Kaydırma Çağında Erkeklik Krizi

Sosyoloji - Nevin BAŞARAN

Kaydırma Çağında Erkeklik Krizi

Bazen akıllı telefon ekranında kaydırdığımız birkaç saniyelik bir video, gündelik bir tüketim nesnesi olmanın ötesine geçerek çağın toplumsal cinsiyet rejimine dair yapısal bir yarılmanın göstergesine dönüşebiliyor. Son dönemde TikTok, Instagram ve X gibi platformların akışlarına bakıldığında, iki farklı söylemsel dinamiğin aynı dijital mekânda karşı karşıya geldiği görülmektedir. Bir tarafta geleneksel cinsiyet rollerini nostaljik bir refleksle yeniden üreten, ilişkileri bir güç ve taktik alanı olarak kurgulayan erkeklik söylemleri; diğer tarafta ise bu kodları deşifre eden ve gündelik mikro-iktidar pratiklerini tartışmaya açan feminist içerik üreticileri yer almaktadır. Bu karşılaşma, yalnızca yüzeysel bir sosyal medya çekişmesi olarak değil, ataerkil yapının sarsılmasıyla açığa çıkan bir krizin ve bu krize karşı gelişen yeni dijital pratiklerin sosyolojik bir tezahürü olarak ele alınabilir.

Bu dönüşümü temellendirirken öncelikle Raewyn Connell’ın literatüre kazandırdığı “hegemonik erkeklik” kavramına başvurmak gerekir. Connell, hegemonik erkekliği; erkeğin toplumsal hiyerarşide hem kadına hem de diğer erkeklik biçimlerine üstünlük kurduğu, sorgulanmayan bir meşruiyet ve tahakküm rejimi olarak tarif eder. Geleneksel yapı; erkeğe kamusal alanda otorite, aileyi denetleme hakkı ve duygusal zafiyet göstermeme zorunluluğu yüklerken karşılığında belirli bir imtiyaz alanı sunuyordu. Ancak kadınların iş gücüne katılımı, kamusal görünürlüğünün artması ve hak talepleri, bu tarihsel sözleşmenin sınırlarını daralttı.

Bu kırılmanın günümüzdeki yansımalarını açıklamada Michael Kimmel’ın “mağdurlaştırılmış ayrıcalık” (aggrieved entitlement) kavramsallaştırması analitik bir zemin sunar. Kimmel’a göre genç erkek kuşaklar, doğuştan kendilerine ait olduğunu varsaydıkları statüyü, kabulü ve ilgiyi kaybettiklerini düşündüklerinde, bu dönüşümü bir hak kaybı olarak algılayıp kendilerini “mağdur” konumuna yerleştirme eğilimi gösterirler. Bu mağduriyet anlatısı, internet ağlarında kurumsallaşan “Manosfer” (erkek küresi) alt kültürlerini doğurmuştur:

  • İnseller (İstemsiz Bekarlar / Involuntary Celibates): Romantik ve cinsel alandaki başarısızlıklarını biyolojik ve genetik determinizmle açıklayan bu grup; kadınların yalnızca belirli bir azınlığa yöneldiğini iddia ederek sistemli bir kadın karşıtlığı üretir. Burada yaşanan reddedilme deneyimi, yapısal bir sorgulama yerine doğrudan kadın varoluşuna yönelen organize bir tepkiye dönüşmektedir.
  • Red Pill (Kırmızı Hap) ve “Alfa Erkek” Söylemi: Popüler kültür metaforlarını ödünç alarak modern dünyanın kadınlar lehine kurulmuş bir yanılsama olduğunu öne süren bu yapı, sosyal medyadaki "ilişki koçları" aracılığıyla dolaşıma sokulur. Eva Illouz’un "duygusal kapitalizm" kavramsallaştırmasında belirttiği üzere; ilişkiler bir pazar mekanizmasına, kadınlar ise "piyasa değeri" ölçülen nesnelere indirgenmekte, erkeğe duygusal mesafe ve manipülasyon taktikleri aktarılmaktadır.
  • MGTOW (Kendi Yoluna Giden Erkekler): Modern hukuk sisteminin ve kadın haklarının erkeği dezavantajlı kıldığını öne sürerek kadınlarla duygusal ve toplumsal bağı asgariye indirmeyi savunan bir geri çekilme tutumudur.

bell hooks’un belirttiği üzere ataerkillik, kadınlar üzerinde baskı kurarken aynı zamanda erkeğin kendi kırılganlığı ve duygusal dünyasıyla bağ kurmasını da sınırlar. Dolayısıyla ekranda beliren bu yeni erkeklik kategorileri, erkekliğin kendi iç dinamikleriyle yüzleşmek yerine dışsal bir fail arayan semptomatik tepkiler olarak okunabilir.

