Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
NİETZSCHE VE NİHİLİZMİN KISKACINDAKİ İNSAN

NİETZSCHE VE NİHİLİZMİN KISKACINDAKİ İNSAN

Felsefe-Mantık 16 Ocak 2026 18:40 - Okunma sayısı: 136

Prof. Dr. YAVUZ KILIÇ

İnsanlığın içinde bulunduğu durumu görmek, ona bir ad vermek bir saptama yapmak demektir. Örneğin Marx’ın insanın/türün, bireyin, emeğin yabancılaşmasına ilişkin kavramsallaştırma yapması ya da dinsel, ekonomik yabancılaşmadan söz etmesi, çağına ilişkin bir durumu saptamasına karşılık gelmektedir. Yaşadığı çağa ilişkin sorunları saptaması, sorunların çözümü için de doğru bir yol açmış olacaktır. Yabancılaşmayı, özellikle insanın yabancılaşmasını günümüzde de yoğun olarak yaşadığımızın farkında olanlar, Marx’ın yapmış olduğu bu saptamanın ne denli doğru ve yerinde olduğunu görmekte sanırım zorlanmayacaktır. Marx’ın yaptığı gibi Nietzsche de çağına ilişkin bir durumu saptamış ve bunu nihilizm diye adlandırmıştır. O, “gelecek iki yüzyılı … nihilizmin gelişini” bize anlatır (2020:21). Yabancılaşmadan daha kuşatıcı olduğunu düşündüğüm ve bu yüzden günümüzü, içinde yaşadığımız durumu anlamak bakımından önemli gördüğüm Nietzsche’nin nihilizm hakkındaki düşüncelerine bakmamız yararlı olacaktır.

Hem bir çöküşü hem de bir başlangıcı ifade eden nihilizm “en büyük değerlerin, kendi öz değerlerini düşürmesidir.” Nietzsche ne “toplumsal sıkıntıyı” ne “psikolojik dejenerasyonu” ne de “ahlaksızlığı” nihilizmin nedenleri olarak görür. Nihilizm “kapıya dayanmıştır” (2020:27, 25) ve bu esrarengiz misafir başka bir yerden de gelmemiştir. Misafir aslında içimizde binyıllardır süren bir anlayışın eseridir. Nietzsche bu durumun başlangıcı olarak Platon’u görür ve Platonculuğun devamı olarak düşündüğü Hıristiyanlık anlayışının da günümüze kadar (19. Yüzyılın ikinci yarısı) geldiğini söyler. Yaşamı yok sayan, insanı insan-dışı hale getiren Hıristiyanlıktır. Nietzsche’ye göre “Hıristiyanlık ‘halk’a uygun Platonculuktur” (2019b:2). “Hıristiyanlık kendini bir şey sanmanın şimdiye kadarki en belalı türüdür” (2019b:73). Bozulmaya, çürümeye neden olan bu din, yani “Hristiyanlık, bugüne dek insanlığın başından geçen en büyük talihsizliktir” (1995:79). Platon’da olduğu gibi, Hıristiyanlıkta da “hakikat” en büyük değer olarak görülmüştür. Bu hakikat anlayışı zamanla bütün Avrupa kültürüne yayılmıştır. Sonuç anlamsızlık ve değersizliktir. Bu türden bir hakikat anlayışının temelinde olan Tanrı da bir yalana ya da kurmacaya dönüşmüştür. Dolayısıyla, bütün Avrupa kültürünün büyütüp beslediği “hakikat” anlayışı kendi kültürünü tehdit eder hale gelmiştir. Nihilizm Hıristiyan ahlak anlayışından kopmayla ilintilidir.

