İoanna Kuçuradi Türkiye’de felsefenin üniversite duvarlarını aşarak insan hakları, eğitim, hukuk, kültür ve gündelik yargılarla buluşmasının adı oldu. Kuçuradi için felsefe, geçmişte yaşamış düşünürleri yeniden yorumlamaktan öte felsefe, insanı ve olayları düşünerek değerlendirme yeteneği kazandırmaktı.
İstanbul’da Rum bir ailenin çocuğu olarak doğan, genç yaşta Türkiye’nin doğusuna giderek akademik hayata başlayan, Hacettepe’de bir felsefe bölümü kuran ve insan haklarını felsefenin asli meselelerinden biri hâline getiren Kuçuradi, yaşamını tek bir sorunun çevresinde ördü: Bir insanı, bir olayı ya da bir değeri gerçekten doğru değerlendirmek ne demektir?
İoanna Kuçuradi’nin hayatı, 20. yüzyıl Türkiye’sinin siyasal dalgalanmaları, üniversite kurumunun dönüşümü ve insan hakları fikrinin dünyada yeniden düşünülmesiyle iç içe geçti. Bu nedenle onu yalnızca “etikçi” ya da “insan hakları savunucusu” diye tanımlamak eksik kalır. O, değer felsefesi, felsefi antropoloji, etik, hukuk felsefesi ve insan hakları arasında özgün bir bağ kuran; bu bağı dersliklerde, kurumlarda, kitaplarda ve uluslararası platformlarda taşıyan bir düşünürdü 1 2.
İstanbul’dan Felsefeye Uzanan İlk Yılları
İoanna Kuçuradi 4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğdu. Annesi Çorum’dan İstanbul’a gelmiş bir aileden, babası ise İstanbul’da doğmuş ve ailesi Sakız Adası’ndan gelmiş bir Rumdu. Çocukluğu Taksim ve Tepebaşı çevresinde geçti. Daha sonra kendi hayatını anlatırken aile geçmişine fazla romantik anlamlar yüklemediğini, çocukluğuna ilişkin anılarının parçalı olduğunu söyledi. Bu sade anlatım, onun kişisel hikâyesini bir efsaneye dönüştürmek yerine deneyimlerin düşünceyi nasıl beslediğine bakmayı tercih ettiğini gösterir 3.
Kuçuradi 1954’te Zapyon Kız Lisesi’nden mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi ve 1959’da öğrenimini tamamladı. Üniversitede, Türkiye’de felsefi antropoloji çalışmalarının önemli isimlerinden Takiyettin Mengüşoğlu’nun öğrencisi oldu. Mengüşoğlu, insanı soyut bir öz ya da yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, çeşitli olanakları gerçekleştirebilen somut bir varlık olarak ele alıyordu. Bu yaklaşım, genç Kuçuradi’nin düşünsel yönünü derinden etkiledi.
Kuçuradi’yi felsefeye götüren temel deneyimin “değerlendirme göreliliği” olduğunu kendisi bir çok konuşmasında belirtmiştir. Aynı olayın farklı kişiler tarafından farklı biçimde değerlendirilmesi ve herkesin kendi değerlendirmesini doğru sayması, onda erken bir rahatsızlık uyandırmıştı. Bu rahatsızlık, zamanla felsefi bir araştırma programına dönüştü: İnsanlar neye göre değerlendirir? Bir yargıyı doğru ya da yanlış yapan nedir? Kültürden kültüre değişen değer yargıları ile insanın değerini koruyan etik ilkeler arasındaki fark nasıl kurulabilir? 3
Lisans öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi’nde Mengüşoğlu’nun yanında aday asistan olarak çalıştı. Üniversitedeki siyasal ve kurumsal gerilimler nedeniyle bu görev kalıcı hâle gelmedi. Kuçuradi’nin kendi anlatımına göre asaletinin tasdik edilmemesi ve akademik çevrede yaşadığı dışlanma, onu üniversiteden ayrılmaya zorladı. Bu kırılmayı bir yenilgi olarak değil, başka bir akademik yolun başlangıcı olarak değerlendirdi. 1965’te Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde çalışmaya başladı ve üç yıl boyunca burada görev yaptı 3.
İstanbul’dan Erzurum’a gitmek, dönemin toplumsal kabulleri açısından sıradan bir tercih değildi. Kuçuradi, şehirli ve İstanbul’da yetişmiş bir kadın akademisyen olarak yeni kurulmakta olan bir üniversiteye gitti. Kendi ifadesiyle, Doğu’da ya da Batı’da çalışmak arasında insan bakımından temel bir fark görmüyordu. Erzurum, onun için yalnızca bir görev yeri olmadı; Türkiye’yi daha geniş bir toplumsal zeminde tanıdığı bir deneyim alanına dönüştü. Burada öğrencilerle kurduğu ilişki, onun felsefe eğitiminin yalnızca kavram aktarmakla sınırlı olmadığını gösterdi.
