İçimizdeki Kristal Kuleleri Yıkmak
Midemin üstünde tuhaf bir ağrı… Bir heyecan…
Daha doğrusu bir kaygı; kötü bir şeyler yapacağım ve pişman olacağım!
Başımı derde sokacağım. Evet, korkum bu; kötü şeyler olacak!
Kendime engel olamayacağım. İçimde beni zor duruma düşürmek ve utandırmak isteyen bir güç var…
Sanki “yeteri kadar yükseldin herkesin gözünde, şimdi de ne kadar alçalabileceğini, nasıl düşebileceğini göster!” diye meydan okuyor.
Bu sesin gücü beni korkutuyor ve ‘sonunda korktuğum başıma gelecek mutlaka’ gibi bir hisle içim titriyor.
Karnıma ağrılar giriyor…
Tüm vücudum sarsılıyor ve bu gerilime dayanamayıp ağlamaya başlıyorum.
Kendimi sakinleştirmek için yürüyüşe çıkıyorum, bir şeyler okuyup odaklanmaya çalışıyorum. Nafile!
‘Kaçınılmaz sonu yaşayacağım duygusu’ beni esir alıyor…
‘Kendini doğrulayan kehanet’ bir kez daha kendini doğrulayacak!
Üç haftadır iç dengem dalgalanıp duruyor…
Hafif depresyon hali…
Korku ve kaygı…
Coşku ve heyecan…
Umut ve çaresizlik…
Yine karmakarışık bir haldeyim!
Hani içimdeki yuvada bütünleşmiş ve kendi varlığımı onaylayarak dengemi sağlamıştım?
Bu kadar çabuk mu bozulacaktı bu denge?
İçimdeki huzur ve uyum bu kadar kolay mı sarsılacaktı?
Aklı başında olgun bir yetişkin tavrımdan beni çocukça bir oyunun içine çekecek kadar kuvvetli bir çekim yaratan bu durum neydi?
Neydi ki ve hangi zayıf noktamı kavrayıp beni sarsabiliyordu?
Nedir içimde tetiklenen şey?
Her neyse onunla baş edemeyeceğimi hissediyorum.
İçimde beni yerlerde sürüklemek isteyen bir güç var sanki… Görüyorum ve ona engel olamayacağımdan korkuyorum.
Oysa on gün kadar önce akıntıya kapılmakta olduğumu görüp yaşadığım hafif depresyon halinden çıkmak için kendimi zorlamış, karar vermiş ve kararımı uygulamıştım.
Şimdi düşünüyorum son birkaç haftayı…
Bu halimi anlamaya çalışıyorum bir yandan.
Çıkmaz bir sokağın başında; hiçbir yere çıkmayacak bir yola girip girmemekte tereddüt etmenin anlamı nedir?
Gerçekten kendimi “aptal” gibi hissediyorum; ‘yanlış ve mantıksız’ olduğu kesin olan çıkmaz sokağın başında oyalanıp duruyorum…
Düşeceğim ‘akla ziyan’ halleri düşünüyor ve bu duruma bir son vermem gerektiğini kabul ederek kendimi zorluyorum.
Bu halim bana ne söylüyordu?
Belki de yolun sonunda görmem gereken bir şey vardı; çıkmaz sokak bir gerçeğe, kendimle ilgili bir gerçeğe çıkıyordu sanki…
…
İçimde öyle bir çatışma var ki tanık olmaya çalıştığım… Sarsıntıların yoğunluğu savuruyor beni. Korkuyorum; zaman zaman sarılıyorum içimdeki kuleye; yıkılmasın! Ama daha güçlü bir dürtü zorluyor beni; yıkılsın!
Camdan bir kule mi o?
Yıllar boyunca özenle oluşturulmuş heybetli, sağlam, kristal bir kule...
Güçlü temelleri çocukluğumda atılmış, ben daha farkında bile değilken. Sonra yıllar geçtikçe üstüne konulanlarla yükselmiş, sağlamlaşmış, güçlenmiş.
Üstelik içten içe hoşuma gitmiş sanırım; benim kulem ne güzel; ışıl ışıl…
Yüksek mi yüksek…
Güçlü mü güçlü…
Ne zaman bana ağır gelmeye başladı o kuleyi korumak?
Ne zaman bu kulenin varlığını –sanki- somut olarak hissedip sorgulamaya başladım?
Ne zaman o kulenin simgelediği pek çok kuralın benim özgürlüğümü engellediğini fark ettim?
Ne zaman o kulenin, beni ‘kendim’ olmaktan alıkoyduğunu; bana biçilen rolleri oynamaya programladığını düşünüp isyan etmek istedim?..
Peki, ne zamandan beri bunu fark etmiş olmanın rahatlığı ile o kulenin sarsılmasından duyduğum rahatsızlığın çatışmasını yaşamaya başladım?
…
Sonunda yıkmak istedim o kuleyi!
İçten içe yıkılsın istedim ama bunu kendim yapmaktan korktum.
Bunu yapmaktan korkuyordum ancak yine de yıkılsın istiyordum o kule çünkü onu korumaktan yorulmuştum artık.
Sanırım artık çok sıkılmıştım bana biçilen rolleri oynamaktan.
Giderek onun esiri olduğumu hissetmiş ve ondan kurtulmak istemiştim.
Evet, kesinlikle istemiştim istemesine de yine de korkuyordum.
Öyle sağlam yerleşmişti ki içime bu kristal kule; yıkılırsa çıkacak şangırtıya dayanamayabilirdim belki…
Belki içimde bütün parçalar, bir daha toparlanamayacak denli darmadağınık olabilirdi…
Cam kırıkları içime batar ve içimde bir yerleri kanatabilirdi…
Bunun gibi kaygılar mı durduruyordu beni?
Sanırım öyle.
Yine de ben yıkamayacaksam biri gelip yapsın bunu diye bekliyordum içten içe.
Yapsın ve ben sonucuna katlanmak zorunda kalayım!
Olan olsun ve yaşanacak olan yaşansın!
Sorumluluktan kaçmak mı istiyordum?
Hesap vermekten mi korkuyordum?
Hesap vermek mi? Peki ama kime ve niye?
Hala hesap vermem gerekiyor mu?
Benden hesap bekleyen var mı ki!
Artık kimseden hesap sormayacak ve kimseye hesap vermeyecek bir dönemi yaşıyorum.
Öyle sanıyorum…
Öyleyse neden kaygı duyuyordum?
Yıllardır içselleştirdiğim kurallar, doğru kabuller, iyi olanlar ve onaylanmalarla yükselmiş o kule artık sinirime dokunuyor.
Yıkılsın!
Yıkacağım.
Ben yıkacağım.
Kimseye de hesap vermeyeceğim.
Uzun süredir biliyorum; o kuleyi korumak aptallık!..
Bana biçilmiş rolleri isteyene versinler. Artık oynamak istemiyorum; seyirci istemiyorum, alkış istemiyorum.
İçimdeki kristal kuleyi yıkmak istiyorum; şangırtıyı duymak, paramparça olmak, kırıkların içime battığını ve kanadığını hissetmek istiyorum.
İçim öyle acısın ki oyun oynamaktan vazgeçeyim istiyorum!..
…
B.Y.
Ekim 2026
Gazipaşa, Antalya