Eğitim ve okulla ilgili olarak sürekli başka dillerden yeni kavramları ödünç alıyoruz. Örneğin; girişimcilik (entrepreneurship), yenileşme (innovation) proje (project), performans (performance), kalite (quality), akademik (academic) başarı, öğrenme deneyimi (learning experience) vb. bunlardan sadece birkaçı. Yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren ülkemizde sıkça kullanılan değer eğitimi (value education) kavramı da bunlardan biridir. Eğitim ve değer ilişkisi, içinde yaşadığımız yüzyılın başlarından itibaren dünyada ve ülkemizde adeta yeniden keşfedilmiş gibi konuyla ilgili projeler geliştirilip tezler, kitaplar ve makaleler yazılmakta; bilimsel toplantılar yapılarak süreli yayınlar çıkarılmaktadır. Ülkemizde bu konu, millî eğitim şuralarının gündeminde ve müfredatta da yer almıştır. Aradan geçen yaklaşık çeyrek asrın ardından geldiğimiz noktada değerler eğitimi konusunda neler yapıldı ve neler değişti? Eğitim yoluyla daha erdemli insanlar yetiştirilebildik mi? Dünyada ve ülkemizde yaşanan bazı olaylara bakıldığında bu konuda iyimser düşünebilmek oldukça güç olup anlam ve değerler krizi artarak devam etmektedir.
İnsan, gözle görülen fiziki ve biyolojik varlığının ötesinde her şeyden önce anlam, değer ve kültür üreten; hayatını da buna göre düzenleyen yegâne varlıktır. İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren kendini başka insanlar tarafından önceden üretilmiş anlam ve değerlerden oluşan bir kültür içinde bulur; sosyal öğrenme sürecinde, içinde bulunduğu toplumun değerlerini ve kültürünü öğrenerek sosyalleşir ve eğitilir. Muhafazakâr açıdan yaklaşıldığında eğitim sistemi de mevcut kültürel birikimi aktarmakla yükümlü görülmekte olup aynı zamanda eğitimden yeni anlam ve değerler üretmesi, mevcut kültürü zenginleştirmesi ve dönüştürmesi de beklenir. Ancak değerler ve kültür konusunda muhafaza edilmesi gerekenlerle değiştirilmesi gerekenler hakkında yapılacak tercih, önemli bir sosyal politika ve eğitim politikası konusu olmaktadır.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yakın zamanda geliştirilen ve uygulanmaya başlanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde de değerler konusu merkezi bir konuma sahiptir. Eğitimde bilgi üretimi ve aktarımı yanında, kökeni geleneksel düşünce sistemimize dayanan “akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim sahibi insan” nitelendirmeleri kapsamında değer, hikmet, irfan gibi kavramlar da merkezi konumda yer almaktadır. Kısaca yeni maarif modelinde yetiştirilmek istenen insan; yetkin ve erdemli insan olarak tanımlanmıştır. Buna göre söz konusu insan; iyi ahlaklı, bilgili ve estetik zevk sahibi…; madde ile mana, akıl ile duygu, nefis ile vicdan, insan (fert) ile toplum… arasındaki ilişkilerde dengeli ..;bir insan olarak tanımlanmıştır. Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi başlığı altında da öğrencilere kazandırılacak temel değerler sıralanmıştır. Bu çerçevede insana bakışta "ontolojik", bilgiye bakışta "epistemolojik", değerlere bakışta "aksiyolojik” olgunluk; eğitim sürecine bakışta da "zamansal bütünlük" kavramlarına vurgu yapılmıştır. Kısaca bu modele göre eğitim sürecinde, felsefenin temel konuları olan bilgi felsefesi (epistemoloji), varlık felsefesi (ontoloji), ve değerler felsefesi (aksiyoloji) yönlerinden ulaşılmak istenen nihai hedefler sıralanmıştır. Bu modelde yer alan ve öğrencilerin sahip olması öngörülen müktesebat (kazanımlar) ile değerlere bakıldığında bunlar, teorik açıdan ve retorik yönünden kulağa oldukça hoş gelen ifadelerdir. Ancak çocuğu yetiştiren sadece okul ve öğretmen olmayıp geniş anlamda bir toplumda herkes, hem bir öğrenme kaynağı/rol model, hem bir öğretici/eğitici hem de öğrenen/eğitilen konumundadır. Esasen bir okuldaki öğrenciler de öğretmenin ne söyleyip anlattığından çok nasıl davrandığına, söylemden çok eyleme bakar. O halde geniş anlamda okul, toplumun bir parçası olup toplumu oluşturan insanların her biri, hem bir öğretmen (kendisinden öğrenilen) hem de bir öğrenci (başkalarından öğrenen) konumundadır. Zira okul denilen yapılar da bir işletmeden öte toplumun küçük bir örneği, mini bir toplum ya da insan topluluğu olarak da tanımlanır.