1965’te “Schopenhauer ve Nietzsche’de İnsan Problemi” başlıklı çalışmasıyla doktorasını tamamladı. Doktora konusu, sonraki düşünsel güzergâhının habercisiydi. Schopenhauer ve Nietzsche gibi birbirinden oldukça farklı iki düşünürde insan problemini karşılaştırmak, onu insanın ne olduğu, isteme, acı, değer ve yaşamın anlamı gibi sorularla yüz yüze getirdi. Bu erken dönem çalışma, daha sonra değer, etik ve insan hakları üzerine kuracağı felsefenin antropolojik temelini hazırladı 1.
Hacettepe’de Kurduğu Felsefe Bölümü
Kuçuradi 1968’de Hacettepe Üniversitesi’ne geçti. 1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu ve 2003’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını yürüttü. Bu bilgi, yalnızca bir idari görevi anlatmaz. Türkiye’de felsefenin modern üniversite içinde bağımsız, düzenli ve araştırmaya dayalı bir alan olarak gelişmesinde Hacettepe Felsefe Bölümü’nün özel bir yeri vardır. Kuçuradi, burada bir ders programının ötesinde bir düşünme kültürü kurmaya çalıştı 1 2.
Onun üniversite anlayışında eğitim, öğrencinin hocanın düşüncesini tekrar etmesi değildi. Bir söyleşisinde, eğitimde herkesin öğretmenin düşündüğü gibi düşünmesinin beklenemeyeceğini; kişinin kendi kafasıyla düşünmesi gerektiğini vurguladı. Akademik özgürlüğü de “söylenen fikir hoşumuza gitmiyor diye kişiyi cezalandırmamak” şeklinde somutlaştırdı 3. Bu yaklaşım, Kuçuradi’nin felsefesindeki temel bir ayrımı yansıtır: Bir düşünceye karşı çıkmak mümkündür; fakat karşı çıkmak, düşünme hakkını ortadan kaldırmaz.
Hacettepe’de yetişen öğrenciler, sonraki yıllarda Türkiye’nin farklı üniversitelerinde felsefe bölümleri kurdu, dersler verdi ve araştırmalar yürüttü. Bu nedenle Kuçuradi’nin etkisi yalnızca yayımladığı kitaplarda değil, yetiştirdiği akademisyenlerde de görülür. 2024 Aydın Doğan Ödülü’nün gerekçesinde, onun çok sayıda akademisyen yetiştirdiği, felsefi düşünmeyi ülke geneline taşıdığı ve Türkiye’yi ulusal ve uluslararası platformlarda başarıyla temsil ettiği özellikle vurgulandı 4.
Hacettepe’deki çalışmaları sırasında Kuçuradi, insan haklarını felsefenin tali bir konusu olmaktan çıkarıp bağımsız bir araştırma alanı hâline getirdi. 1997’den itibaren İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin yöneticiliğini üstlendi. Merkezin bünyesinde UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü kuruldu; Kuçuradi 1998’den itibaren bu kürsünün sahibi oldu 1 2. Böylece üniversite, yalnızca insan hakları üzerine konuşulan bir yer değil, bu hakların felsefi temellerinin ve eğitiminin araştırıldığı kurumsal bir merkez hâline geldi.
2003’te Hacettepe’den emekli olduktan sonra akademik hayatını bırakmadı. 2006’da Maltepe Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. Burada İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin ve İnsan Hakları bölümünün çalışmalarını yürüttü; felsefe dersleri vermeyi sürdürdü 4. Emekliliği, Kuçuradi için akademiden çekilmek değil, düşünsel sorumluluğun başka bir kurumda devam etmesi anlamına geldi.
Değer Problemi: Beğenmek ile Doğru Değerlendirmek Arasındaki Fark
Kuçuradi’nin felsefesinin merkezinde “değer” kavramı bulunur. Fakat onun değer anlayışı, “her insanın kendi değeri vardır” gibi genel bir iyi niyet cümlesinden ibaret değildir. Kuçuradi, değer hakkında konuşabilmek için önce farklı değerlendirme biçimlerini birbirinden ayırmak gerektiğini savunur.