Nihilizm belli bir ahlaktan kopmayı gerektirir, yani bir kopmadan sonra nihilizmden söz edilmektedir. Nietzsche iki tür nihilizmden söz eder: Pasif nihilizm ve aktif nihilizm. İşte Avrupa kültürünün -ve neredeyse bütün insanlığın- bunalımda olmasının; hatta uygarlığın da bir sarsıntı yaşamasının nedeni olan nihilizm, pasif nihilizmdir. Pasif nihilizm kişinin, belli bir ahlaktan “kopma[sı]nın yarattığı boşluktan sıyrılamaması” demektir (Kuçuradi, 1995:58). Nietzsche’nin düşüncesinde pasif nihilizm “hiçbir şeyin anlamı yok” (2020:25) biçimindeki bir anlayışın ortaya çıkmasıdır. Kişinin boşunalık duygusu içinde olmasıdır. Dünyada bir anlamın ya da değerin olmaması, insanda bir yılgınlığa, küskünlüğe ve zayıflığa neden olur. Bu durumda ‘madem anlam yok, o halde hiçbir şeyin önemi yok’ diye düşünülür ve bu da insandaki gücün azalmasına neden olur. İşte günümüz dünyasında insanlığın içinde bulunduğu durum tam da buna benziyor.

Dünyamızda olup bitenlere baktığımızda uluslararası hukuktan, insan haklarından ya da kimi değerlerden söz etmenin zorlaştığını görebiliriz. Amerika’nın Venezüella’ya yönelik gerçekleştirdiği son eylemler -ve başka ülkelere yönelik söylemleri de- dünyadaki anlam yokluğunu daha açık bir biçimde göstermektedir. Bu yüzden dünyamızda uluslararası bir etik-politik kriz yaşandığını da söyleyebiliriz. Bu söylemler ülkeler arasındaki güven, dostluk gibi değerlerin ve zaten az olan dayanışma gibi etkinliklerin içini boşaltmakla kalmıyor; insanlar arasındaki dostluğa, dürüstlüğe, güvene de zarar veriyor. Bu bakımdan ele alırsak, dünyamız tam da Nietzsche’nin dediği pasif nihilizmin batağına saplanmış görünüyor. Ama bu durumun bütünüyle farkında olduğumuzu söylemek yanıltıcı olabilir.

Nietzsche’nin “Tanrı öldü” ifadesi de zaten nihilizmin ilanı olarak görülmektedir. Tanrı’nın ölmesi elbette teolojik bir iddia değil, kültürel bir çöküşün ifadesidir. Söylenmek istenen şey, Batı uygarlığının binyıllardır kendi değerlerini üzerine inşa ettiği bir ahlakın ve metafiziğin çöktüğüdür. Nietzsche bu çöküşü bir benzetmeyle şöyle ifade eder: Tanrı’yı öldüren bizleriz. Aydınlıkta elinde fener pazar yerinde koşarken “Tanrıyı arıyorum” diye bağırır kaçık adam. Sonra da “”Tanrı nerede?” diye sorar, “şunu da söyleyeceğim, onu biz öldürdük -sizlerle ben! Onun katiliyiz hepimiz” (2003:119). Nietzsche’nin dile getirdiği bu düşüncelere bakılırsa, bunun bir cinayet olduğu da söylenebilir. İnsanlığın işlediği bu cinayet, cinayetlerin en büyüğüdür de. Şimdi soru şudur: Tanrı’nın ölümüyle oluşan bu boşluk nasıl doldurulacak? İnsanlık bu boşluğu “hakikat”le, “akıl”la, “bilim”le doldurmaya çalıştı. Peki bunlar, insanın ürettiği değerler değil mi? Elbette bunlar da değer, ama her biri mutlak hakikat olduğunu iddia eden değerler. Bunlar tam da Nietzsche’nin şikâyet ettiği şeylerdir. Yani Nietzsche’ye kulak verirsek insanlık yeni değerler yerine “yeni putlar” yaratmışa benziyor. Tanrı öldü, ama bu yeni putlar onun adeta gölgeleridir. Şen Bilim adlı eserinde Nietzsche “Tanrı öldü: Ne var ki, insanlığın tutumu yüzünden daha binlerce yıl gölgesinin göründüğü mağarada olabilir. Biz -Biz onun gölgesini de alt etmeliyiz” (2003:119) derken kastettiği, ölü olan Tanrı’nın gölgeleridir, yaratılan yeni putlardır.

