biri olarak Epiktetos, hem düşüncesiyle hem de düşüncesine uygun eylemleri ve yaşama tarzıyla önemini korumaktadır.

Günümüzde siyaset ve hukukun etik temellerinin kaybolması ve zayıflaması da önemli bir sorun olarak karşımızdadır. Bu noktada Stoacıların ve Epiktetos’un ifade ettikleri “dünya vatandaşlığı” kavramı da, bugün ve gelecek açısından önemini ve değerini sürdüren bir kavram ve ideal olarak düşünülebilir. Yalnızca siyaset ve hukukla ilgili sorunlarla ilgili olarak değil, aynı zamanda doğa ve ekolojiyle ilgili olumsuz gelişmeler ve tehditler bağlamında da stoa felsefesindeki ve Epiktetos’taki insan-doğa ilişkisinin kavranılma biçimi, doğaya uygun yaşama düşüncesi, insanın doğayla ilişkisini ve doğayı kavrama tarzını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatmaktadır.

İnsanın aklı/akılsallığı ile değerler arasında koparılmaz bağlar bulunduğunu ifade eden Epiktetos ve genelde stoa felsefesi, modern dönemde aklın giderek araçsallaştırılması sürecini göz önüne aldığımızda da, geçmiş çağlara ve kültürlere duyulan bir nostaljinin değil, dünyaya ve insanlığın geleceğine yönelik umutların ve değerlerin güçlü bir kaynağı olarak görülebilir. Bu nedenle felsefeyi yalnızca bir düşünme tarzı olarak değil aynı zamanda bir yaşama tarzı olarak gerçekleştirmenin mümkün olduğunu göstermiş olan Epiktetos’un felsefi mirasını, Anadolu’nun kültür toprağında işlemeyi ve geliştirmeyi sürdürmek bizlere düşen bir görevdir.

Kaynakça:

Ernst Cassirer, İnsan Üstüne Bir Deneme, Çev. Necla Arat, Remzi Kitabevi, 1980.

Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler, Çev. Burhan Toprak, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1994.

Epiktetos, Söylevler, Çev. Birdal Akar, Şule Yayınları, 2010.

Epiktetos, İnsan Nasıl Özgür Olur, Çev. Furkan Akderin, Say Yayınları, 2021.

[1] “Epiktetos’un İnsan Anlayışı” başlıklı yazımın gözden geçirilmiş ve genişletilmiş metnidir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Felsefe-Mantık Yazıları