Ona göre bir şeyi kendi çıkarımıza yaradığı için iyi, zararımıza olduğu için kötü bulabiliriz. Bu, kişisel bir değer atfetmedir. Başka bir durumda, içinde bulunduğumuz grubun veya kültürün hazır yargılarını kullanırız: “Yalan söylemek kötüdür; Ahmet yalan söyledi; o hâlde Ahmet kötüdür.” Bu, hazır değer yargılarıyla yapılan bir değerlendirmedir. Her iki durumda da kişi, karşısındaki olayı kendi koşulları içinde anlamaya ve o tekil olayın özelliklerini araştırmaya yeterince yönelmeyebilir 3 5.
Kuçuradi’nin önem verdiği üçüncü yol, doğru ya da yanlış olabilen değerlendirmedir. Burada amaç, kişisel beğeniyi ya da toplumsal kalıbı tekrarlamak değil, olayın ve kişinin somut özelliklerini görerek değerlendirmektir. Bu nedenle değerlendirme, yalnızca bir sonuç üretmek değil, bilgiye dayalı bir görme ve anlama etkinliğidir.
Bu ayrım, onun 1971’de yayımlanan İnsan ve Değerleri kitabında sistematikleşti. Kitap, değer sorununa doğal hukukçu yaklaşımlardan farklı bir yön verdi. Kuçuradi’nin düşüncesinde “insanın değeri” ile “kişinin değerleri” aynı şey değildir. İnsanın değeri, insan türünün ve insan olma olanaklarının değerini ifade eder. Kişinin değerleri ise belirli bir kişinin gerçekleştirdiği ya da gerçekleştirmeye çalıştığı değerli özelliklerle ilgilidir. Bir insanın değeri, sahip olduğu mal, statü, başarı ya da toplumun ona verdiği saygınlıkla ölçülemez.
Bu düşünce, insan hakları bakımından belirleyici bir sonuç doğurur. İnsan hakları, insanların bazı özellikleri taşıdıkları için sonradan kazandıkları ayrıcalıklar değildir. İnsan olmanın değerini ve insanın olanaklarını korumaya yönelik etik taleplerdir. Hukuk, bu talepleri tanımalı ve güvence altına almalıdır; fakat hakların etik temelini yalnızca hukuk metninden almadığını bilmelidir 6 7.
Oktay Uygun’un 2026 tarihli hakemli çalışmasının da gösterdiği gibi, Kuçuradi’nin değer anlayışı hukuk felsefesine, devlet teorisine ve insan haklarına ilişkin sorunları yeniden düşünmeye imkân verir. Bu anlayışın oluşumunda Kant, Schopenhauer, Nicolai Hartmann, Nietzsche ve Takiyettin Mengüşoğlu gibi düşünürlerin yanı sıra Aristoteles’in de etkisi bulunur 5. Buradaki “etki”, bu düşünürlerin bütün tezlerini benimsemek anlamına gelmez. Kuçuradi, düşünürleri birer otorite olarak tekrarlamak yerine onların kavramlarını eleştirel biçimde yeniden işler.
Kant, Nietzsche, Scheler ve Mengüşoğlu ile Düşünsel İlişkisi
Kuçuradi’nin felsefesini tek bir filozofun devamı gibi okumak mümkün değildir. O, farklı düşünürlerden aldığı soruları kendi kavramsal çerçevesinde yeniden kurdu.
Kant’tan özellikle insanın kendinde amaç oluşu, insan onuru, özerklik ve evrensel etik talebi bakımından yararlandı. Ancak Kuçuradi’nin etiği, Kant’ın formülünü olduğu gibi yinelemez. Onun için etik, yalnızca iyi niyet sahibi olmayı istemek değildir; somut bir durumda neyin insanın değerini koruyacağını görebilmeyi de gerektirir. Bu nedenle etik, bir bilgi alanıdır. İnsanların doğru eyleyebilmesi için yalnızca iyi niyet değil, insanı ve değerleri doğru değerlendirme bilgisi de gerekir 6 8.
Nietzsche, Kuçuradi’nin erken dönem çalışmalarında belirgin biçimde yer alır. Nietzsche ve İnsan ile daha önceki Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik adlı çalışmaları, onun Nietzsche’yi bir “nihilist” etiketiyle geçiştirmediğini gösterir. Nietzsche’nin değerlerin nasıl oluştuğunu ve geleneksel değerlerin hangi koşullarda sorgulanması gerektiğini araştırması, Kuçuradi için güçlü bir felsefi imkân oluşturdu. Fakat bu, Nietzsche’nin güç istenci veya üstinsan kavramlarını bütünüyle benimsediği anlamına gelmez. Kuçuradi, Nietzsche’nin değer eleştirisini ciddiye alırken, insan haklarının evrensel etik boyutunu savunmayı sürdürdü.