Tanrı’nın ölümünü iki bakımdan ele alabiliriz. İlki insanlık binyılların sonucunda gelinen noktada Tanrı’yı öldürdü; insan dünyada anlam ve değer göremiyor. İkincisi zaten Tanrı’nın ölmesi gerekiyordu. Çünkü bir Tanrı olursa yeni değerler yaratan üstinsana yer olmayacaktır. Yani aslında Tanrının ölümü bir fırsattır da. Onun “tüm tanrılar öldü: şimdi Üstinsanın yaşamasını istiyoruz” (2019a:73), derken anlatmak istediği de budur. Çünkü “Üstinsan yeryüzünün anlamıdır” (2019a:6).

Tanrı’ya ilişkin Nietzsche’nin bu radikal tutumu ontolojik bir zorunluluğu da göstermektedir. Tanrı’dan boşalan yeri doldurmaya çalışırken kendi değerlerini yaratamayan insanın bu “bezgin nihilizm”e dayanmasını güçleştirmektedir. Ayakları yere basmayan, temelleri olmayan bir kültürün içinde yaşamaya katlanmak zordur. Bu durum uçurumun kenarında olmayla anlatılabilir; uçurum kenarında iyi dans edemeyenler bu uçurumdan aşağı düşecektir.

Sürü insanın bu durumdan şikayet etmesi söz konusu değildir. Çünkü sürü kendine yeni putlar sunulduğunda kabul edecektir. Sürünün bir çobanı vardır, o ne derse onu yapar. Ama ‘son insan’ın bir “çobanı yok, sadece sürü var! Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır.” Bu insan Nietzsche’nin gözünde “en aşağılanası şeydir.” Son insan “biz mutluluğu bulduk” diye düşünür. Onlar “yaşamın zor olduğu yöreleri terk ettiler”, çünkü yaşamak zordur. Deyim yerindeyse, onlar sadece kendi konforunu düşünen, yaratıcı olmayan insanlardır. “Soyu kurutulamaz onun, toprak piresi gibidir; son insan en uzun süre yaşayandır.” Son insan risk almaz, “temkinli olurlar”, onlar için güven her zaman önemlidir (2019a:10-12).

Çoban yoktur, ama sürü içgüdüsü devam etmektedir. Çoban yoksa herkes aynıdır ya da eşittir. Farklı olmayı bile zahmetli bir iş olarak görürler. Bu bakımdan olağanüstü derecede tembeldirler. O, günümüz insanı gibi, sadece tüketen, kendini rahatlatmak için alış-veriş yapan, AVM’lerde dolaşan ve sadece kendini düşünen insandır. Bu insanın içinde bulunduğu durumdan, yani nihilizmden (pasif nihilizmden) kurtulması (belki de bunun farkında olması) zordur, ama pasif nihilizmin sürmesinde etkili olmuşa benziyorlar.

Pasif nihilizm adeta bir tünel gibidir; karanlıktır, soğuktur. Bu yerde fazla kalınmaz, Nietzsche’nin dediği gibi, nihilizm bir ara durumdur, aşılması gerekir. Ama sığ düşünen, “anlamsızlığı kanıksayan” insanlar, konfor hayatı yaşamayı seçen insanlar (son insan) için bu karanlık ortam değiştirilmiş, güvenli hale getirilmiştir! Bir süre sonra bu insanların kendileri dekorlar hazırlamaya başlar. Buradaki asıl sorun son insanın nihilizmi artık bir sorun olarak bile görmemesidir.

