Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Dr. CELAL SABANCI ile “FELSEFE” HAKKINDA

Dr. Celal SABANCI/ Hülya KANDEMİR YAVUZ

Kategori: Felsefe-Mantık - Tarih: 12 Kasım 2022 23:20 - Okunma sayısı: 475

Dr. CELAL SABANCI  ile “FELSEFE” HAKKINDA

Hülya Kandemir Yavuz: Hocam öncelikle “Felsefe” hakkında söyleşimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Hülya Kandemir Yavuz: Felsefenin pek çok tanımı var. Sizce Felsefe nedir hocam?

Celal Sabancı: Öncelikle nazik davetiniz için ben teşekkür ederim. Sizin de ifade ettiğiniz üzere felsefe farklı bakış açılarıyla farklı dönemlerde ve farklı biçimlerde tanımlanması vesilesiyle belli bir tanım zenginliğine sahiptir. Burada felsefenin kendisini tanımla sabitlemek ya da en azından daha önce farklı biçimlerde tanımlanmış bu alanı kendi tanımlamamla ele almak yerine Batı felsefesi söz konusu olduğunda ortaya çıkan 2500 yıllık bir geleneğin ve birikimin nasıl olup da günümüzde güncelliğini koruduğu üzerine konuşmanın yararlı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle felsefe kitaplarında ifade edildiği şekliyle kelimeyi bölümleyip etimolojik bir perspektifle sunmak niyetinde olmadığımı da belirtmek isterim. İnsanın gündelik meşguliyetlerini aşan bir düşünme biçimi üzerinde konuşmak gerektiğinde evvela kendi gündelikliğimizle kurduğumuz ilişki üzerine düşünmek gerekir. Hâlihazırda her bir insan ferdinin meşgul gibi göründüğü rutinleri kendileri hakkında bir sorgulamanın temel dinamikleri olarak görülebilir. Bu bir kimlik perspektifi ortaya koymak açısından da önemlidir. Kendimize diğer varlıklar arasında sahip olduğumuz akıl vasıtasıyla vermiş olduğumuz ayrıcalığa dair yalanın bizi daha ne kadar oyalayacağı üzerine düşünmek bir başlangıç noktası olabilir. Yaşadığımız dönemi ve içinde yetiştiğimiz kültürel kodları göz önünde bulundurarak hâlihazırdaki durumumuz üzerine düşünebiliriz. Soruyu “felsefe ne işe yarar?” biçiminde formüle ettiğimizde tam da şu an bizlerin kim olduğumuza dair bir soruşturmanın içine yerleşiriz. Felsefe tarihinde filozoflar kendi güncellikleriyle meşgul olarak geleceğe bir takım projeksiyonlarda bulundular. Bizim hakikatimiz de kendi güncelliğimizdir. Her bir ferdin kendi güncelliğini soruşturması vasıtasıyla felsefe denilen etkinliğin ufkuna yerleşeceğini söylememiz mümkün hale gelir.

Hülya Kandemir Yavuz: Felsefe ve bilim ilişkisi nedir?

Celal Sabancı: Felsefe ve bilim arasında bir akrabalık bağı olduğu aşikârdır. İlk Yunan filozofları felsefe ve bilim arasında herhangi bir ayrım yapmadılar. Thales, Anaximandros ve Anaximenes gibi İyonya filozoflarında felsefeyle bilimin bir arada işe koşulduğunu görürüz. Bu filozoflar varlık tasarımlarını ortaya koyarken evrenin işleyişinden azade bir bakış açısı ortaya koymazlar. Diğer bir ifadeyle ontolojik ve kozmolojik perspektifleri birbirine koşutluk arz eder. Bilim de felsefe de en nihayetinde değer üretirler. Bilim ortaya bir ürün koyarken tutarlı ve sistematik bir bakış açısını felsefeyle olan bağı vesilesiyle kullanır. Zamanla uzmanlaşma sonucu “bilimler felsefeden ayrılmışlardır” biçiminde bir değerlendirme vardır. Bu değerlendirmenin kendileri şu an müstakil bir pozisyona sahip olan bilimler lehine bir durummuş gibi düşünülmesi ya da bu disiplinleri “bağımsızlıklarını ilan etmiş” gibi görmek büyük bir yanılgıdır. Zira felsefe ve bilim arasındaki bağın hiçbir zaman kopmadığını ifade etmemiz gerekir. Bilim ortaya koyduğu sonuçlar bakımından somut ürünler sunar. Burada unutulmaması gereken şey bu sonuçlara ulaştıran ilk basamağın felsefi spekülasyonun varsayımları olduğudur. Bunun yanında sağlama ve test etme sürecinde başvurulan yine aynı şeydir. En nihayetinde ortaya konulan ürünün yaşattığı konforun tüm evren için sağlıklı olup olmadığı sorusunu soracak olan yine felsefedir. Bilimsel gelişmelerin sonucunda insanların konfor alanlarını genişlettikleri doğrudur. Bu konforun insanı ve parçası olduğu bütünü nasıl etkilediği yönündeki soru felsefenin sorabileceği türden bir sorudur. Bilim ve teknolojinin inovatif yaratımları ilk bakışta yarattıkları konfor açısından değerli görülebilir. Fakat söz gelişi konforun yarattığı ataleti sorguladığımızda doğal varlığımıza ne düzeyde yabancılaştığımız meselesi felsefenin soruşturma alanına girer. Dolayısıyla her yeni üretim ve yaratımın kendi güncel problemini de yaratacağını göz ardı etmemek gerekir. Böylelikle soruşturma konusu edilecek yeni problemler her zaman olacaktır. İnsan var oldukça konfora yönelik arzu da bu konforun iktidarının zincirinden kurtulma çabası da sürecektir. Bu diyalektik bir süreçtir ve her seferinde yeni doğumlara gebedir.