Max Scheler’in değerlerin yapısına ve insanın duygusal-varoluşsal boyutuna ilişkin çalışmaları da Kuçuradi’nin düşünsel oluşumunda önemlidir. Scheler’in değerleri yalnızca öznel tercihlere indirgememesi, Kuçuradi’nin değerleri kişisel beğeniden ayıran yaklaşımıyla kesişir. Bununla birlikte Kuçuradi’nin ana hedefi, değerleri soyut bir hiyerarşi içinde sıralamak değil, insanın değerini koruyan değerlendirme ve eyleme biçimlerini açıklamaktır.
Takiyettin Mengüşoğlu ise Kuçuradi’nin akademik hocası ve felsefi antropoloji çizgisinin en güçlü kaynağıdır. Mengüşoğlu’nun insanı olanakları bulunan, değer üreten ve tarih içinde kendini gerçekleştiren bir varlık olarak ele alması, Kuçuradi’nin insan hakları düşüncesine zemin hazırladı. Zeynep Direk, bu hoca-öğrenci çizgisinin Nicolai Hartmann ve Max Scheler’den esinlenen bir “Türk felsefi hümanizmi” geleneği oluşturduğunu ileri sürer. Bu gelenekte amaç, insan varlığının değerini koruyacak hukuk ve siyasal kurumları kurmaktır 9.
Dolayısıyla Kuçuradi’nin felsefesi, basitçe “Kantçı”, “Nietzscheci” ya da “Schelerci” diye sınıflandırılamaz. Onun yaptığı, bu düşünürlerden gelen soruları Türkiye’nin tarihsel ve kurumsal deneyimiyle buluşturmak; insan, değer, etik ve haklar arasında çalışabilir bir felsefi bağ kurmaktır.
İnsan Hakları: Hukuktan Önce Gelen Etik
Kuçuradi’nin insan hakları düşüncesinin en ayırt edici yönü, insan haklarını yalnızca hukuk kuralları olarak görmemesidir. Hukuk, hakları tanımlar ve korur; fakat bir hakkın neden gerekli olduğunu, hangi insan değerini koruduğunu ve hukuk düzeninin ne zaman adaletsiz hâle geldiğini açıklamak için etik ve felsefi düşünmeye ihtiyaç vardır.
Bu nedenle insan hakları, onun için hem etik ilkeler hem de hukukun temel öncülleridir. Bir devletin yasaları çoğunluğun isteğine dayanabilir; fakat çoğunluğun isteği, insanın değerini ihlal eden bir düzeni haklı çıkarmaz. İnsan haklarına dayalı devlet anlayışı, yurttaşların yalnızca hukuken eşit sayılmasını değil, insan olarak gelişme ve olanaklarını gerçekleştirme imkânına sahip olmasını gerektirir 7 9.
Kuçuradi bu çerçevede insan haklarını soyut bir slogan olmaktan çıkarır. İşkence yasağı, ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, eğitim hakkı veya sağlık hakkı, somut insan hayatlarında karşılığı olan taleplerdir. Bir hakkı yalnızca metinde tanımak yetmez; kurumların, kararların ve uygulamaların insanın değerini koruyup korumadığına bakmak gerekir.
Onun için insan haklarının korunması, yalnızca hukukçuların veya siyasetçilerin görevi değildir. Öğretmenler, hekimler, gazeteciler, mühendisler, yöneticiler ve bütün yurttaşlar, yaptıkları işte insanı nasıl değerlendirdikleriyle hakların gerçekleşmesine katkı verir ya da zarar verir. Bu bakımdan Kuçuradi’nin meslek etiklerine ilgisi, insan hakları düşüncesinin gündelik hayata açılan kapısıdır.
İnsan hakları eğitimi de ona göre slogan ezberletmekten ibaret olamaz. Bir çocuğa “herkese saygı duy” demek önemlidir; fakat yeterli değildir. Çocuğun bir kişiyi yalnızca grubuna, görünüşüne, başarısına ya da davranışına göre değersizleştirmemeyi öğrenmesi gerekir. Bunun için etik değer bilgisi, olayları ayırt etme ve değerlendirme eğitimi gerekir. Kuçuradi’nin değerler eğitimi üzerine konuşmalarında vurguladığı nokta, insanın küçük yaştan itibaren etik değerleri tanıyabilecek ve yaşamında kullanabilecek biçimde yetiştirilmesidir 10.