Karanlık bir tünel içinde yol alırken, bunun bir çıkışı olduğu düşünülür. Işık tünelin sonunda yer almaktadır. Nietzsche için bu ışık son insanın tam karşıtı olan üstinsandır, yeni değerler yaratacak olan da odur. Son insanın karşısına dikilen çocuktur. Nietzsche şöyle düşünür: Düşüş varsa kalkış vardır, iniş varsa çıkış, hastalık varsa iyileşme söz konusudur. Bunu hem insan yaşamında hem de doğada görebiliriz. Ne yazık ki günümüzde insan kendi yaşamını artık kendi yaşayamıyor. Ne demek bu? Nihilizm hastalığını iyileştirmek, onun karanlığından çıkarmak istemiyorlar. Peki, kimler bunlar? İktidar olanlar, Foucault’nun ifade ettiği geniş anlamıyla değil ama, devlet ya da teknolojiye sahip olanlar, şirketler gibi iktidarlar bunu istemiyor. Tünel aydınlatılıyor, dayalı döşeli küçük evler yapılıyor, ısıtıcılar konuyor ve tünelden çıktığımız “sanı”sı veriliyor. Bir misafir olarak gelen ve elbette gitmesi gereken misafir şimdi ev sahibi olmuşa benziyor. Nihilizm aslında ev sahibi değil, (çünkü o aşılması gereken bir durumdur) ama sözünü ettiğimiz iktidarlar teknoloji yardımıyla bize ‘sahte bir dünya’ sunuyor. George Orwell’ın 1984 adlı eserinde yapıldığına benzer bir biçimde, burada da yine teknolojik araçları kullanarak insanları manipüle edebiliyorlar. Misafir, sanki bilerek, isteyerek ev sahibi yapıldı, ama zorla, zorlamayla. Bu zorbalık elbette devam edemez, diyebiliriz. Peki, yaşadığımız anlamsızlığın, sanal bir dünyanın farkına nasıl varabiliriz?

Nietzsche pasif nihilizmden farklı olan ve aynı zamanda bir çıkış diye gördüğü nihilizm, aktif nihilizmdir. Aktif nihilizmde kişi koptuğu ahlakın değer yargılarını “yok etmek”, parçalamak istemektedir. Aktif nihilizm dönemi, “yaratıcı olacak kişilerin kendi kendileriyle hesaplaşma, eski kendilerini arkada bırakma, “iyileşme” dönemidir” (Kuçuradi, 1995:59). Nietzsche’de bu tip nihilizm “tinin artan gücünün işaretidir” (2020:37). Aktif nihilizm yıkarken yaratan bir nihilizmdir. Sahte değerlere savaş açan, onları yıkan, yıkımı fırsata çeviren bir nihilizmdir. Bu yıkım yeni değerlerin ortaya çıkması için adete temizlik yapılmasını ifade eder. “İlk defa kendi yolunu görür: işte bunu görmek nihilismden sıyrılmak demektir” (Kuçuradi, 1995:61).

Tünelin içi her şeye rağmen güvenlidir, çünkü dışarısı, gerçeklik insana acı verir; gerçeklik soğuk ve serttir. Bu yüzden bu tünelden çıkmak istemeyenler hep vardır. Sahte bir dünyanın sahte mutlularıdır bunlar. Ama her şeye rağmen tünelden çıkmak isteyenler olacak ve onlar bir meşale yakacaktır. Kendi meşalelerini kendi yakanlar, kendi değerlerini kendi üretenlerdir. Değerleri yeniden değerlendirebilenler o meşaleyi taşıyabilenler, karanlığı aydınlatarak gerçeği gösterebilenlerdir. Bunu başaranlara “özgür ruhlar”a sahip insanlar diyoruz.

