Batı Dışı Modernlik Bağlamında Zaman ve Anlam Dünyası II: Ahmet Haşim’den Yahya Kemal’e

Edebiyat - Ayşe Darbaş

Batı Dışı Modernlik Bağlamında Zaman ve Anlam Dünyası II: Ahmet Haşim’den Yahya Kemal’e

Modernleşmenin Zamanı, Zamanın Hafızası

Modernleşmenin insanın zamanla kurduğu ilişkiyi değiştirmesi, yalnızca gündelik hayatın yeni bir saate göre düzenlenmesi anlamına gelmez. Zamanın ölçülme biçimindeki değişim, geçmişle kurulan ilişkinin, gündelik hayatın ritminin ve bir toplumun kendisini ait hissettiği anlam dünyasının dönüşümünü de beraberinde getirebilir. Bu nedenle Ahmet Haşim’in Müslüman Saati’nde dile getirdiği kayıp duygusu, yalnızca eski saatlere duyulan bir özlem olarak değil, modernleşme sürecinde değişen zaman tecrübesine ilişkin daha geniş bir sorgulama olarak okunabilir.

Önceki yazıda Müslüman Saati, Batı dışı modernlik ve modern zaman deneyimi çerçevesinde ele alınmıştı. Haşim’in “saat” üzerinden görünür kıldığı temel mesele, eski ve yeni arasındaki basit bir tercih olmaktan çok, bir toplumun kendi tarihsel ve kültürel zamanı ile modern hayatın oluşturduğu yeni ritim arasındaki gerilimdi. Nitekim Haşim için eski saat, yalnızca zamanı gösteren bir araç değildir; şafakla başlayan, akşamla tamamlanan, tabiatın ve gündelik hayatın ritmiyle bütünleşen bir yaşama biçiminin parçasıdır. Ayvazoğlu’nun da dikkat çektiği üzere modern saatin kabulü, Haşim açısından hayatın başka bir düzene göre yeniden kurulması anlamına gelmektedir (Ayvazoğlu, 2000, ss. 114-116).

Günerigök de Müslüman Saati’ni Tanzimat’la başlayan modernleşme sürecinde zaman tasavvurundaki değişimin edebî ifadesi olarak değerlendirir. Haşim’in modernliğin dışında duran bir şair olmadığını; modern bir edebî dünyanın içinden konuşurken modernleşmenin meydana getirdiği kırılmayı da yaşadığını vurgular (Günerigök, 2022, ss. 151-155).

Bu ikili konum, ilk yazıda başvurulan Batı dışı modernlik yaklaşımını yeniden önemli hâle getirir. Günerigök de Göle’den hareketle Batı dışı modernliği Batı modernliğinin karşıtı olmaktan çok, Batılı olmayan toplumların modernlikle ilişkilerini etkin ve üretken biçimde kurma arayışı olarak ele almaktadır (Günerigök, 2022, s. 150; Göle, 1998, s. 311). Dolayısıyla Haşim’in huzursuzluğu, modernleşmenin reddinden ziyade, modernleşirken kendi zamanını ve anlam dünyasını koruyabilmenin mümkün olup olmadığı sorusuna açılmaktadır.

Haşim’den Yahya Kemal’e: Kaybolan Zamandan Hatırlanan Zamana

Müslüman Saati’nin açtığı tartışma Haşim’le sınırlı değildir. Günerigök, metnin Türk edebiyatında güçlü bir etki meydana getirdiğini; Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Abdülhak Şinasi Hisar’a, daha ileride Turgut Uyar ve Sezai Karakoç’a uzanan bir çizgide “kendi zamanı”nı arama çabasının izlenebileceğini ileri sürmektedir (Günerigök, 2022, ss. 153-154). Bu çerçevede Haşim’den sonra Yahya Kemal’e yönelmek, yalnızca iki şair arasındaki edebî yakınlığı değil, modernleşme karşısında ortaya çıkan farklı zaman tasavvurlarını da takip etmeyi mümkün kılar.

Bu yakınlığın tarihsel bir zemini de bulunmaktadır. Haşim’in Müslüman Saati 1921’de Dergâh dergisinde yayımlanmıştır. Ayvazoğlu, derginin fikrî atmosferinde Yahya Kemal’in belirleyici konumuna ve Mustafa Şekip’in yazıları ile Bergson tercümelerinin oluşturduğu düşünsel ortama dikkat çekerek Müslüman Saati’nin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (Ayvazoğlu, 2000, s. 113).