Sosyolojide toplumu açıklamak için çeşitli yazarlar (Homans, Merton, Parsons) tarafından geliştirilen sosyal sistem modellerine bakıldığında değerler kavramı bunlarda da önemli bir yer tutar. Değerler, bir sosyal sistemde/toplumda istikrar ve bütünleşmeyi sağlayan önemli araçlar olarak görülür. Eğitim açısından yaklaşıldığında ise değerler, İlk Çağ filozoflarından beri çeşitli filozoflar ve felsefi akımlar tarafından ele alınmış olup öteden beri eğitimde ahlaklı ve erdemli insan yetiştirme konusuna vurgu yapılmıştır. Zaman içinde gelişen çeşitli eğitim felsefeleri ve eğitim akımlarıyla bazı ideolojiler de eğitimde kazandırılması öngörülen farklı değerleri vurgulamıştır. Kısaca eğitimde değerlerin yeri ve eğitim-değer ilişkisi, yeni bir konu olmayıp kadim zamanlardan beri üzerinde durulan bir konudur.
Değerler; bir toplumda önem verilen, sahip olunmak ve gerçekleştirilmek istenenleri ifade eder; insan davranışlarına yön verir. Sonuçta “nasıl bir insan ve nasıl bir toplum?” sorularının cevabını oluşturarak ulaşılmak istenen insan ve toplumun niteliklerini ifade eder. Modernleşme süreci öncesi geleneksel toplumlarda henüz millî eğitim sistemlerinin söz konusu olmadığı dönemlerde gerek Batı, gerekse Doğulu toplumlarda eğitim faaliyetleri, ilkin din kurumu ve mabetler (kilise, cami, tapınak) çevresinde gerçekleşmiş olup önem verilen değerler de genelde dini ve ailevi değerler olmuştur. Ancak değerler konusu, sadece dini değerlerle sınırlı olmayıp bu konuda yapılan çeşitli sınıflandırmalar vardır. Örneğin; sosyal, kültürel, ahlaki, dini, politik, ekonomik vb. değerlerin yanı sıra; elit, aracı, temel/nihai değerler gibi pek çok kategoriden söz edilir. Sosyal sistem yaklaşımı açısından bir toplumu oluşturan kurumlar arasında karşılıklı bir ilişki ve etkileşim söz konusu olup kültürel, politik ve ekonomik alt sistemlerin/kurumların birbirini etkilemesi kaçınılmazdır. Şu halde eğitimde nihai hedef, sadece erdemli bireyler yetiştirmekle sınırlı olmayıp aynı zamanda erdemli bireylerden meydana gelen bir toplum ve toplumsal kurumlar oluşturmaktır.
Modern toplumlarda, modern ve ulusal eğitim sistemlerinde, geleneksel değerler yerine, modernizm, pozitivizm, sekülerizm, liberalizm gibi paradigma ve ideolojilerin dayandığı temel değerler ölçüt olarak alınmış olup dünyada geçen yüzyılın ortalarına kadar söz konusu değerler egemen olmuştur. Ancak II. Dünya Savaşından sonra dünyada ve eğitim alanında yaşanan birtakım kriz ve problemlerin artışına bağlı olarak modern toplumlarda moral eğitim, karakter eğitimi, manevi eğitim, değer eğitimi gibi farklı kavramlaştırmalarla birlikte değerler konusu yeniden başat hale gelmiştir. Değer eğitimi kavramı ise, yirminci yüzyılın sonlarına doğru çok kültürlülük, çok kültürlü toplum, çok kültürlü eğitim gibi nitelendirmelerle de ilişkili olarak, bir bakıma “toplumsal yaşamda giderek çeşitlenen ve farklılaşan değerler alanında, ortak yaşamın gerekli kıldığı ortak değerleri nasıl inşa edebiliriz?” sorusuna bir cevap bulmak amacıyla gündeme gelmiştir.
Başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren değerler eğitimi konusunda epeyce retorik üretildi ve konu öğretim programlarında da yer aldı. Ancak bireyselliğin, bireysel tercih ve değerlerin tavan yaptığı toplumlarda ortak yaşam alanlarında ortak değerlerin inşası ve sürdürülmesi, önemli bir sorun alanı olmaya devam etmektedir. Söz konusu ortak değerlerin oluşturulup sürdürülmesi, sadece bir müfredat ve öğretim konusu olmasının ötesinde düşünülmelidir. Zira değerler, davranışlar içinde yer alıp öğrenciler de söz konusu davranışları gözlemleyerek ve tecrübe ederek önem verilen değerleri öğrenir. Değerler, aynı zamanda bir sosyal kontrol aracı olup hangi davranışın toplumda onaylanabilir olduğunu belirler. Bu anlamda geleneksel toplumlarda ortak değerlerin insan davranışını kontrol etmede güçlü bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Ancak kültürlerin ve değerlerin oldukça çeşitlendiği, farklılaştığı modern ve postmodern toplumlarda aynı etkiden söz etmek güçtür. Bu konu, aynı zamanda toplumsal ödül sistemiyle de ilişkili olup bir toplumda ödüllendirilen insan davranışlarına da bakmak gerekir. Bir toplumda, doğruluk, dürüstlük, insan hakkına riayet, adil olmak, sözünde durmak, vergisini vermek, işine hile katmamak önemli görülüyor ve insanlar bu değerleri yaşatıyorsa, değerler eğitiminin toplumda karşılığı vardır. Ancak bir toplumda yalan söylemek, sahtekârlık, hilekârlık, vergi kaçırmak gibi eylemler karşısında sosyal kontrol mekanizmaları çalışmayıp bilakis bunları yapanlar; uyanık, işini bilen, kurnaz vatandaşlar olarak görülüyorsa, değerler eğitiminin toplumda bir karşılığı yoktur.
Eğer bir toplumda bazı insanlar, makyavelist bir tutumla, “amaca ulaşmak için her araç meşrudur” anlayışıyla başkalarının hak ve hukukunu hiçe sayan bir anlayışla hareket ediyor ve söz konusu davranışlar, toplum nezdinde ayıplanma ve kınanma dışında herhangi bir müeyyide ile karşılaşmıyorsa ya da bunlara uygulanan müeyyideler yetersiz kalıp bir cezasızlık algısı oluşuyorsa, eğitimde yeni yetişen kuşaklara insani ve erdemli davranışı nasıl kazandıracağız? Eğer bir okulda öğrenci başarısı, sadece akademik başarıya indirgenmişse, ahlaklı ve erdemli davranışın sosyal sistemde herhangi bir karşılığı yoksa, hatta erdemli davranış enayilik ve iş bilmezlik olarak görülüyorsa, öğrenciler böylesine çelişkili ve çatışan değerler arasından nasıl bir tercih yapacaktır? Aristo’dan bu yana hep yeni yetişenlere erdemli davranışın kazandırılması, onların giderek baskın ortak kültürden ve değerlerden uzaklaştığı tartışılırken bu süreçte yetişkinlerin rolünü de tartışmak gerekir. Onların, yeni yetişenler için ne ölçüde iyi bir rol model olabildikleri de sorgulanmalıdır.
Özetle, insanı okuldan çok toplum eğitir, toplumda mevcut olan okulda da vardır. Okul, fildişi kulede zihinsel egzersizlerin yapıldığı bir yer değildir. Eğitimin nesnesi, sadece çocuklar ve öğrenciler olmayıp toplumu oluşturan herkestir. Bir toplumda suç ve suçlu sayısı artarken okulun işlevini, “suç işleme ve suçlu oranını azaltma” olarak gören geleneksel anlayış, işlevsiz ve anlamsız hale gelmektedir. Suç ve suçluların niteliğine ilişkin tartışmalara bakıldığında toplumlarda bazı nitelikli suçları işleyenlerin aynı zamanda üst düzeyde ve nitelikli bir eğitim aldıkları da görülmektedir. Bu bağlamda dünyada moda kavramlardan biri de sürdürülebilirlik (sustainability) olup sürdürülebilir toplum, sürdürülebilir çevre, sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir eğitim gibi nitelendirmelerde, esasen egemen olan bazı değerler sorgulanmakta olup insanın mahiyeti, insan-çevre ilişkileri, üretim ve tüketim gibi davranışlar üzerinde yeniden düşünülmesi öngörülmektedir. Zira modern zamanlarda doğa, sömürülecek bir nesne olarak görülüp daha çok üretme, daha çok kazanma ve daha çok tüketim davranışları teşvik edilmiştir. Sonuç olarak, dünyanın yüksek tahsil görmüş ve çok bilen insanlardan çok iyi ahlaklı ve erdemli insanlara ihtiyacı vardır. Bir kelam-ı kibarda ifade edildiği gibi eğer hayatınızı ve eylemlerinizi, inandığınız değerlere göre tanzim etmezseniz, yaşadığınız gibi inanmaya başlar ve bu yaşantı içinde yer alan değerleri meşrulaştırmaya çalışırsınız.
1 Emekli Öğretim Üyesi. Toplum, Eğitim ve Kültür Araştırmaları (TEKA) Dergisi Baş Editörü