Türkiye’de Toplumsal Duruşu ve Kamusal Sorumluluğu
Kuçuradi’nin toplumsal duruşu, yüksek sesli bir siyasal gösteriden çok, kurumların ve kavramların içini dönüştüren sürekli bir çalışma biçiminde ortaya çıktı. Türkiye Felsefe Kurumu’nun kuruluş sürecinde yer aldı ve 1979’dan itibaren kurumun başkanlığını yürüttü. 1980’lerden itibaren bu kurum üzerinden felsefe eğitiminin, felsefe olimpiyatlarının, yayınların ve kamusal felsefe etkinliklerinin gelişmesine katkıda bulundu 1.
1994’ten 1996’ya kadar Başbakanlık İnsan Hakları Başmüşavirliği İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu’nun başkanlığını yaptı. İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Ulusal Komitesi’nde görev aldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Etik Komitesi’nin başkanlığını üstlendi. Bu görevler, onun insan haklarını yalnızca akademik bir konu olarak bırakmadığını gösterir. Felsefi düşünceyi, devletin ve toplumun kurumlarını sorgulayan bir sorumluluk alanı olarak gördü 1.
Kuçuradi’nin kamusal tavrı, parti siyasetine eklemlenmiş bir ideolojik pozisyon değil, insanın değerini ölçüt alan bir eleştirellikti. Devleti, kültürü veya çoğunluğu kendiliğinden iyi saymadı. Bir kurumun değerini, insanın olanaklarını ve haklarını koruyup korumadığı üzerinden değerlendirdi. Bu nedenle onun düşüncesi, hem devlet gücüne hem de kültürel göreliliğin rahatlatıcı mazeretlerine karşı mesafeli durur.
Kültür konusundaki yaklaşımı da bu çerçevede anlaşılmalıdır. Kuçuradi, kültürleri birbirinden üstün ya da aşağı diye sıralayan bir anlayışı savunmaz. Ancak “kültür farklılığı” adına insanı inciten, dışlayan veya haklarını sınırlayan uygulamaların eleştirilemez olduğunu da kabul etmez. Kültür, insan haklarının alternatifi değil, insanın değerini koruyan bir yaşam imkânı hâline geldiği ölçüde anlamlıdır.
Bu tavır, onun azınlık kimliğiyle ilişkisini de özel bir biçimde görünür kılar. Kuçuradi, Rum kökenini kariyerinin merkezine yerleştirmedi; kendisini öncelikle yaptığı felsefi çalışmalarla tanımladı. Ancak İstanbul’un çok kültürlü geçmişinden gelen bir kadın filozof olarak Türkiye’de akademik ve kamusal alanda varlık göstermesi, düşüncesinin evrensellik iddiasını somutlaştırdı. Zeynep Direk’in çalışması, Kuçuradi’nin cinsiyet, etnik köken ve din bakımından farklılığının, Türkiye’deki siyasal ve akademik baskılarla birlikte düşünülmesi gerektiğini ileri sürer 9.
Dünyaya Açılan Bir Türk Filozofu
Kuçuradi’nin başarısı yalnızca Türkiye’de bir felsefe kurumu oluşturmasıyla sınırlı kalmadı. Uluslararası Felsefe Dernekleri Federasyonu’nun, yani FISP’in 1988–1998 yılları arasında genel sekreterliğini, 1998–2003 yılları arasında başkanlığını yaptı. Daha sonra federasyonun onursal başkanı oldu. FISP’in resmî biyografisi, onun UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü sahibi olduğunu ve uluslararası felsefe örgütlerinde üst düzey sorumluluklar yürüttüğünü doğrular 2.
Bu görevler, Türkiye’de üretilen felsefenin dünya felsefe kuruluşları içinde görünür olmasını sağladı. Kuçuradi, Türkiye’yi yalnızca felsefe tarihinin dışarıdan izlenen bir ülkesi olarak değil, kavram üreten, tartışma açan ve insan hakları alanında söz söyleyen bir ülke olarak temsil etti. Dünyanın farklı bölgelerinde felsefe eğitimi, insan hakları, barış, adalet, kültür ve etik üzerine konuştu.
Onun uluslararası etkisi, Türkçe kitaplarının başka dillere çevrilmesi kadar, insan haklarını felsefi temelleriyle ele alan konferans ve kurumların gelişmesinde de görülür. Human Rights: Concepts and Problems, Ethics and World Problems ve The Idea and the Documents of Human Rights gibi çalışmaları, düşüncesinin yalnızca Türkiye’ye özgü bir gündemden çıkıp küresel bir felsefi tartışmaya katıldığını gösterir 6 11.
Kuçuradi’nin dünya felsefesine getirdiği katkı, yeni bir “izm” ilan etmekten çok, iki alan arasındaki kopukluğu onarmaktı: insan hakları ile etik, hukuk ile değer, kültür ile evrensellik, akademi ile kamusal sorumluluk. Bu yüzden onun çalışmaları, felsefeyi soyut bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarıp kurumsal ve toplumsal sonuçları olan bir düşünme pratiği hâline getirdi.