Reaksiyoner erkeklik pratiklerinin karşısında yer alan feminist söylem ise sosyal medya platformlarını bir tartışma ve kavramlaştırma alanına dönüştürmektedir. Hukuki ve biçimsel düzeyde çeşitli düzenlemeler yapılmış olsa da, toplumsal söylemde ve gündelik pratiklerde kadının ve LGBTİ+ öznelerin konumunun süregiden tartışmaların konusu olduğu görülmektedir. Bu çerçevede dijital mecralar, feminist kavram setlerinin dolaşıma sokulduğu bir zemin işlevi görmektedir.

Sosyal medyadaki içerik üreticileri, teorik tartışmaları gündelik hayat pratikleri üzerinden aktararak geleneksel kodları yapıbozuma uğratmayı hedefler:

  1. Gündelik Pratiklerin Kavramsallaştırılması: İlişkilerde kadına yüklenen duygusal emek (emotional labor), ev içi sorumluluklardan kaçınma biçimi olarak sergilenen kasıtlı beceriksizlik (weaponized incompetence) ve psikolojik manipülasyon yöntemleri (gaslighting); video içerikleri ve analitik çözümlemeler aracılığıyla görünür kılınmaktadır.
  2. Farklı Kadınlık Temsilleri: Dijital alan, geleneksel tek tip kadınlık kabullerinin dışında kalan; sınırlarını belirleyen, kamusal alanda ve çalışma hayatında yer alan, beden algılarını sorgulayan ve kesişimsel dinamikleri barındıran kadınlık biçimlerinin görünürlük kazanmasına alan açmaktadır.

Bu pratikler, sosyal medyada toplumsal cinsiyet rollerine dair eleştirel bir dilin üretilmesine ve farklı kitleler tarafından tartışılmasına olanak tanımaktadır.

Bununla birlikte, dijital platformların kendisinin tarafsız ve nötr bir kamusal alan olmadığını, "gözetim kapitalizmi" dinamikleriyle işleyen ticari yapılar olduğunu da eleştirel bir mesafeyle kaydetmek gerekir.

TikTok, Instagram ve X gibi platformların algoritmik mimarisi; pedagojik bir aydınlanmayı veya sakin bir toplumsal uzlaşıyı öncelemekten ziyade, insan dikkatini ekranda tutan yüksek etkileşimi ödüllendirecek biçimde kurgulanmıştır. Sosyolojik olarak etkileşimi en hızlı tetikleyen unsurun gerilim ve kutuplaşma olduğu bilinmektedir. Bu noktada şu soru gündeme gelmektedir: Platformlar, bir yanda geleneksel erkeklik mitlerini dolaşıma sokan figürleri, diğer yanda bunları eleştiren feminist içerikleri bilerek aynı tartışma havuzuna çekerek bir çatışma sermayesi mi üretmektedir?

Bu durum, üretilen her eleştirinin ve karşıt söylemin kaçınılmaz olarak bir tıklanma, izlenme ve reklam geliri metriğine dönüşmesi sonucunu doğurmaktadır. Çatışmanın yarattığı bu yüksek dolaşım hacmi kimi üreticiler için görünürlük sağlarken, platform şirketleri için veri madenciliği ve kâr mekanizmalarının yakıtı haline gelmektedir.

Kaynakça

Connell, R. W. (2005). Masculinities (2. Baskı). University of California Press.

hooks, b. (2004). The Will to Change: Men, Masculinity, and Love. Washington Square Press.

Kimmel, M. (2013). Angry White Men: American Masculinity at the End of an Era. Nation Books.