Çağımızda yeni değerler yaratamıyoruz ya da bazı değerleri (sorumluluk, başkalarını hesaba katma, “insan olma”) unutmuşa benziyoruz. Bu bakımdan endişelenmemiz gereken bir durum var. Nietzsche’nin 19. yüzyıldaki nihilizm saptamasının günümüzde de sürdüğünü söyleyebiliriz. Kendi olmayan, olup bitenlerin farkında olmayan insanlar çoğunlukta görünüyor. Kendi iradesini kaybeden ve kendi değerlerini yaratamayan insanları yönetmek ise her zaman daha kolaydır. Nietzsche Zerdüşt’ün ağzından bize şöyle seslenir: “şimdi beni kaybetmenizi ve kendinizi bulmanızı istiyorum sizden; ve ancak hepiniz beni yadsıdığınızda yeniden döneceğim aranıza” (2019a:73).

Nihilizme saplanıp kalmamak için belki tek çıkış yolumuz düşünmek, içinde bulunduğumuz durumun farkında olmaktır. Yeni değerler üretmek ancak bu farkındalıktan sonra söz konusu olabilir.

KAYNAKLAR

Kuçuradi, İ. Nietzsche ve İnsan, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1995

Nietzsche, F. Deccal, çev. Oruç Aruoba, İstanbul: Hil Yayın, 1995

Nietzsche, F. Şen Bilim, çev. Levent Özşar, Bursa: Asa Kitabevi, 2003

Nietzsche, F. Böyle Söyledi Zerdüşt, çev. Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İşbankası Kültür Yayınları, 2019a

Nietzsche, F. İyinin ve Kötünün Ötesinde çev. Mustafa Tüzel, İstanbul:Türkiye İşbankası Kültür Yayınları, 2019b

Nietzsche, F. Güç İstenci, çev. Nilüfer Epçeli, İstanbul: Say Yayınları, 2020

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Felsefe-Mantık
Feminist Felsefenin Akıl ile İmtihanı

Felsefe-Mantık04 Ocak 2026 22:15

Feminist Felsefenin Akıl ile İmtihanı

KÖTÜLÜK SORUNU ve ARENDT’TE KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

Felsefe-Mantık02 Ocak 2026 19:39

KÖTÜLÜK SORUNU ve ARENDT’TE KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

Felsefenin Geleceği Üzerine

Felsefe-Mantık20 Kasım 2025 23:14

Felsefenin Geleceği Üzerine

Birey-Toplum İkilemi: Hangisi Önce Gelir?

Felsefe-Mantık10 Kasım 2025 23:54

Birey-Toplum İkilemi: Hangisi Önce Gelir?

Bir arada yaşamanın kural(lar)ı: Bir keşif midir yoksa bir icat mı?

Felsefe-Mantık23 Ekim 2025 16:01

Bir arada yaşamanın kural(lar)ı: Bir keşif midir yoksa bir icat mı?

Deneyim, Para ve Etik Kavramları

Felsefe-Mantık17 Ekim 2025 22:16

Deneyim, Para ve Etik Kavramları

SPİNOZA’NIN DÜŞÜNCESİNDE DİN VE POLİTİKA-II

Felsefe-Mantık16 Ekim 2025 22:06

SPİNOZA’NIN DÜŞÜNCESİNDE DİN VE POLİTİKA-II

Charles Sanders Peirce’e Göre Metafizik Nedir?

Felsefe-Mantık04 Ekim 2025 01:39

Charles Sanders Peirce’e Göre Metafizik Nedir?

SPİNOZA’NIN DÜŞÜNCESİNDE DİN VE POLİTİKA-I

Felsefe-Mantık18 Eylül 2025 17:50

SPİNOZA’NIN DÜŞÜNCESİNDE DİN VE POLİTİKA-I

Teknoloji Bir Metafizik Var Edemez mi? David Skrbina ve Teknoloji Metafiziği

Felsefe-Mantık30 Haziran 2025 23:17

Teknoloji Bir Metafizik Var Edemez mi? David Skrbina ve Teknoloji Metafiziği