Kitapları, Çevirileri ve Yazı Dünyası
Kuçuradi’nin eserleri geniş bir alana yayılır. İlk dönem çalışmalarında felsefi antropoloji ve düşünür incelemeleri öne çıkar. Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik, Nietzsche ve İnsan ve Schopenhauer ve İnsan, onun insan sorununu farklı felsefi damarlar üzerinden araştırdığını gösterir. 1971 tarihli İnsan ve Değerleri, değer felsefesinin temel kitabı olarak düşüncesinin omurgasını kurdu. Etik, etik alanını yalnızca ahlak kuralları toplamı değil, insan eylemlerini ve değer ilişkilerini inceleyen felsefi bir bilgi alanı olarak ele aldı 1.
Sanata Felsefeyle Bakmak, onun sanat eserlerini yalnızca estetik beğeniyle değil, eserin insan deneyimine ve değer sorunlarına açtığı alanla okumaya çalıştığını gösterir. Çağın Olayları Arasında, Uludağ Konuşmaları, Ahlak, Etik ve Etikler, İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları, Felsefe ve İnsan Hakları ve Etik ve Dünya Sorunları gibi çalışmalarında felsefenin güncel olaylara nasıl ışık tutabileceğini tartıştı.
Kuçuradi’nin çevirmenliği de en az yazarlığı kadar önemlidir. Immanuel Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi ve Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi adlı eserlerini Türkçeye kazandırdı. Bu çeviriler, Kant’ın etik düşüncesinin Türkçe felsefe dilinde daha doğru ve tartışılabilir biçimde yerleşmesine katkıda bulundu 12. Çeviri onun için yalnızca bir dil aktarımı değildi; felsefi kavramların Türkçede işler hâle gelmesi, öğrencilerin ve okurların düşünürlerle doğrudan karşılaşabilmesi demekti.
Maltepe Üniversitesi Akademik Veri Yönetim Sistemi’nde Kuçuradi’ye ait 141 makale ve yayın kaydı yer alır. Bu bibliyografya, onun kitaplarıyla sınırlı bir yazar olmadığını; insan hakları, adalet, eğitim, sansür, kültür, meslek etikleri, dünya sorunları, sanat ve felsefi yöntem üzerine sürekli yazdığını gösterir 12.
Kuçuradi’nin Başlıca Kitapları
Kuçuradi’nin temel eserleri arasında Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik, Nietzsche ve İnsan, İnsan ve Değerleri, Etik, Sanata Felsefeyle Bakmak, Ahlak, Etik ve Etikler, İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları, Felsefe ve İnsan Hakları, Ethics and World Problems (2016) ve The Idea and the Documents of Human Rights (2020) bulunur.
Ekranda ve Belgesellerde Kuçuradi
İoanna Kuçuradi’nin görsel-işitsel alandaki görünürlüğü, daha çok kendisiyle yapılan söyleşiler, belgesel portreler ve felsefe programları üzerinden oluşmuştur. 2021’de yapılan ve Bilim Akademisi Portreler dizisi içinde yayımlanan Bir Ömür Felsefe: İoanna Kuçuradi söyleşisinde Kuçuradi, çocukluğundan üniversite yıllarına, Erzurum deneyiminden felsefi çalışmalarına kadar kendi hayatını anlattı. Bu söyleşi, biyografik bilgilerin ötesinde, onun nasıl düşündüğünü doğrudan duyurması bakımından değerlidir 3 13.
Ayrıca TRT Arşiv, Habertürk ve NTV Belgesel kanallarında Kuçuradi’nin hayatı, felsefesi ve insan hakları çalışmaları üzerine hazırlanan programlar ve belgesel içerikleri yayımlandı. 2025’te Maltepe Üniversitesi’nde From Revolt to Philosophy: İoanna Kuçuradi başlıklı bir film gösterimi ve tartışma etkinliği düzenlendi. Bu çalışmalar, Kuçuradi’nin kamusal hafızadaki yerinin yalnızca akademik kitaplarla değil, belgesel anlatılarla da sürdüğünü gösterir 14 15.
Yaptığı programlar ve söyleşilerle akademik dilin ulaşamadığı izleyicilere “değerlendirme”, “insan onuru” ve “hak” kavramlarını taşıdı. Kuçuradi’nin konuşma tarzı, gösterişli bir retorikten çok kavramların açık ve dürüst biçimde ayrıştırılmasına dayanıyordu. Belki de bu nedenle televizyon söyleşilerinde bile bir “hoca” olarak değil, düşünmeye davet eden bir filozof olarak görünür.