Hülya Kandemir Yavuz: Felsefe ile ilgilenmenin bireye ve dünyaya katkısı nedir?

Celal Sabancı: Bu gezegende yalnız değiliz, hayvanlarla, bitkilerle, cansız doğayla, bizim gibi düşünmeyenlerle, bizim gibi hissetmeyenlerle, bizim gibi olmayanlarla, “biz” diye kodladığımız bir iktidar dayatmasının baskısını hissedenlerle bir arada yaşıyoruz. Dünya dediğimiz yer küçük bir yer ve bu kadar rengi içinde barındırıyor. Bu renklerden bir lezzet üretmek de tüm bunlardan bir kaos yaratmak da bizim elimizde. Bize ait olmayan bir dünyanın sahipleriymiş gibi davranmak bizleri yukarıda bahsettiğim yalanın ortakları kılar.

Felsefe başka ihtimallerin de olduğunu gösteren bir anlayışı barındırır. İhtimal sözcüğü muhtemel alternatif senaryoların olduğunu bildirir. Bu bireyin içinde doğduğu sınıfsal ve toplumsal koşulların dışında bir dünyanın olduğunun da göstergesidir. Böylesi bir dünya aynı zamanda heyecan vericidir. Merak duygusunu teşvik eden bir heyecanla alternatif yaşamların ve imkânların bulunduğunun ayırdına varan birey olası mümkün dünyaların içinden en iyisini tahayyül ederek kendi sınırlarını zorlar. Bu hem bireyin kendisi için hem de içinde yaşadığı bütünün diğer unsurları için yararlı bir şeye dönüştürülebilir.

Hülya Kandemir Yavuz: Felsefe eğitimini okullarda yeterli buluyor musunuz? Felsefe eğitimi okullarda ne zaman başlamalı?

Celal Sabancı: Felsefenin bir ders olarak okutulmaktan ziyade yaşamsal bir etkinlik olarak felsefeye hayatın her yerinde başvurulması gerekir. Bu aynı zamanda felsefenin yalnızca felsefe eğitimi alan profesyonellerin tahakküm alanı olmadığı anlamını taşır. Bugün eğitimin en önemli sorunu bence gerekçelendirilmemiş bilgilerle insanların öğrenmelerini sağlamaya çalışmaktır. Bu durum ezberci bir eğitim sisteminin yarattığı, merak duygusunu yitiren bir kitle insanı profili ortaya çıkarır. Okullarda önceden hazırlanmış müfredatlara yönelik bir eğitim benimsenir. Bu da bir sınır çizme problemiyle birlikte bireyin kendisini ifade etmesinin önüne set çeker. Her türlü alternatif düşüncenin önündeki bariyerler bu düşüncelerin birer tokat olarak bumerang etkisiyle insanların yüzüne çarpmasına neden olarak fert olmanın imkânını sınırlar. Sorunun kendisine gelecek olursak okuldan önce ailede başlayacak tutarlı bir eğitimin okul ve toplumsal çevreyle eşgüdüm içerisinde yürütülmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Hülya Kandemir Yavuz: Felsefe eğitimlerini yaygınlaştırmak için hangi kurum ve kuruluşlar neleri uygulamaya koyarak fayda sağlayabilir?

Celal Sabancı: Ben burada farklı kurumların katkısının neler olabileceği biçiminde bir yanıtın çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Bunun yanında sağduyulu fertler yetiştirebilmenin başlangıç noktası olarak ailenin önemli olduğu düşüncesindeyim. Doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmek için öncelikle tutarlı bir ailenin parçası olmak gerekir. Doğanın, yaşamın, insan ilişkilerinin, çıkarın, sevginin, adaletin ve aklımıza gelebilecek her türlü iyi ve kötü şeyin bir mantığı vardır. Dolayısıyla mantık kurallarını hiçe sayarak sırf o an işimize öyle geldiği için sergilediğimiz keyfi davranışlar düşünce ufkumuzu bir mezarlığa dönüştürmektedir. Gerekçelendirilmemiş davranışlar çocuklarda ne yapacaklarını anlamamak ya da otoriteye boyun eğmek biçiminde bir tesir oluşturur. Bu da çocuğun merak duygusunun sistematik bir biçimde törpülenmesi sonucunu doğurur. Merakın olmadığı yerde de her seferinde söylenileni yapan mekanik varlıklar ortaya çıkar. Bu, iktidar sahibi olmayı arzulayanlar açısından tercih edilebilir bir şeydir. Fakat konu insanlaşmaksa bu erdemli yolun başlangıcı bireyin kendi aklını kullanmasından geçer. Bu yüzden öncelikle aileden başlanarak çocukların söylediklerine kulak verilmesi gerekir. Çünkü merak duygusu törpülenmemiş insanların fert olması daha kolay olacaktır. Henüz kalıp yargıların hapishanesinde esaret altında olmayanlara kulak vererek yetişkinler felsefenin ne demek olduğunu daha iyi kavrayabilirler.

Hülya Kandemir Yavuz: Hocam değerleri görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için hem Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi hem de okuyucularımız adına çok teşekkür ederiz.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Felsefe-Mantık Yazıları