İki şairin ilişkisi her zaman uyumlu değildir. Şiir anlayışları, kişilikleri ve edebî tercihleri onları zaman zaman karşı karşıya getirmiştir. Buna rağmen birbirlerinin sanatındaki değeri fark ettikleri de açıktır. Ayvazoğlu’nun aktardığı 1922 tarihli mektubunda Haşim, Yahya Kemal’le dostluğunu “havada, ziyada, suda ve semada aynı şeyleri sevmiş olmanın yapacağı dostluk” sözleriyle ifade eder (Ayvazoğlu, 2000, ss. 126-127). Bu ifade, iki şair arasındaki ortaklığın düşünsel yakınlığın ötesinde, dünyayı algılama biçimine uzanan bir tarafının bulunduğunu düşündürmektedir.

Saatten Mekâna: “Ezansız Semtler”

Haşim’in Müslüman Saati’nde kaybolmakta olduğunu düşündüğü zaman, tabiatın ve gündelik hayatın ritmiyle bütünleşmiştir. Şafak, akşam, güneş, ezan ve ibadet vakitleri aynı zaman dünyasının unsurlarıdır. Modern saat ise bu ilişkiyi başka bir ölçüye göre yeniden düzenlemektedir. Haşim’in yazının sonunda insanı “zaman içinde kaybolmuş” olarak tasvir etmesi, değişimin yalnızca teknik değil, varoluşsal bir tarafının bulunduğunu göstermektedir (Ayvazoğlu, 2000, ss. 114-116).

Yahya Kemal’e geçildiğinde benzer problem farklı bir görünüm kazanır. Günerigök, Ezansız Semtler gibi yazıları Müslüman Saati’nin açtığı zaman tartışmasıyla ilişkilendirir ve Haşim’in metnini Yahya Kemal’in “Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı?” sorusuna verilmiş bir cevap gibi değerlendirir (Günerigök, 2022, s. 153).

Burada saatten mekâna doğru önemli bir genişleme gerçekleşmektedir. “Müslüman saati” ile “ezansız semt” aynı kaybın iki farklı görünümü olarak okunabilir: birinde zamanın eski ritminin, diğerinde bu ritmi taşıyan kültürel çevrenin dönüşümü öne çıkmaktadır. Zaman böylece yalnızca saatle ölçülen soyut bir süre olmaktan çıkar; ses, mekân, gündelik alışkanlık ve hafıza içerisinde yaşanan kültürel bir tecrübeye dönüşür.

Ayvazoğlu’nun Müslüman Saati’ndeki duyarlılığı Yahya Kemal’in “Ezan ve Kur’an”, “Ya Vedud” ve “Bir Rüyada Gördüğümüz Eyüb” gibi yazılarındaki dinî-kültürel duyarlılıkla ilişkilendirmesi de bu yakınlığı desteklemektedir (Ayvazoğlu, 2000, s. 116). Bu bakımdan iki şairde ortak olan, modernliği bütünüyle reddetmekten çok, modernleşme içerisinde silikleşme ihtimali taşıyan hafızayı, yaşama biçimini ve kültürel zamanı fark etmektir.

“Kendi Gök Kubbemiz” Altında Kendi Zamanımız

Yahya Kemal’in Haşim’den ayrıldığı nokta da burada belirginleşmektedir. Tanpınar’ın Ayvazoğlu tarafından aktarılan değerlendirmesinde Haşim “primitif”, Yahya Kemal ise “klasiğin peşinde” bir şair olarak nitelendirilir. Yahya Kemal, klasik tecrübeden yararlanarak modern dönemde yeni bir şiir dili kurmaya yönelirken Haşim daha bireysel ve avangard bir çizgide kalmaktadır (Ayvazoğlu, 2000, s. 130).

Bu farklılık zaman meselesine de taşınabilir. Haşim’de ağırlıklı duygu kaybedilmiş zamandır; Yahya Kemal’de ise geçmiş, yalnızca kaybedilmiş olan değil, bugünün içerisinde yeniden hatırlanabilecek ve kültürel sürekliliğin parçası hâline getirilebilecek bir imkân olarak belirir. Günerigök’ün Yahya Kemal’in klasik vezne dönüşü ile Haşim’in Müslüman Saati arasında kurduğu bağlantı bu açıdan anlamlıdır. Ona göre iki tavır, içerikleri farklı olsa da “Kendi Gök Kubbemiz” altında kendi zamanımızı gösteren bir saatin işleyişini hatırlama arzusunda birleşmektedir (Günerigök, 2022, ss. 153-154).