Aldığı Ödüller
Kuçuradi’nin aldığı ödüller, çalışmalarının hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda karşılık bulduğunu gösterir. Başlıca ödül ve onurları arasında 1996 Goethe Madalyası, aynı yıl Girit Üniversitesi’nden onursal felsefe doktorası, Türkiye Bilimler Akademisi Ödülü, Hacettepe Üniversitesi Bilimde Başarı Ödülleri, 1998 Dünya Vatandaşlık Birliği Mevlâna Yüce Vakfı Ödülü, 1998 Mimoza dergisinin 75. Cumhuriyet Kadını Ödülü, 2000 Ricardo Palma Üniversitesi’nden onursal felsefe doktorası ve 2000 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü bulunur 1 16.
Kaynaklarda ayrıca 2001’de Almanya Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı, 2002 UNESCO İnsan Hakları Eğitimi Ödülü kapsamında onur ödülü ve 2003 UNESCO Aristoteles Madalyası da anılır 16. Ödüllerin tamamını tek bir resmî listede aynı ayrıntı düzeyiyle doğrulamak her zaman mümkün olmadığından, bu biyografide kurumların kendi duyurularında ve Kuçuradi’nin kurumsal biyografilerinde tekrarlanan ödüller esas alınmıştır.
2024 Aydın Doğan Ödülü, Kuçuradi’nin yaşamının son döneminde aldığı en dikkat çekici ulusal onurlardan biridir. Ödül gerekçesi, onun felsefe eğitimi ve araştırmalarını geliştirmesini, çok sayıda akademisyen yetiştirmesini, insan haklarını savunmasını ve Türkiye’nin uluslararası kültür-felsefe çevrelerindeki görünürlüğünü artırmasını öne çıkarır 4. Bu gerekçe, Kuçuradi’nin başarısının tek tek kitaplardan değil, bir düşünce ekosistemi kurmasından kaynaklandığını anlatır.
Sözleri ve Düşünce Mirası
Kuçuradi’nin cümleleri, aforizma üretmekten çok düşünme alışkanlığı kazandırır. Ona atfedilen sözleri kullanırken, yazılı eserlerden birebir alıntı ile söyleşi içinde söylenmiş ifadeyi ayırmak gerekir. Aşağıdaki cümleler, yayımlanmış söyleşilerdeki ifadelerinin anlamı korunarak kısa biçimde aktarılmış veya düşüncesinin özeti olarak verilmiştir:
“Beni felsefeye götüren büyük olasılıkla değerlendirme göreliliğidir.” 3
“Herkesin kendi kafasıyla düşünmesi gerekiyor.” 3
“Sözümüzde durmamız gerekir; ama ‘sözünde durmak iyidir’ yargısı da tek başına ezbere bir değer yargısı olabilir.” 3
“İnsan hakları hukuk değildir; hukukun türetileceği etik ilkelerdir.” 6 7
Bu ifadelerin ortak yönü şudur: Kuçuradi, insanı hazır kalıpların içine yerleştirmeye karşı çıkar. İyi niyetin, çoğunluğun kararının, kültürel alışkanlığın ya da yasanın tek başına yeterli olmadığını söyler. Her durumda insanın değerini ve somut koşulları görmeyi ister.
Son Günleri ve Vefatı
İoanna Kuçuradi, yaşamının son dönemine kadar felsefe ve insan hakları çalışmalarını sürdürdü. Türkiye Felsefe Kurumu’nun başkanlığını ve uluslararası felsefe çevrelerindeki onursal görevlerini taşıdı. 2 Ekim 2026’da, tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 89 yaşında hayatını kaybetti. Türkiye Felsefe Kurumu ve Hacettepe Üniversitesi, onun ölümünün ardından felsefe, etik ve insan hakları alanlarındaki öncü çalışmalarını vurgulayan açıklamalar yayımladı 17.
Cenaze töreninin 4 Ekim 2026’da Maltepe Üniversitesi’nde yapılacağı ve ardından Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’na defnedileceği bildirildi 17. Ölüm nedeni kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmadı; güvenilir haberlerde yalnızca tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybettiği bilgisi yer aldı. Bu nedenle hastalığı ya da ölüm sebebi hakkında doğrulanmamış bir ayrıntı eklemek doğru olmaz.
Kuçuradi’nin ölümü, yalnızca bir akademisyenin kaybı değildir. Türkiye’de felsefeyi kurumsallaştıran, insan haklarını etik bir sorun olarak savunan, öğrencileri ve kurumları aracılığıyla kalıcı bir gelenek oluşturan bir düşünürün fiziksel varlığının sona ermesidir. Ancak onun düşüncesi, tam da savunduğu gibi, kişisel otoriteye bağlı bırakılmadı. Kitaplarında, öğrencilerinde, kurduğu merkezlerde, Türkçeye kazandırdığı metinlerde ve insan hakları eğitiminde yaşamaya devam edecek.
Son Olarak; Bir Düşüncenin Bıraktığı Görev
İoanna Kuçuradi’nin felsefeye getirdiği yenilik, yeni bir terimler bütünü kurmasından ibaret değildir. Onun asıl katkısı, insanın değerini koruma sorununu felsefenin, hukukun, eğitimin ve kültürün ortak meselesi hâline getirmesidir.
Kuçuradi bize insan haklarının yalnızca devletin vatandaşa tanıdığı izinler olmadığını; insanın değerini koruyan etik talepler olduğunu hatırlattı. Etiğin yalnızca ahlak kurallarını ezberlemek olmadığını; olayları ve kişileri doğru değerlendirebilme bilgisi gerektirdiğini gösterdi. Kültürün, insan haklarının yerine geçemeyeceğini; insanın değerini koruduğu ölçüde anlam kazandığını savundu. Akademik özgürlüğün, herkesin aynı düşünmesi değil, herkesin düşünme hakkının güvence altında olması olduğunu anlattı.
Onun mirası bir “Kuçuradi doktrini”ne kapanmak değil, Kuçuradi’nin yaptığı gibi soruları açık tutmaktır: Bir insanı hangi kalıpla değerlendiriyorum? Bir karar kimin değerini koruyor? Bir yasa adaleti gerçekten gerçekleştiriyor mu? Bir eğitim öğrenciyi itaate mi, düşünmeye mi hazırlıyor? Bir kültürel alışkanlık insanı büyütüyor mu, yoksa dışlıyor mu?
Bu sorular, Kuçuradi’nin ölümünden sonra da güncelliğini koruyacaktır. Çünkü insanın değeri, bir dönemin modası değildir. İnsan hakları, yalnızca kriz zamanlarında hatırlanacak bir siyasal dil değildir. Felsefe de yalnızca üniversitede okutulan bir ders değildir. Kuçuradi’nin yaşamı, felsefenin bir insan olma sorumluluğu olduğunu gösterdi. Onun ardında bıraktığı en güçlü çağrı belki de budur: İnsanı, alışkanlıkların ve kalabalıkların içinden yeniden görmeyi öğrenmek.
Yararlanılan kaynaklar
[1] Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi biyografisi ve yayın listesi
[2] International Federation of Philosophical Societies, Ioanna Kuçuradi biyografisi
[3] Bilim Akademisi Portreler: Bir Ömür Felsefe: İoanna Kuçuradi
[4] Aydın Doğan Vakfı, 2024 Aydın Doğan Ödülü: Prof. Dr. İoanna Kuçuradi
[5] Oktay Uygun, Hukuk Felsefesi Açısından İoanna Kuçuradi’de ‘Değer Problemi’, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 23(1), 2026, 293–338
[6] İoanna Kuçuradi, Human Rights: Concepts and Problems, LIT Verlag, 2013
[7] İoanna Kuçuradi, Etik İlkeler ve Hukukun Temel Öncülleri Olarak İnsan Hakları, İnsan Hakları Makaleleri Seçkisi, TİHEK, 2011
[8] İoanna Kuçuradi’nin etik görüşü açısından Kant’ta ‘iyi isteme’ problemi, Maltepe Üniversitesi açık erişim kaydı
[9] Zeynep Direk, Ioanna Kuçuradi: The Ideal of Turkish Modernity in Turkish Philosophical Humanism, Journal of the History of Women Philosophers and Scientists, 2(1–2), 2023, 192–207
[10] Boğaziçi Üniversitesi Haberleri, İoanna Kuçuradi’den ‘İnsanca Yaşam için Değerler Eğitimi’
[11] İoanna Kuçuradi, The Idea and the Documents of Human Rights, LIT Verlag, 2020
[12] Maltepe Üniversitesi AVESİS, İoanna Kuçuradi Yayınlar ve Eserler
[13] Bilim Akademisi, Bir Ömür Felsefe: İoanna Kuçuradi, söyleşi kaydı
[14] Felsefeciler Derneği, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi belgeseli
[15] Maltepe Üniversitesi, From Revolt to Philosophy: İoanna Kuçuradi film gösterimi ve tartışma etkinliği
[16] International Council of Medical and Care Philosophy, Ioanna Kuçuradi biyografi ve onurları
[17] BBC News Türkçe, Türkiye’de felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti, 2 Ekim 2026