Böylece ilk yazıda sorulan modernleşme ve anlam dünyası sorusu yeni bir boyut kazanmaktadır. Mesele artık yalnızca modern zamanın geleneksel zamanın yerini alması değildir. Asıl mesele, modernleşen bir toplumun geçmişiyle ilişkisini koparmadan değişip değişemeyeceğidir.

Batı Dışı Modernlik Açısından Yeniden Düşünmek

Bu soru, Batı dışı modernlik yaklaşımının edebiyat üzerinden yeniden düşünülmesine imkân verir. Batı dışı modernlik, modernleşmenin Batı’da gerçekleşmiş tarihsel biçiminin başka toplumlarda aynen tekrarlanması zorunluluğunu sorgular. Günerigök’ün Göle’ye dayanarak ifade ettiği biçimiyle bu yaklaşım, Batılı olmayan toplumların modernlikle ilişkilerini daha üretken bir zeminde kurabilmelerinin imkânına işaret etmektedir (Günerigök, 2022, s. 150; Göle, 1998, ss. 310-320).

Haşim ve Yahya Kemal bu açıdan birlikte okunduğunda, Türk modernleşmesinin yalnız kurumlar, siyasal dönüşümler veya teknik yenilikler üzerinden değil, zamanın nasıl yaşandığı ve anlamlandırıldığı üzerinden de tecrübe edildiği görülmektedir.

İlk yazıda Byung-Chul Han’ın modern zaman eleştirisine başvurulmasının nedeni de buydu. Han, çağdaş zaman krizini yalnız hızlanmayla açıklamaz; zamanın atomlaşmasına, sürekliliğini ve “süre” duygusunu kaybetmesine dikkat çeker (Han, 2020, ss. 8-10, 16-17). Bu yaklaşım Haşim’in kayıp duygusuyla doğrudan özdeşleştirilemez; ancak modernleşmeyle birlikte ortaya çıkan zaman-anlam ilişkisindeki dönüşümü düşünmek için verimli bir karşılaştırma zemini sunmaktadır.

Sonuç: Kaybolan Saatten Devam Fikrine

Haşim’den Yahya Kemal’e uzanan çizgi, Türk modernleşmesinin edebiyattaki izlerini zaman üzerinden takip etmenin mümkün olduğunu göstermektedir. Haşim, Müslüman Saati’nde modern zaman karşısındaki kayıp ve yabancılaşmayı görünür kılar. Yahya Kemal’e gelindiğinde ise aynı problem, geçmişin kültürel hafıza içerisinde yeniden kurulması ve sürekliliğin korunması meselesine doğru genişlemektedir.

Bu nedenle iki şairin tavrını modernleşmeye karşı basit bir geçmiş özlemi olarak değerlendirmek yetersiz kalacaktır. Asıl soru, modernleşmenin mümkün olup olmadığı değil, modernleşirken kendi zamanında kalmanın mümkün olup olmadığıdır. Batı dışı modernlik yaklaşımının açtığı alan da tam burada önem kazanmaktadır: Değişme ile devamlılığın birbirini zorunlu olarak dışlamadığı bir modernlik düşünülebilir mi?

Bu soru bizi Haşim ve Yahya Kemal’den doğal olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’a götürmektedir. Nitekim Günerigök de Haşim’in geleneksel değerlerin modern bir medeniyet içerisinde korunması problemine yönelişini, Tanpınar’ın “devam ederek değişmek, değişerek devam etmek” düşüncesiyle ilişkilendirmektedir (Günerigök, 2022, s. 151).

Haşim’in kaybolduğunu söylediği saat, Yahya Kemal’de hafızanın ve kültürel sürekliliğin içerisinde yeniden aranmıştır. Tanpınar’da ise artık soru, geçmiş zamanı bulmaktan çok, geçmiş ile şimdinin aynı bilinç içerisinde nasıl birlikte yaşayabileceğine dönüşecektir.

Kaynakça

Ayvazoğlu, Beşir (2000). Ömrüm Benim Bir Ateşti: Ahmet Haşim’in Hayatı, Sanatı, Estetiği, Dramı. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Göle, Nilüfer (1998). “Batı-dışı Modernliğin Kavramsallaştırılması Mümkün mü?” Sosyal Bilimleri Yeniden Düşünmek içinde (ss. 310-320). İstanbul: Metis Yayınları.

Günerigök, Mustafa (2022). “Müslüman Saati’ne Ağıt: Zamanın Modernleşmesine Dair Bir Deneme”, ss. 141-156.

Han, Byung-Chul (2020). Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme (Çev. Şeyda Öztürk). İstanbul: Metis Yayınları.